<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-27997109</atom:id><lastBuildDate>Sat, 19 Dec 2009 05:36:30 +0000</lastBuildDate><title>Çocuk Bakımı ve Gelişimi Üzerine Yazılar</title><description></description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Seo Monster)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>43</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114753869022344262</guid><pubDate>Sat, 13 May 2006 16:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-19T03:34:49.126+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>baba</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>baba ve çocuk</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>ebeveynlik</category><title>Babalığın Katı Sıvı ve Gaz Halleri</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/3086/992/1600/babakati.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3086/992/320/babakati.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir baba, bir bebeğin hayatındaki "esas" rolünü ne zaman oynamaya başlar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok, işin "esas" başlangıcını kastetmiyorum. O, rolün en kolay kısmı. Yukarıdaki soruya yuvarlak bir cevap olarak verilebilecek "babanın kendini baba gibi hissettiği zaman" denen o zaman, ne zaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babaların baba olduklarını hissetmeye başladıkları zaman için, ortalama iki yaş deniyor. İnanılmaz derecede uzun gelen bu zaman diliminde, babalar ne yapıyorlar? Biz babalar, ne yapıyoruz? İki yılın içinde tutumlarımızı pekiştirdiğimiz, karakterimizle ve o zamana değin yaşadıklarımızla uyumlu, çocuğumuzun tarzına yakın bir "stil" geliştirirken hangi yollardan geçiyor, ne hâllere giriyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basitleştirmeye katlanabilirseniz, topu topu bir kaç çeşit tutumumuz var: Birisi, durup, beklemek. Ne olduğunu anlamaya çalışarak, ne yapacağımızı belirlemek. Durup, bebekten gelen sinyali dinlediğimizde, ritmimizi ona göre ayarlıyor, o'na göre hareket ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bakıyorsa, biz de ona bakıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıdıkladığımızda gülüyorsa, gıdıklıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıdıklamamızdan ya da kulağına üflememizden rahatsız olduğunu hissettiriyorsa, o hareketimizi kesiyoruz oracıkta. Bu yolla, âdeta, içinde olduğu kaba göre şekil alan bir maddeye dönüşebiliyoruz. Buna "sıvısal" babalık ya da babalığın sıvı hâli denebilir, hâliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin tavrı donuk ve durgunsa, biz de öyle oluyoruz, ilk tepki öyle. Sıvısalsak eğer, hemen üstüne gitmek yerine, onun küçük bir sinyalini kollayıp, o anda atlayabiliyoruz. Bu küçük zaman aralıklarını iyi kullanabildiğimiz ölçüde, bebeğin zaman içinde değişiveren ruh hâline uygun adımlar atmayı pek iyi beceriveririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıvısal olmayan bir baba böyle bir durumla karşılaştığında, ne yapabilir? Babalığın "katı" hâlini yaşıyorsa eğer, bebeğin gülümsemesini bekler ve bebekten beklediği belli adımlar atılmamış olursa, kılını kımıldatmayabilir. Bebecik de köşesinde duran, ne yapacağını bilemez cinstense, "katı" halli baba ile karşılıklı köşelerde öylece dururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçucu ve kaçıcı tipte bir babaysa eğer, sinyal-minyal beklemeden bodoslama dalıverir bebeğin dünyasına, kendi canlı ve neşeliyse eğer o gün, bebeğin de otomatik olarak öyle olacağı beklentisiyle âdetâ. Bu tip babalığa da, babalığın "gaz" hâli diyelim. Sıvısal babalığın saydıklarım arasında en makbulü olduğu kanısındayım. Bebekle o meşhur dansı en iyi yapabilenler, bebeğin ihtiyaçlarını yakından gözleyen ve bazı ihtiyaçları doğmadan hissedip proaktif davranan babalar.&lt;br /&gt;Ama hepimizin ayrı, kendine özgü kişilik yapıları var. Bu yapılara denk düşmeyen davranışlara kendimizi ne kadar zorlayabiliriz? Sıvı ya da gaz ya da katı hâlde oluşumuz, babalık öncesindeki/yanındaki stillerimizle yakından ilişkili. Bize babalık ve annelik edenlerin stilleri, onların bize hediyesi genlerimiz, çocuklarımızın anneleri, hepsi bu sıvı/gaz/katı hâllerimizin editörleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocalığımızın hâlleri ile babalığımızın hâlleri arasında çarpıcı benzerlikler bulursak, şaşırmayalım. Kocalığı gaz hâlinde olup da, babalığı sıvı hâlde olan varsa eğer aramızda, bir dakika, burada bir çelişki var ve neden, diye çıkıverir birisi aradan. Katı hâlden pek bahis yok, dikkat ettiyseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr.Yankı Yazgan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114753869022344262?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/babaln-kat-sv-ve-gaz-halleri.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114753841457876222</guid><pubDate>Sat, 13 May 2006 16:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-13T19:40:15.023+03:00</atom:updated><title>Çocuklarda Anne Babaya Yönelik Şiddet!</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/3086/992/1600/cocuksidet1hw.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3086/992/200/cocuksidet1hw.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Özellikle ergenlik dönemindeki çocukların anne-babaya saldırgan davranması veya şiddet uygulaması oldukça sık görülen ancak hakkında fazla konuşulmayan bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Anne-babaya yönelik şiddet; küfürlü konuşma, korkutma, tehdit etme, anne ya da babaya fiziksel zarar verme (itme, tekmeleme, eşyaları üzerine fırlatma, vurma), eşyalara ve eve zarar verme ya da bıçak vb. silahla tehdit etmeyi içerebilir. Anne-babaya yönelik şiddet ister bir kere yaşanmış olsun, isterse sürekli bir tutum olsun, mutlaka üzerinde durulması gereken bir durumdur. Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm.Dr. Ayten Erdoğan çocukların anne ve babasına karşı neden saldırgan bir tutum sergilediğini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar anne-babasına neden saldırganlık ve şiddet gösterir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar anne-babaya karşı çeşitli nedenlerle saldırganlık gösterebilir. Bu nedenlerden hiçbiri saldırganlık ve şiddet tutumunun hoş görülmesini gerektirmez, ancak özellikle de ergen çocuğunuzun neden böyle davrandığını anlamanıza yardımcı olabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Özellikle de öfke duygularını kontrol etmeyi ve doğru bir şekilde ifade etmeyi henüz öğrenememiş olabilir ve bu nedenle de hiçbir öz disiplin uygulamadan hareket edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yetişkinlerin öfkesini kontrol etmeden, birbirlerine şiddet uyguladığını görerek büyümüş olabilirler. Bu durum, bu şekilde davranmanın normal olduğunu düşünmelerine neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sorunları çözmek ya da istediklerini elde etmek için başka bir yöntem bilmiyor olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Başka insanlara veya eşyalara değer verme ve saygı göstermeyi yeterince öğrenememiş olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Uyuşturucu veya alkol kullanımı, arkadaşından ayrılmak gibi nedenler de saldırgan tutumu tetikleyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anne-babalarını zayıf ve güçsüz görüyor olabilir, ya da kadınlara bu şekilde davranılması gerektiğini düşünüyor olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gerçekten zor bir dönemden geçiyor ve stresle baş edemiyor olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne-babalar ne yapmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğu tarafından saldırıya uğrayan anne-babalar korkabilir, kendini güçsüz, yalnız, başarısız hissedebilir ve utanma ve suçluluk duygularına kapılabilir ve ailede kontrolü kaybetmiş gibi hissedebilirler. Öncelikle, çocuğunuzla ilişkinizde ne yaşamış olursanız olun, şiddetin hiçbir şekilde mazur görülemeyeceğini asla unutmayın. Kendinize olan güveniniz sarsılmış olsa dahi, bazı zor kararları almak için hazırlıklı olun. Ailenizde belli ölçüde de olsa kontrolü yeniden sağlamanız gerekir. Ergen çocuğunuzun bu davranışını değiştiremeyebilir ya da sona erdiremeyebilirsiniz, ancak yine de önceden belirlediğiniz kararınızı savunmanız gerekir. Özellikle de evde bu ortamdan dolayı korkmuş ve size sığınma ihtiyacı hissedebilecek daha küçük çocuklarınız varsa bunu yapmanız önemlidir. Tartışmaların çoğunlukla hangi konulardan kaynaklandığını düşünün. Hangi konularda taviz verebileceğinizi ve hangi konularda kesinlikle taviz veremeyeceğinizi belirleyin. Tartışma çıktığında neler olduğunu düşünün. Saldırgan davranışın sinyalleri nelerdi? Bu sinyalleri gördüğünüzde mutlaka birbirinizden uzaklaşın. Gerekirse evden çıkın ve şiddete maruz kalmamaları için küçük çocuklarınızı da yanınıza alın. Her ikiniz de sakinleştikten sonra gerekli konuşmaları yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar mantıksız gelirse gelsin, konuyu çocuğunuzun gözünden görmeye çalışın. Hangi tutum ve sözlerinizin, istemeseniz de, bu durumun yaşanmasına katkıda bulunuyor olabileceğini belirleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuz bu tutumu yeni sergilemeye başladıysa, son zamanlarda olan bitenleri düşünün. Örneğin, okulda ders veya öğretmenlerle ilgili bir sorun mu yaşıyor? Arkadaşları ile ilgili bir sorunu mu var? Aileniz ya da çocuğunuz son zamanlarda yeni biri ile görüşmeye başladı mı? Bu kişi ile ilişkilerde neler oldu? Ergen çocuğunuz bir depresyon mu geçiriyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzun iyi davranışlarına dikkat edin ve bunları fark ettiğinizi ve takdir ettiğinizi ona belirtin. İzin verdiği ölçüde, onun sevdiği şeyleri yaparak birlikte zaman geçirmeye gayret edin. Ergenlik dönemindeki çocuğunuzun artık “çocuk” olmadığı gerçeğini kabul edin ve buna uygun davranın. Sınırınızın ne olduğunu ve bu sınırı aşarsa ne yapacağınızı net bir şekilde belirleyin ve çocuğunuza da belirtin. Sınırı aşması halinde yapacağınızı söylediğiniz şeyi mutlaka yapın. Örneğin böyle bir durumda ergen çocuğunuzun evden çıkmasını isteyebilir ya da polis çağırabilirsiniz. Tüm bunları yapmak mutlaka ki size çok zor gelecektir. Anlayış göstereceğini bildiğiniz biri ile durumu paylaşabilirsiniz. Sağlam bir tutum belirlemek ve uygulamak ne kadar güç olsa da, bunu yapmanız çok önemlidir. Ergen çocuğunuz da anne ya da babasına saldırgan davrandığında, kendisini ne kadar mazur göstermeye çalışırsa çalışsın (annem beni çok kızdırdı, beni buna zorladı, vb.) kendisi de bu davranışından mutlaka rahatsızlık duyacaktır. Ayrıca bu davranışı hiçbir engelleme görmezse, başka alanlarda da aynı tutumu sergileyebilecektir. Bu da, engellenmemesi ve öfkesini ifade edecek başka yöntemler öğretilmemesi durumunda, hayat boyu sorunlar yaşamasına ve belki de kanunları çiğneyerek ceza almasına dahi neden olabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar işe yaramıyorsa ya da en başından sorunla baş edemeyeceğinizi düşünüyorsanız mutlak surette uzman yardımı almalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzm. Dr Ayten Erdoğan,&lt;br /&gt;Memorial Hastanesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114753841457876222?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ocuklarda-anne-babaya-ynelik-iddet.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114753832839065998</guid><pubDate>Sat, 13 May 2006 16:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-13T19:38:48.460+03:00</atom:updated><title>Baba'nın İlgisi Zeki Yapıyor</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/3086/992/1600/babailgi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3086/992/200/babailgi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bırakın "klasik baba" rolünü bir kenara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzla oynayın, onunla ilgilenin, yemeğini yedirin... Hem babalığın tadını çıkartın hem de çocuğunuz zeki olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babalık zor bir iştir. Çocuğuyla doğru bir ilişki kurmak, onunla arakadaş olmak için kendi yolunu bulmaya çalışır babalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu bir taraftan da zorunluluk. Çocuğun anneye olduğu gibi babaya da ihtiyacı var. Babanın ilgisi, babanın verdiği güven duygusu, o küçük insanları mutlu ve huzurlu kılmak için çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babaların, erken yıllarda gösterdiği olumlu ilgi, çocuğun zihinsel gelişimini olumlu etkiliyor.Kocaeli Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nuray Sungur, kitap okumak, oyun oynamak gibi birçok etkinliğin çocukların özgüvenini artırdığını belirtiyor.&lt;br /&gt;Oysa babasının ilgilenmediği veya baba şefkatinden yoksun kalan yetişkinlerin beyni, normalden yüzde 30 daha küçük oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114753832839065998?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/babann-ilgisi-zeki-yapyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114753812228041255</guid><pubDate>Sat, 13 May 2006 16:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-13T19:35:22.356+03:00</atom:updated><title>Babalar ve Bebekleri</title><description>Baba - çocuk arasındaki sağlam ilişki bebeklikten başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babalar bebeklerine kavuşma heyecanı yanında kimi zaman bebeğin emzirilme durumundan dolayı anneyle bebek daha yakın olacağından, ilişkide dışarıda kalma endişesi taşıyabilir. Bu endişe babanın bebeğin hayatına dâhil olup onunla yakınlik kurabileceği diğer birçok mükemmel yolu fark edememesine de sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki bebeklerin emzirilmek dışında pek çok ihtiyacı daha vardır. Doyurulması, diğer insanlarla fiziksel teması, rahat ettirilmesi, altının değiştirilmesi ve kocaman dünya ile tanıştırılması!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba isterse tüm bu aktivitelere dâhil olabilir ve bebeğin hayatında etkili yerini alabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bebekler kendilerine dokunulmasından hoşlanırlar. Kalp atışlarını duyacak kadar yakınlıkta olmaktan haz duyar, anne babalarının cildini, kokusunu hissetmeye, seslerini duymaya ve hareketlerini izlemeye bayılırlar. Anne zaten emzirme yoluyla bunları yapar ama baba da başka bir çok yolla bu hazzı bebeğine ve kendine yaşatabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasının göğsünde uyumak nerdeyse bütün bebeklerin favorisidir. Anne günün yorgunluğunu üzerinden atmak, biraz yalnız zaman geçirmek istediğinde (bir banyo, biraz okumak ya da sadece biraz kendi kendine kalmak gibi), baba da bütün gün bebekten uzak kalmanın, onu özlemenin acısını çıkarmaya fırsat yaratabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnı doymuş ama henüz uykuya hazır olmayan bebeğini kucağında gezdirebilir, bebeğiyle birlikte çevrelerindeki eşyaları, duvardaki bir resmi, saksıdaki bir çiçeği inceleyebilirler ya da sadece bakışıp gülüşerek birbirlerinin varlığının keyfini çıkarabilirler! Eğer bebeğin uykusu gelmişse, baba rahat bir koltuğa oturup, bebeği de göğsüne yerleştirip uykuya geçmesini sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anne için dinlenme molası sonrasında eşi ve bebeğini huzur içinde uyurken bulmaktan daha güzel bir duygu var mıdır acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babaların özellikle hoşlandığı bir diğer aktivite de banyo zamanıdır... Bebeğin göbek kordonunun düşmesinden itibaren babalar da bebeği rahatça yıkayabilirler. Bebeğin suyla tanışmasını, ilk tepkilerini ve yavaş yavaş oyun zamanlarına geçişini izlemek en keyifli şeylerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyo zamanı babayla bebek arasında özel bir ilişkinin gelişmesini sağlar. Bu zorunlu aktivite her ikisi için de eğlenceli ve öğretici olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyo zamanları her gün veya gün aşırı birlikte yalnız vakit geçirmelerine olanak sağlar. Bu da aralarındaki bağı kuvvetlendirmesi nedeniyle baba ve bebek için gerçek bir ödüldür. Paylaşılan özel anlar ilişkiyi geliştirir. Küvet ve duş sistemi varsa, minik bebeği yıkamak baba için çok kolay olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba bebeği çabucak sabunlar ve durular, sonra da dolu küvetin içinde ikisi de rahat bir şekilde oynarlar. Babasının göğsünde ya da kollarındaki bebek zevk alır, güvendedir ve eğlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklara okumanın önemi tartışılmaz. Babalar yalnız çocuklara değil, her koşulda bebeklere de bir şeyler okuyabilir. Hatta baba, en minik bebekle bile gazetesini sesli okuyarak haberi paylaşabilir. Bebekler kendilerine konuşulmasını, sürekli aynı sesi duymayı çok severler, anne karnındayken de bu böyledir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aylarda bebeğinize ne okuduğunuz hiç önemli değildir... Bu okumalar zaman içinde geceleri rutin basit çocuk kitaplarına, hafta sonları gazete eklerindeki karikatürlere ve sonunda okul yılları sırasındaki okumalara evrim gösterecek, gelişecektir. Babasının kucağında kitap okumak, çocuk için yaşam boyu okuma sevgisine özel bir yol oluşturacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni babalar bebeklerinin ilk yıllarındaki büyüme, gelişme evrelerinde etkin biçimde daha pek çok şekilde rol alabilirler. İste 0–18 ay bebekler için öneriler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim kurun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenidogan bebeğinize duygularınızı ifade eden (beklentileriniz, hayalleriniz vs. onun doğumu üzerine ) bir mektup yazın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğinizle hoş sakinleştirici bir sesle, basit bir dille konuşun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin çıkardığı sesleri, tepkileri dinleyin ve taklit edin. Seslerle karşılıklı gevezelik edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğinizin üzüntü, acı, endişe, korku, acıkma, yorgunluk gibi konularda vücut dilinin farkında olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğinizin etrafını keşfetmesine imkân izin verin. Güvenli nesneleri kavrayıp tutmaya, çiğnemeye, elleriyle idare etmeye, kullanmaya, tanımaya cesaretlendirerek doğal ortamlarını anlamalarına yârdım edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenli şekilde nasıl oyun oynayacağını gösterin, model olun ve öğretin. (Sıcak şeylere dokunmamak, elektrik prizlerine bir şeyler sokmamak, oynayabilecekleri uygun yerler vs)&lt;br /&gt;Bu aylarda öğrenmede taklit etmek, saklamak, oyunları isimlendirmek önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrol edin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşı olması gereken zamanları iyi takip edin, bilin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatli biçimde gözlemleyerek, güven içinde oynadığından emin olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel gelişimini gözlemleyerek, yediklerinin besleyiciligini kontrol edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyurken kontrol edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünün, yazın, paylaşın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğiniz olmadan önceki duygularınız, taahhütleriniz neydi ve baba olduğunuzdan beri neler değişti, neler fark etti? Ne düşünüyorsunuz, ne hissediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne çeşit bir baba olmak istediğinize dair umutlarınız ve hayalleriniz neler? Bu umut ve hayallerden kaybettiğiniz oldu mu? Niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takdir ettiğiniz, beğendiğiniz özelliklerde tanıdığınız anne babaları göz önüne getirin, haklarında düşünün. Mesela onlardan ne öğrendiniz? Yaptıkları neleri beğeniyorsunuz?&lt;br /&gt;Babanızla olan anılarınızı düşünün. Bu tecrübelerinizle temelde çocuğunuza nasıl bir baba olmayı arzu ediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi zamanlarda çocuğunuzla birlikte olmaktan en çok keyif alıyorsunuz? Çocuğunuzla ilişkiniz açısından kendinize dikkat edin, doğru şeyler yaptığınızı düşünüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğerlerinin bir baba olarak sizden neler beklediğine inanıyorsunuz( es, çocuk, akrabalar, arkadaşlar, toplum.) Nasıl farklılıklar gösteriyorlar. Bu beklentileri nasıl karşılıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzun sizin hakkında söylemesini istediğiniz şeylere dair bir hikâye yaratın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşinize de yardım edin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esiniz ve bebek evdeyken gidip alışverişi yapın.&lt;br /&gt;Ekstra bez, biberon emziği ve ya stok için mama almaya hevesli, istekli olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biriken çamaşırları yıkayıp azaltın, biberonları sterilize edin, bebeğin kirli bezlerini dışarı çıkarın, bebeğinizin sağlıklı, temiz ortamda büyümesi için ön ayak olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırık oyuncakları, bebek eşyalarını tamir edin.&lt;br /&gt;Doyurulması, bez değişimi, uyku zamanları, hastane kontrolleri, aşıları, keşifsel oyun zamanları için hazırda bulunun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakım yapın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük rutin olarak yapılan alt değiştirme, banyo, doyurma ve üstünü değiştirme gibi şeylerin zamanlarında dikkatli olun. Bunları yaparken ne yapıyor olduğunuzu ve sonra ne yapacağınız hakkında bebeğinizle konuşun, şarkı söyleyin, oyun oynayın (ce-ee yapın), burnu, gözü ,kulağı hakkında konuşun, çevredeki belirgin nesnelere dikkatini çekin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık sık kitap okuyun. Etkileşim ve konuşma için ortam yaratın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta olduğunda ilgilenip bakımını yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planlayın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzla ilgili gelecekteki masraflar için finansal plan yapın (okullar, dersler, spor.), yatırım yapın, kenarda para tutun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzun büyük anne-babalarıyla ilişkisini geliştirmesini sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuza sık sık okuyun ve şarkı söyleyin.&lt;br /&gt;Sürekli aklında kalacak tekerlemeli oyunlar öğretin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte bir boş araziyi, bir parkı veya bina gibi yeni yapılanan bir oluşumu keşfe gidin.&lt;br /&gt;Birlikte bloklardan, çamurdan, kardan bir şeyler yaratın, inşa edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlayın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenli, yıkanabilir, yutmaya müsait olmayan büyüklükte, onu oynamaya heveslendiren özelliklere sahip (öten, ses çıkaran, müzik yapan, zil çalan oyuncaklar, toplar, legolar, bloklar gibi) oyuncaklar alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde tanıdık nesnelerin büyük ve parlak renkli resimlerinin olduğu, kenarları yuvarlatılmış, kalın karton, mukavva gibi kâğıttan sayfaları olan kitaplar alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koruyun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba koltuğunu sağlam, güvenli şekilde monte edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman çocuğunuzu arka koltukta araba koltuğunda emniyet kemeriyle bağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektrik prizlerine taktığınız kapakların, eğer çıkartılırsa yutulamayacak büyüklükte olmasına dikkat edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temizlik malzemelerinin, keskin aletlerin, ilaçların vs. olduğu dolaplarının kapaklarına kilit koyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencerelerde kordonlu türünden güneş önleyici varsa (jalûzi gibi) boğulma tehlikesine karşı iplerini güvenli yükseklikte tutun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evdeki bitkileri çocuğunuzun ulaşamayacağı yerlerde tutun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdiven ağızlarına çocuğun geçmesini önleyecek kapılar takın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba bebek ilişkisi, biraz yaratıcılıkla, denemeyle ve zamanla serpilip gelişecek, cocuklukta, genclikte ve sonrasinda tüm yaşam boyu sürecek sağlam zeminde yerini bulacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114753812228041255?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/babalar-ve-bebekleri.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114753808334748743</guid><pubDate>Sat, 13 May 2006 16:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-13T19:34:43.473+03:00</atom:updated><title>Bir Temel Yaşam Becerisi:Problem Çözme</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/3086/992/1600/problemcozme.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3086/992/320/problemcozme.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color:Purple;"&gt;&lt;b&gt;“Başınızdan geçenler hep hoş şeyler olursa, cesur bir insan olamazsınız.”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;                                                                                        Mary Tyler Moore&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Elbette anne baba olarak, çocuklarımızın, özellikle ilk yaşlarının kontrol edemeyecekleri sorunlarla geçmesini istemeyiz, çünkü hepimiz güven duygusunun ruh sağlığı için ne denli önemli olduğunu biliriz. Fakat, tümüyle sorunsuz geçen bir çocukluk da, onları sorunlu ve adil olmayan bir dünyaya psikolojik olarak hazırlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan, çocukların ruh sağlığına zarar veren ve kendilerine olan güvenlerini yok eden sorunların niteliği ve niceliği değil ,bu sorunların üstesinden nasıl gelindiğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse, çocuklarımızın karşılaştığı sorunlarla başa çıkabilmeleri için, onlara yapıcı olarak nasıl yardımcı olabiliriz? En önemli yol, elbette ki problem çözme konusunda çocuklarımıza iyi bir model oluşturmamızdır. Fakat sadece bu da yeterli olmayabilir. Anne babalar olarak çocuklarımızın bu alanda başarılı olmaları için yapacağımız çok önemli başka şeyler de vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1. Pozitif tutumu sürdürmek&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuz problem çözme konusunda özgüvenini sık sık kaybediyor ya da siz gereğinden çok endişeleniyor veya aşırı şekilde korumacı davranıyorsanız, bunun üzerinde durmak gerekir.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Aşağıdaki cümleleri tekrar ederek, içinizdeki içgüdüsel anne-babayı pozitif bir yere oturtur ve böylelikle ilk adımı atmış olursunuz:&lt;br /&gt;- Pozitif ve yapıcı şekilde ele alınırsa, çocuklar her duygusal travmayı atlatabilirler.&lt;br /&gt;- Çocuklar, sorunlarını çözerek psikolojik olarak güçlenirler.&lt;br /&gt;- Çocuklar problem çözme yoluyla çok değerli yaşam becerileri edinirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. Yeterince müdahale etme&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekliklerinde, doğal olarak çocuklarımızın, elbette sorunlarının neredeyse tüm sorumluluğunu üstleniriz; fakat ileri ergenlik dönemine geldiklerinde, rolümüzün, aşamalı olarak yardım ve destek gerektiğinde, danışılan bir gözlemci durumuna gelmiş olması gerekir. Bu sürecin hızı, her zaman her çocuğun olgunluğuna, yeteneğine ve yüz yüze gelinen sorunun niteliğine göre belirlenmelidir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Çocuğunuza yardım etmeden önce aşağıdaki soruları kendinize sorabilirsiniz:&lt;br /&gt;- Bu sorunu tamamıyla çocuğumun mu çözmesi gerekiyor, yoksa benim veya bir başkasının, sorunu çözmede üstlenmemiz gereken sorumluluklar var mı?&lt;br /&gt;- Bu sorunu çözmesi için çocuğumun becerisi ve deneyimi yeterli mi?&lt;br /&gt;- Çocuğumun bu sorunla tek başına başa çıkabilmesinde başarı şansı nedir? (Yardımcı olacağını düşünürseniz 1’den 10’a kadar notlandırabilirsiniz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3. Destek olma&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar arka plana çekilmeye ve çocuğumuzun kendi sorununa kendi çözümlerini getirmesi gerektiğine karar versek de, ona destek olmak gibi çok önemli bir rolümüz de vardır.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Acaba çocuğunuz ilişkinizde onu desteklediğinize, sonuç ne olursa olsun yanında olduğunuza yürekten inanıyor mu? Çocuğunuza desteğinizi açıklıkla ifade edip etmediğinizi şu sorularla test edebilirsiniz:&lt;br /&gt;- Duygularını anlayışla karşıladınız mı? (“Sorunun, seni endişelendirdiğini / ürküttüğünü / heyecanlandırdığını görüyorum.”)&lt;br /&gt;- Gülümsediniz, kucakladınız ya da elini tuttunuz mu?&lt;br /&gt;- Gereksinim duyduğu takdirde, ona zaman ayıracağınızı söylediniz mi?&lt;br /&gt;- Onu önemseyip, günlüğünüze onun bu deneyimi ile ilgili bir şeyler yazıp, ona bunu gösterdiniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4. Problem çözme stratejileri öğretin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Strateji” sözcüğünü kullanmasalar da, yetişkinlerin pek çoğunun kullandıkları problem çözme yöntemleri vardır. Bunlara belki “sağduyu”, “oyunun kuralları”, “işin püf noktası” gibi isimler verilir.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Ancak, hepimiz çocuklarımızın bu bilgilerle dünyaya gelmediğini unutuverir ve günlük koşuşturmada denenmiş, sınanmış bu stratejileri çocuklarımıza öğretmeyi atlarız. Bu yüzden, kullandığınız bu stratejilerin neler olduğunu bir oturup düşünün ve bunları çocuklarınıza anlayabilecekleri bir dille anlatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ÇOCUKLARIN PROBLEM ÇÖZMEDE KULLANABİLECEKLERİ BEŞ AŞAMALI BİR  STRATEJİ:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu stratejide çocuğun bir problemi hem kendine güvenerek, hem de başarıyla çözebilmesi için beş önemli aşama vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1. KONUŞMA&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;“Sorununuzu paylaşırsanız, sorun bir bütün olmaktan çıkıp yarıya iner.”&lt;br /&gt;Çocukların çoğu ya sorunlarını başkalarına hissettirmez ya da farklı biçimlerde dışa vurur. (Örneğin, küçük kardeşini dövmek, yatmak istememek ya da başkalarının eşyalarına zarar vermek vb.) Bu nedenle, atılacak ilk adım, kendilerini üzen ya da endişelendiren konuyu, çok güvendikleri biri ile konuşabilmelerini sağlamaktır. Çoğunlukla bu kişi anne ya da babadır, fakat sorun anne-baba ile ilgili ise sorunu bir başkası ile konuşması için teşvik edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. DÜŞÜNME&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu aşamada çocuğa, herhangi bir önlem almadan önce, sorununu tüm ayrıntılarıyla düşünmesi gereği hatırlatılır. Düşüncelerini netleştirmesi ya da yeni fikirler üretmesi için önerilebilecek yöntemler:&lt;br /&gt;- Resim yapmak,&lt;br /&gt;- “İyi” ve kötü” şeyler listesi hazırlamak,&lt;br /&gt;- Sorun hakkında farklı biçimde biten öyküler yazmak,&lt;br /&gt;- Fikir jimnastiği yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3. HAREKETE GEÇME&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;“İyi formüle edilen bir problem yarı yarıya çözülmüş demektir.”&lt;br /&gt;Bu aşamada çocuğunuzun aşağıdaki noktalara dikkat ederek hazırlayacağı, uygulamaya yönelik bir eylem planı yapmasına yardım ediniz:&lt;br /&gt;· Uzun süreli hedef – Bu noktada unutmamanız gereken husus, seçilen hedefin başarıya ulaşma olasılığının olması ve sürenin gerçekçi olmasıdır. Bu, istenilen hedefin kısa ve net özetidir.&lt;br /&gt;· Kısa süreli hedefler – Hedeflerin saptanması çok önemlidir; çünkü küçük adımlarla işe başlanırsa, eylem planını sürdürme olasılığı artar. Hedeflerin çok somut olmasına gayret edilmeli ki, başarı gözle görülebilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4. DENETLEME&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun işine gereğinden fazla karışmanın sonuç üzerinde istenmeyen etkileri olur. Bu nedenle, bir gözden geçirmenin yararlarından söz ettikten sonra, çocuğunuzla oturup ne tür bir kontrol mekanizmasının daha yararlı olacağı konusunda konuşun. Bu konuda bir başkasının yardımını istiyorsa (arkadaşı, öğretmeni yada anne veya babası) eylem planının bir parçası olarak, bu kişiyle sürekli iletişim halinde olasını sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, kendi kendine denetlemesi için onu teşvik edin ve bu konuda önerilerde bulunun. (Örneğin, günlüğüne not alabilir, yatak odasının duvarına bir grafik hazırlayıp asabilir vb.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5. ÖDÜLLENDİRME&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu aşamada problemini çözebildiği için çocuğun ödüllendirilmesi gerekir. Fakat, bundan daha önemlisi, yavaş ilerleme kaydediyorsa veya başarısız olduysa bile, gösterdiği “çaba” için onu ödüllendirmeyi unutmayın.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Ödüllerinizi hazırlarken, amaca uygun olmalarına dikkat edin ve abartmayın. Pek çok çocuk için anne-babalarıyla geçirecekleri birkaç özel saatin çok büyük önemi vardır. Bir başka ödül, çok istediği bir şeyin satın alınmasına yapacağınız maddi katkı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Beş Aşamalı Stratejinin Uygulamasıyla İlgili Birkaç  Örnek&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Problem1:&lt;/b&gt; Yalnızlık ve antisosyalleşme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; 14 yaşında bir kız çocuğu, en sevdiği arkadaşıyla kavga edip, ondan ayrılmak zorunda kalmıştır ve giderek herkesten uzaklaşmaktadır.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Konuşma&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Anne-baba ya da yakın bir arkadaşı konuşmasına yardımcı olup, kızgınlığını dışa vurmasını, hatta ağlamasını sağlayabilir. Çocuk artık hiçbir yere gitmek istemediğini, çünkü arkadaşını yeni arkadaşlarıyla görmekten korktuğunu itiraf eder.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Düşünme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Bu aşamada konuştuğu kişiyle birlikte:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - bu kızla olan arkadaşlığı konusundaki tüm iyi ve kötü şeyleri bir liste haline getirebilir,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - şimdi ne tür bir arkadaşlığa gereksinim duyduğunu düşünebilir,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - okulda ya da çevresinde arkadaşlık etmek istediği başka kişilerin olup olmadığını düşünebilir,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Arkadaşlık etmek istediği kişilerle nasıl arkadaşlık kurabileceğini düşünebilir.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Harekete geçme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Uzun süreli hedef: Gelecek döneme kadar yeni arkadaşlar edinmek&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Kısa süreli hedefler:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - haftada bir kez dışarı çıkmak,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - kendini iyi ifade edebilme konusunda çalışmalar yapmak,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - dönem sonundaki partiye kadar cesaret toplamak.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Denetleme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Bir ay içinde konu ile ilgili tekrar konuşulması ve durumun gözden geçirilmesi.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Ödüllendirme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Dönem sonu partisi için alınacak yeni bir giysi.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; &lt;b&gt;Problem 2:&lt;/b&gt; Gözlük taktığı için alaya maruz kalma&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; 8 yaşında bir kız çocuğu, gözlük takmaya başladıktan sonra giderek utangaçlaşmış ve dışarıya çıkma konusunda isteksiz davranmaya başlamıştır.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Konuşma&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Gözlük takma konusundaki duyguları hakkında konuşurken, gözlüğüyle sınıftaki çocukların sürekli alay ettiği ortay çıkar.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Düşünme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Anne-baba ona şu şekilde yardım edebilir:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - önce kendisiyle alay eden çocukları tek tek hatırlamasını sağlamak ve daha sonra kendisiyle alay etmeyen çocukların sayısının daha fazla olduğuna dikkat çekmek,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - gözlük takan insanların bir listesini yapmak,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - bu insanların, kendileri ile alay edildiği takdirde yanıt olarak neler söyleyebileceğini düşünmek.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Harekete geçme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Uzun süreli hedef: Gözlüğünü yılbaşına kadar aksatmadan takmak ve kendisi ile alay edenleri umursamayacak kadar cesur bir insan olmaya çalışmak.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Kısa süreli hedefler:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Kendisi ile alay edenlere yanıt vermek için en kısa zamanda çalışmalara başlamak (örn. Anne-babayla alıştırma yapmak),&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - gözlükleri olan küçücük bir ayı alıp cebine koymak ve böylelikle daha cesaretli davranışlarda bulunmak (ya da başucuna gözlüklü bir ayı resmi çizmek),&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - gelecek hafta içinde daha uzun süre gözlük takmak,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - bir ay içinde alaylarda bir azalma olmazsa, anne ya da babanın alay eden çocukların öğretmenleri  ile konuşması.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Denetleme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Birisi alay ettiği zaman anne ya da babayla konuşulacak,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Gelecek ay içinde gözlüğü taktığı, fazladan her bir saat için kumbarasına para atılacak.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Ödüllendirme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Bir ay sonra anne ya da baba kumbarasındaki parasını iki katına çıkaracak ve çok istediği özel bir şeyi satın alacak.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; &lt;b&gt;Problem 3:&lt;/b&gt; Başarısızlık&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; 10 yaşındaki bir erkek çocuğunun karnesi çok kötüdür ve çocuk bu duruma çok üzülmekte ve özgüvenini kaybetmiş gözükmektedir.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Konuşma&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Anne-babanın yaptığı konuşma sonucunda kendisini ağabeyinin yanında çok yetersiz gördüğü ortaya çıkar.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Düşünme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Anne- baba bu aşamada şu konularda yardımcı olabilir:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - “En iyi” ve “en kötü” anlarının listesini yapmak&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Başarı konusunda ilk kez kendine güvenini kaybetmeye başladığı anı not etmek. Bunun belli bir olaya bağlı olup olmadığının gözden geçirilmesi (Örneğin, ağabeyinin ortaokula başlaması, annesinin iş değiştirmesi, okulda futbol takımına seçilmemesi vb.)&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Başarılı ve başarısız olduğu dersleri not alıp, başarıların nasıl elde edildiğini ve başarısızlıkların nasıl başarıya dönüştürebileceğini belirlemek, &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;  -    Farklı öğretmenlere karşı çocuğun performansına ve duygularına göz atmak&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Harekete geçme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Uzun süreli hedef: İlk yazılı ve sözlülere kadar notlarını %5 oranında yükseltmek.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Kısa süreli hedefler:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Ağabeyiyle yarın konuşup matematik konusunda ondan yardım istemek&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Hafta sonunda yeni bir ev ödevi çizelgesi yapmak&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - 6 tane başarısını liste halinde hazırlayıp, yatak odası için bir poster hazırlamak ve daha sonra yeni başarılarını, eskilerinin altına eklemek&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Annenin ya da babanın çocuğun öğretmeni ile görüşmesi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Denetleme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Her cumartesi kahvaltıdan sonra yaptığı ilerleme hakkında konuşup postere yeni   başarılarının eklenmesi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - 4 hafta içinde anne-babanın öğretmenle tekrar görüşmesi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Ödüllendirme&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; - Ailece (ağabeyin de katılacağı) sevilen bir parka ya da bir futbol maçına gitmek&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;  &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;“Problemler, nasıl başa çıkacağınızı bilirseniz, iyiye kullanabileceğiniz fırsatlardır.”   &lt;br /&gt;Henry J. Kaiser&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;MEF&lt;br /&gt;Reh. ve Psk. Dan. Bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt; Yararlanılan Kaynaklar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt; · Gordon, Thomas. Aile İletişim Dili, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1996.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt; · Lindenfield, Gael. Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme,HYB Yayıncılık , Ankara, 1997.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt; · Gander, Mary J. et al. Çocuk ve Ergen Gelişimi, İmge Kitabevi, Ankara, 1998.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114753808334748743?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/bir-temel-yaam-becerisiproblem-zme.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745830574459492</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:24:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:25:05.820+03:00</atom:updated><title>Çocuklara Balık ve Süt</title><description>&lt;b&gt;Büyüme çağında bulunan çocuklar, kuş gribi endişesiyle tavuk ve yumurta yiyemediği için risk altında... Çocuklara, protein eksikliğinin giderilmesi için balık ve süt verilmesi önerildi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;" id="post_message_1187471"&gt; &lt;br /&gt;Kuş gribi nedeniyle tavuk ve yumurta yiyemediği için sağlıklı büyüme açısından risk altında bulunan çocukların, bu ürünlere alternatif olarak balık, süt ve süt ürünlerini tüketmeleri önerildi. Selçuk Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Mustafa Karakaya, tavuk ve yumurtanın hayvansal proteinin karşılanması açısından önemli ürünler olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;'Ucuz kaynaklar'&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu ürünlerin ucuzluğu nedeniyle özellikle orta ve dar gelirli aileler tarafından daha fazla tüketildiğini ifade eden Doç. Karakaya, yumurtanın anne sütünden sonra gelen en önemli besin olduğunu, ancak kuş gribi korkusu nedeniyle artık çocuklardan uzak tutulduğunu belirtti.&lt;br /&gt;Karakaya şöyle konuştu: "Kuş gribi, hayvansal protein eksikliğini ciddi boyuta taşıdı. Et ve yumurtadan uzak büyüyecek çocuğun sağlıklı gelişmesi beklenemez."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" href="http://www.milliyet.com.tr/2006/01/23/guncel/gun03.html" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.milliyet.com.tr/2006/01/23/guncel/gun03.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745830574459492?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ocuklara-balk-ve-st.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745824983795268</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:24:09.910+03:00</atom:updated><title>Aşırı Kilo Kemiğe Zarar</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Aşırı kilolu çocuklar, normal kilolu çocuklara oranla daha fazla kemik kırılması ve eklem sorunlarıyla karşılaşıyor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;" id="post_message_1188495"&gt; &lt;br /&gt;ABD'de yapılan ve sonuçları Kanada'daki Obezite Konferansı'nda açıklanan bir araştırmada, aşırı kilolu çocuk ve gençlerin, ideal kilolu akranlarından daha fazla kemik kırılmasının yanı sıra kalıcı sakatlıklara yol açan kemik ve eklem anormalliklerine maruz kaldıkları ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obezite uzmanı Dr. Jack Yanovski ve ekibinin, ortalama yaşları 12 olan 227 aşırı kilolu ve 128 normal kilolu çocuk üzerinde yaptığı araştırmada, aşırı kilolu olanların yüzde 13'ünün en az bir kez vücutlarında bir kemiğin kırıldığı belirlendi. Bu oranın normal kilolu çocuklarda yüzde 4 olduğu tespit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanovski, benzer sonuçların kas, kemik veya eklem ağrısı ile özellikle diz ağrısı ve hareket zorluğu gibi sorunlarla karşılaşılmasında da elde edildiğini belirtti. Dr. Yanovski, ''Kas-iskelet sisteminde ağrı ve zayıf hareket, düşük fiziksel aktiviteye yol açabilir, böylece kısır döngü oluşur'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cincinnati Hastanesi Çocuk Ortopedi Cerrahi bölümünden Dr. Junichi Tamai de, çocukların sık sık dizlerinin ağrıdığını söylediklerini, ancak asıl sorunun eklemde yanlış formasyonun oluşmaya başlaması olduğunu, hareketsizliğin bu durumu daha da kötü hale soktuğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktif çocukların kemiklerinin daha kuvvetli olduğunu, kilo verici egzersizin kemik yoğunluğunu artırdığını belirten Tamai, ''Kilosu fazla çocuklar düştüklerinde kemiklere daha fazla yük biner ve kırılma riski artar'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamai, ayrıca aşırı kilolu erkek çocuklarında, kas ve kemik gelişimiyle paralel olan testosteron hormonu seviyesinin de düşük olabileceğine işaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Kaynak:&lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" href="http://www.milliyet.com.tr/extra/venus/cocuk/coc004/acocuk.html" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://www.milliyet.com.tr/extra/ven...04/acocuk.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745824983795268?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ar-kilo-kemie-zarar.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745816744077247</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:22:47.510+03:00</atom:updated><title>Bebeğinizle Eve Giderken</title><description>&lt;div style="text-align: justify;" id="post_message_1199183"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ailenize küçücük bir birey daha katıldı, hayırlı olsun. Sakın “Biz bu bebekle ne yaparız” gibi endişelere kapılmayın. Bize kulak verin ve gerisini merak etmeyin. Bu yazıdaki amacımız yeni doğan bir bebeğin temel sağlığı ve huzuru için gerekli birkaç noktaya kısaca değinmektir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göbek düşene kadarki ilk 1 hafatlık sürede mutlaka bir antisepitk solüsyonla göbek bakımı yapılmalıdır. Bu amaçla kullanılan bazı ilaçlar ciltte tahriş yapabileceğinden ilacı lütfen sadece göbek kordonuna sürünüz ve cildine fazla bulaştırmayınız. Bir kulak temizleme çubuğu, ilacı göbek kordonuna daha kontollü olarak sürmenize yardımcı olabilir. İlacı sürdükten sonra steril gazlı bezi üzerine sarmak ve sarılı göbeği alt bağlama bezinin dışarısına çıkarmak, göbeğin daha temiz, güvenli ve sağlıklı olarak düşmesini sağlayacaktır. Bu konuda çok net bir bilgi olmamakla birlikte göbek düşmeden bebeği yıkamamanız daha uygun olacaktır. Çünkü ıslanan göbeğin kuruması ve düşmesi gecikebilir. Bunun için göbeğin direk olarak suya girmemesi yeterlidir. Ancak bebeğin başını eğip yıkamak ve vücudunu ıslak sabunlu-duru bezle silmekte bir sakınca yoktur. Bebeğinizi ilk muayenesine götürdüğünüzde yenidoğan tarama testlerinin alınıp alınmadığından emin olunuz (halk arasında zeka testi olarak da anılır). Bu konunun önemine bir sonraki yazımızda değinceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D vitamini çocuğunuzun kemik gelişimi için oldukça önemlidir. Lütfen doktorunuzun önerisi doğrultusunda 15 günden sonra çocuğunuza D vitamini başlamayı unutmayınız. Serum fizyolojik içeren bir damla bebeğinizin doğal olarak kuruyan ve tıkanan burnunu nemlendirecek ve tıkanıklığını açacaktır, böylece çocuğunuz daha huzurlu olacak ve daha rahat emecektir. Bu tür bir damlayı bebeğinizle eve gittiğiniz ilk günden itibaren kullanmanız uygun olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Şimdi size bebeğinizin sağlıklı büyümesi, ve gaz, kabızlık, kusma gibi sindirim şikayetlerinin az olması için 2 altın kuraldan bahsetmek istiyoruz &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Kural: Bebeğinizi ilk 6 ay mutlaka anne sütü ile besleyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazın sıcak günleri bile sizi korkutmasın. Bebeğinizin ilk 6 ay kesinlikle suya dahi ihtiyacı yoktur. Sütünüzün zaten yüzde 90-95’i sudan oluşmaktadır. Arada mama veya su, çay gibi diğer sıvıları vermek, bebeğinizin midesinde doygunluk hissi yaratarak, sizi daha seyrek emmesine, bu da dolaylı olarak sütünüzün azalamasına neden olacaktır. Çünkü sütünüz emdikçe artar, sütünüz az diye emzirmekten kaçınırsanız sütünüz daha da azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek her emdiğinde bir sonraki öğünü için göğüslerinizi süt yapımına hazırlar. Özelllikle sezeryan doğumlardan sonra sütünüzün gelmesi daha da gecikebilir. Bu durumda ne yapabileceğinizi doktorunuza danışabilirsiniz. Anne sütü bebek için en kolay sindirilen gıdadır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde gaz, kusma ve kabızlık gibi şikayetler en az düzeyde olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne sütünün içinde bebeğinizi mikroplardan zatürre, ishal gibi hastalıklardan koruyan çok özel kimyasal maddeler vardır. Bunlar bugün en gelişmiş teknoloji ile üretilen mamada bile taklit edilememiştir. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebeklerin zeka gelişiminin daha hızlı olduğunu, birçok erişkin yaş hastalığına karşı bile koruyucu özelliklerinin olduğunu biliyor muydunuz? İşte tüm bu nedenlerle bebeğinize “ilk 6 ay lütfen sadece anne sütü” veriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.Kural: Bebeğinizi her beslenme sonrası 15-20 dakika dik pozisyonda ve hareketsiz tutunuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeklerin mide kapağı ilk 2-3 ay çok iyi çalışmaz. Bu nedenle bebeklerin beslenme sonrası hemen yatırılması, hele de yatırılıp kaldırılması,altını değiştirmek veya giydirmek-soymak amacıyla evirilip çevrilmesi bebeğin midesinin bulanmasına sütün köpürerek daha çok gaz yapmasına, daha da önemlisi sütün, kapağı açık bir şişeden döküldüğü gibi geri gelmesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğinizin 2-3 dakikada sesli gaz çıkarmasına aldanmayınız. Bu yüzden “beslenme sonrası bebeğinizi lütfen 15-20 dakika dik ve hareketsiz bir pozisyonda tutunuz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu önlemlere rağmen bebeğinizde ayaklarını karnına çekme, devamlı ağlama, ıkınma-kızarma-huzursuzluk gibi şikayetler oluyorsa, bunlar genellikle gaz sancılarıdır. Bu durumda doktorunuzun önereceği bir ağrı kesici fitil ve gaz damlası gibi ilaçları kullanmanız faydalı olabilir.&lt;br /&gt;Ağrı kesici fitiller ileride ateş ve aşı reaksiyonlarında da işinize yarayacak bir ilaçlardır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahminizde kücük bir bebek iken ne hale geldi,yasam cok hizli bir bakmissiniz okula gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Gaz sancıları olduktan sonra bebeği kandıracak bazı önlemler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Karına sıcak havlu koymak ve masaj yapmak&lt;br /&gt;2.Ilık duş aldırmak&lt;br /&gt;3.Araba ile gezmeye çıkarmak(en iyi yöntemlerden biri)&lt;br /&gt;4.Bu imkanınız yoksa, evde elektrik süpürgesi-saç kurutma makinesi veya aspiratör gibi gürültü çıkran motorlu bir aleti bebeğinizin yanında çalıştırmak dikkatini dağıtarak rahatlamasını sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" href="http://kadinsagligi.com/v2/index.php?module=pagemaster&amp;PAGE_user_op=view_page&amp;amp;PAGE_id=76&amp;amp;MMN_position=86:86" rel="nofollow" target="_blank"&gt;http://kadinsagligi.com/v2/index.php...position=86:86&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745816744077247?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/bebeinizle-eve-giderken.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745808633751709</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:21:26.416+03:00</atom:updated><title>Çocuk Eğitiminde Unutulmaması Gerekenler</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çocuk eğitiminde ödül ve ceza &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların zamanında müdahale edilmeyen hataları devam edebilir veya şekil değiştirebilir. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması, çocuğu olumsuz etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne baba elbette sadece çocuğun olumsuz davranışlarını cezalandırmamalı, bunun yanısıra başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını ödüllendirmeyi de bilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek, onları hayata iyi şekilde hazırlamak bütün anne babaların temel hedeflerindendir. Anne babanın her davranışının, yorumunun çocuk üzerinde etkisi vardır. Anne-baba ve çocuk arasındaki etkileşim devam eden bir süreçtir. Bu etkileşimin kalitesi çocuğun bütün hayatını etkileyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar hatalı ve yanlış bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı zaman anne babaların tepkisiz kalması, o yanlışın devam etmesine yol açar. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması veya tutarsız bir şekilde cezalandırması çocuktaki sıkıntıyı artırır ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlar. O nedenle bebekken bile anne babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma şekli önemlidir. Çocuğun kişilik gelişiminde , sosyal gelişiminde ciddi etkiler bırakır. Genelde çocukların yaşları ve hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları şu aşamalarda yapılmalıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Cezalandırma nasıl olmalı? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Uyarılmalı: Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekildeyse, anne-baba uyarmakla yetinmelidir. Uyarının da bir cezalandırma olduğu unutulmamalıdır. Bu yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde de olabilir. Bu çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Konuşulmalı: Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ya da tekrarlayan bir hataysa; çocuk ile yaşına uygun bir şekilde, bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu , davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı konuşulmalıdır. Bu açık olarak sizin tarafınızdan bu davranışın istenmediğinin belirtilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Cezalar hatırlatılmalı: Yapılan hatanın devamı durumunda, hatanın büyüklüğü ne olursa olsun anne baba tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir ortam oluşturarak , çocuğa yönelik aşırı tepki ve yargılamadan kaçınarak konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı halinde ne türlü cezaları alabileceğini belirtmelidir. Bu noktada çocuğun yaşına göre anne babanın konuşma tarzı ve üslubu çok önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar veriir, ilerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Ceza uygulanmalı: Konuşma ve söylenen cezalandırma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda, anne babanın bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Anne babalar, yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa kesinlikle söylememelidir. Ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zamanlarda hafifletici sebeplere karşılık olarak, cezadan vazgeçebileceklerini önerebilirler. Örneğin, ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa , “odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim” denebilir. Cezalandırmanın şekli çok önemlidir. Çocuk psikiyatristlerinin önerdiği cezalandırma yöntemi, çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması son derece sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedeler ve ortamı daha gergin hale getirir. Erken yatma, odasında yalnız olarak iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılması da uygun olur. Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Uzmana başvurmalı: Aldığınız bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen sıkıntılar için anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda davranış bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu, çocukluk çağı depresyonları, uyum güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Ödüllendirme nasıl olmalı? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde çocuğun başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını, ödüllendirmesi önemlidir. Nasıl ki istenmeyen davranışların ve yanlışların kalmaması için cezalandırma yöntemine başvurulur, aynı şekilde ödüllendirme yöntemini de uygun kullanmaları çocuk eğitimi açısından önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun olumlu davranışlarının tasdiklenmesi bebeklik döneminde başlar. Bir hareket yaptıktan sonra bebek, annenin veya babanın yüzüne bakar ve onlardan tasdik bekler. Eğer o davranış tasdiklenirse (gülümseme, kafa sallama, dokunma, ses ile onaylama, ona bir şey verme vb.) bebeğin o davranışı giderek güçlenir. Ama anne baba tarafından o davranıştan sonra olumsuz bir tavır (görmezden gelme, kaş çatma, ses ile ikaz, el ile engelleme, onu o ortamdan uzaklaştırma vb.) olursa o davranış uzun süre devam etmeden giderek gücünü kaybeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Maddi değil, duygusal ödüllendirme &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli yaş ve ailenin durumuna göre genelde değişiklikler gösterir.Ama şunu hemen belirtelim ki en iyi ödüllendirme maddi ödüllendirme değil, duygusal ödüllendirmedir. kendisine sürekli bir şeyler alınmaya alıştırılan çocuk, gün gelecek en iyi ve en pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının öpmesi, kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona güzel sözler söylemesi şeklindeki ödüllendirme; en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir. Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanısıra imkanları ölçüsünde ek hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Anne babaların, hediyelerdeki maddi büyüklük yerine manevi değeri ön plana çıkarmaları daha doğru olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Yaşın önemi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Yaşa göre, ödüllendirme şu şekillerde olmalıdır: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bebeklik döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama, onunla oynama, onu besleme, gezdirme, onunla meşgul olma, onunla konuşma, onu sevdiğini hissettirme vb... Bu davranışların normal zamanda yapılması zaten gereklidir. Ancak ödüllendirilmek istendiğinde özellikle yapılması önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Okul öncesi dönemde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama, onunla oynama, onunla gezme, birlikte vakit geçirme, söz olarak onaylandığını vurgulama, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme, onun sevildiğini hissettirme, onun gelişim dönemine uygun oyuncak ve hediyeler alma ( bu hediyelerin manevi değeri ön plana çıkarılmalıdır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Okul döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, onunla oynama, onunla birlikte gezme, birlikte ders çalışma, onaylandığının hissettirilmesi, onun kabiliyetlerini ön plana çıkaracak program ve aktivitelere yönlendirme, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme vb&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745808633751709?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ocuk-eitiminde-unutulmamas-gerekenler.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745802179565606</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:20:21.863+03:00</atom:updated><title>Anne Karnında Eğitim</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çocuğunuza yabancı dil, ya da sanat eğitimini hamileliğiniz ilk aylarından itibaren verebileceğinizi biliyor muydunuz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikologlar hamileliğin ikinci 3 aylık dönemi olan 3. ve 6. aylar arasında çocuğun zihinsel gelişiminin başladığını ve annenin heyecana bağlı ortamından etkilenen çocuğun, çeşitli uğraşlarından da etkilendiğini belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolog Halis Özerk, "Anne karnındaki bebeğin, koşullama yöntemiyle yabancı dile, çeşitli sanatsal etkinliklere, bazı bilimlere yatkınlığı artırılabilir, düzenli uyku alışkanlığı kazandırılabilir. Örneğin, hamileliğin 2. döneminde sürekli yabancı dil konuşan, dinleyen annenin çocuğunun o dile kolayca hakim olabildiği; resime kendisini adayan annenin de çocuğunun resime karşı yetenek kazandığı saptanmış. Ayrıca matematik, fizik gibi bilimlerle ilgilenen annenin de çocuğunun bu bilimlere karşı başarılı olduğu görülmüş" diyor. Özerk doğumdan sonra çocuğun uyku düzeninin ise hamilelik döneminde gürültülü ortamda bulunan, sesli müzik dinleyen anne adaylarının çocuklarında daha iyi olduğunu, çocuğun gürültüden fazlaca etkilenmediğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özerk, hamilelik döneminde anneye verilen bu eğitimin doğumdan sonra da desteklenmesi gerektiğini dile getiriyor: "Anne, doğumdan sonra da çocuğunun kazanmak istediği yeteneği devam ettirmelidir. Örneğin, yabancı dil konuşma ve dinlemelerinin devam etmesi gerekir. Bu arada, hamilelik döneminde klâsik müzik ya da Türk sanat müziği dinleyen bir anne adayı, doğum sonrası, çocuğunun uyumasını istediği saatte aynı müziği dinleyerek uyku saatini ayarlayabiliyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özerk, gelişmiş ülkelerde giderek yaygınlaşan koşullama yönteminin Türkiye'de henüz yeterince uygulanmadığını ve bu yöntemin mutlak surette uzman kontrolünde yapılması gerektiğini de ekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Menopoz da artık ertelenebilecek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni geliştirilen bir gen tedavisi ile kadınlarda 45-55 yaşları arasında ortaya çıkan menopozun ertelenebilmesi olasılığı belirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMERİKA'nın Boston kentindeki Massachusetts General Hospital'da görevli Dr. Jonathan Tilly ve arkadaşları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde, yumurtalık fonksiyonlarının yavaşlaması sonucunda östrojen ve projesteron hormonlarının azalmasıyla ortaya çıkarak kadınlarda sinir krizi, aşırı asabi ruh hali ve seks isteğinin azalması gibi durumlara yol açan menopozun genetik müdahale yoluyla daha ileriki bir döneme geciktirilmesinin mümkün olduğunu kanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hücre öldüren gen çıkarıldı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laboratuvarda denek fareler üzerinde yapılan incelemeler, vücudun genetik düğmesinin çevrilmesiyle yumurtalıkların yaşam süresinin uzatılabileceğini gösterdi. Yapılan müdahaleyle yumurtalık hücrelerinin ölümünü hızlandıran bir gen çıkarılıp alındı. Bu genden yoksun bırakılan farelerde ergenlik döneminden sonra üretilen olgunlaşmamış yumurta (folikül) sayısı 3 kat arttı. Böylelikle menopoz döneminin geciktirilmesi mümkün hale geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Erteleme, sağlığa yararlı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menopoz insanlarla farelerde aynı şekilde ortaya çıkmamasına rağmen bilim adamları, tedavinin insanlar için de umut verici olduğuna inanıyor. Bu arada doğurganlığın artması anlamına gelmeyen yumurtalık işlevlerinin uzatılmasının kadınların genel sağlığı açısından önemli iyileşmeler yaratacağı vurgulanıyor. Yani zamanla kemik erimesi, migren ve bazı kalp hastalıklarına yol açan menopoz ertelenirse kadın sağlığı bundan olumlu etkilenecek. Şimdiye kadar menopoza çare olarak görülen HRT (Hormon Replacement Therapy) bilindiği gibi her bünyede farklı etki yapıyor bazen de olumsuz sonuçlara neden oluyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745802179565606?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/anne-karnnda-eitim.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745795529121806</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:19:15.470+03:00</atom:updated><title>Egzersiz ve Ağrısız Doğum</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anne adaylarının hamilelikte egzersizlere başlamadan önce mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından egzersize engel olacak bir sağlık probleminin olup olmadığı konusunda kontrolden geçmesi gerekir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz toplumunda egzersiz yavaş yavaş günlük hayatın bir parçası olmaya başladı. Sağlıklı genç erişkin kadınlar hamilelik dönemlerini daha sağlıklı geçirmek için hamilelik sürecinin içine egzersizi de katmak istiyor. Anne adaylarının hamilelikte egzersizlere başlamadan önce mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından egzersize engel olacak bir sağlık probleminin olup olmadığı konusunda kontrolden geçmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Doğru yapılan egzersizin faydaları nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt; - Hamilelikte oluşabilecek bel ağrısı, kabızlık, bacaklarda şişlik (lenfatik ve venöz dolaşımı arttırarak) problemlerini en aza indirir,&lt;br /&gt;- Hamilelikte gelişebilecek şeker hastalığından ( gestasyonel diyabet) korur veya tedavi eder,&lt;br /&gt;- Hamilenin duruşunu geliştirir,&lt;br /&gt;- Moral olarak hamileyi anneliğe hazırlar, doğum korkusunu azaltır,&lt;br /&gt;- Gerginliği azaltır,&lt;br /&gt;- Kas gücünü, elastikiyetini ve dayanıklılığı arttırır,&lt;br /&gt;- Enerjiyi artırır,&lt;br /&gt;- Dengeyi koruyarak düşme riskini azaltır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Hamilelikte ne tip egzersizler yapılır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt; Solunum egzersizleri ve gevşeme teknikleri özellikle doğum süreci başladığında annenin sakin kalarak kendisinin ve bebeğinin strese girmeden süreci tamamlamasına yardımcı olur. Doğum sancılarının gelmeye başladığı birinci dönemde gevşeme teknikleri ile anne enerjisini aktif doğum sürecine saklar. Yine ilk dönemde solunum teknikleri ile anne ağrıyı daha az hisseder.&lt;br /&gt;Bu egzersizlerin hamilelik süresince öğrenilmesi daha rahat bir doğum geçirilmesine yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;Kegel egzersizleri; idrar kesesi, rahim ve kalın bağırsağın son bölümünü destekleyen kas grubunu çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları dediğimiz bu kas grubunuz yeteri kadar kuvvetli değilse doğum sonrasında ve bazen gebelik sırasında öksürmekle, hapşırmakla oluşabilen idrar kaçakları olabilmektedir. Kegel egzersizleri pelvik taban kaslarını hissettikten sonra her yerde yapabilecek egzersizlerdir.&lt;br /&gt;Doğum öncesi egzersizler;&lt;br /&gt;Egzersiz ile oksijen ve kan akımı vücudun diğer bölgelerinden çalışan kas grubuna doğru artar. Bundan dolayı hamilelik döneminde kontrolsüz ve aşırı egzersizden kaçınılmalıdır. Yine egzersiz programı düzenlenirken hamilenin daha önce aktif egzersiz yapıp yapmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;Erken doğum riski taşıyanlar, vajinal kanaması olanlar ve erken membran rüptürü olanlarda egzersiz kesinlikle sakıncalıdır. Hipertansiyon gibi tıbbi problemleri olan hamileler de egzersize başlamadan önce doktorlarından görüş almalıdırlar.&lt;br /&gt;- Yürüyüş egzersize başlamak için idealdir. Özellikle hamilelik öncesi egzersiz yapmayan kişiler, egzersize yürüyüş ile başlamalıdırlar.&lt;br /&gt;- Yüzme, vücudun tüm kaslarını çalıştırdığı için idealdir. Su vücudu desteklediğinden yaralanma, düşme riski yoktur.&lt;br /&gt;- Bisiklet dayanıklılığı arttırdığı için tercih edilebilir. Ancak bir süre sonra büyüyen karın anne adayını zorlayacaktır. Bundan dolayı yatay egzersiz bisikletleri aynı zamanda beli de desteklediğinden tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;- Aerobik egzersizleri kalp ve akciğerleri sağlam tutar. Hamileler için özel aerobik programlarına katılınabilir. Düşük şiddette ve su içi aerobik programları da hamileler için uygun olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dikkat edilecek noktalar nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt; Hamileliğin ilerlemesi ile bazı pozisyonlardaki egzersizler anne ve bebeği için sakıncalı olabilir. Hamileler, egzersiz sırasında zıplama, hoplama ve ani yön değiştirmekten sakınmalıdır, bu hareketler anne adaylarının eklemlerinde ve kaslarında zedelenmeye yol açabilir.&lt;br /&gt;Egzersiz sırasında aşırı terleme ve ısınma sıvı kaybına yol açabilir bu durum hem sizin hem bebeğiniz için istenmeyen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;G&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;üvenli ve sağlıklı egzersiz için dikkat edilmesi gerekenler;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt; - Hamileliğin 1. döneminden sonra (Birinci trimester) sırt üstü yatarak yapılan egzersizlerden kaçınılmalı&lt;br /&gt;- Sıcak ve nemli havalarda, ateşliyken egzersiz yapılmamalı.&lt;br /&gt;- Serin tutacak teri emen havaya uygun spor kıyafetleri ile egzersiz yapılmalı,&lt;br /&gt;- Göğüsleri korumak ve desteklemek için mutlaka sütyen kullanılmalı,&lt;br /&gt;- Aşırı ısınma ve sıvı kaybından korunmak için su içilmeli,&lt;br /&gt;- Anne adayları, hamilelik sürecinde alınması gereken günlük ekstra kaloriyi aldığından emin olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Egzersizin kesilerek doktorun aranması gerektiği durumlar nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vajinal kanama,&lt;br /&gt;- Solunum sıkıntısı,&lt;br /&gt;- Göğüs ağrısı,&lt;br /&gt;- Baş ağrısı,&lt;br /&gt;- Kas güçsüzlüğü,&lt;br /&gt;- Bacakta şişlik ve ağrı,&lt;br /&gt;- Rahimde kasılma,&lt;br /&gt;- Bebeğin hareketlerinde azalma,&lt;br /&gt;- Vajenden sıvı gelmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; GEBELİK VE SPOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt; Gebelikte sportif faaliyetler açısından; gebenin kondisyonu ve yapacağı spora aşina olup olmadığı, çarpışma ve kompres yon riskinin olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Her gebe spor açısından bireysel olarak değerlendirilerek sportif faaliyetler gebeliğin 36. haftasına kadar devam ettirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Gebelik sırasında yapılacak spor aktivitelerini iki grup altında toplamak mümkündür:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Yük bindiren sporlar&lt;br /&gt;a-Jogging&lt;br /&gt;b-Aerobik egzersiz programları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Yük bindirmeyen sporlar&lt;br /&gt;a-Bisiklet&lt;br /&gt;b-Yüzme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1a-Daha önce yapılmadıysa başlanılmamalıdır.&lt;br /&gt;-Mesafe 2.5 km altında olmalıdır.&lt;br /&gt;-Çevre ısısı yüksek ise ilk 12 hafta boyunca mesafe arttırılmamalıdır.&lt;br /&gt;-Koşulan zemin mutlaka dikkate alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b-Gebelikte gözlem altında olmadığı sürece önerilmemektedir.&lt;br /&gt;-Mutlaka doktor kontrolü altında yapılması önerilmektedir.&lt;br /&gt;-Sırtüstü yapılan aktivitelerden kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;-Isınma (15 dakika) ve soğuma (15 dakika) periyotları mutlaka olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2a-Bu programa gebeliğin herhangi bir döneminde başlanabilir.&lt;br /&gt;-Stabil bisikletler düşme riski açısından tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;-Bel ve sırtı zorlayabileceğinden sırt dik pozisyonda olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b-Geç gebelik döneminde solunumla ilgili değişiklikler yüzmeyi zorlaştırır&lt;br /&gt;-Suda kalistenik egzersizler uygundur.&lt;br /&gt;-Suyun sıcaklığı 30-35 derece arasında olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; GEBELİKTE YAPILACAK SPORLARIN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt; -Yürüme: Gebelik öncesi aktif egzersiz yapmayanlarda sıklıkla önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tenis ve squash: Aktif tenis sporu yapıyorsanız bir probleminiz olmadığı veya kendinizi beklenmeyen derecede yorgun hissetmiyorsanız devam edebilirsiniz. Ancak denge probleminiz olabileceğini,ani ve hızlı hareketlerde zorlanabileceğinizi unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Jogging: Eğer daha önceden bu sporu yapıyorsanız kendinizi iyi hissettiğiniz sürece devam edebilisiniz. Ancak aşırı ısınmadan kaçının ve sıvı almayı ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yüzme: Eğer yüzücüyseniz yüzmeye devam edebilirsiniz. Gebelikte yapılabilecek en iyi sporlardandır. Değişik kas grupları çalışırken ve güçlenirken su vücut ağırlığınızı azaltacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dalma: Gebelikte kesinlikle önerilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Golf ve bowling: Her ikisi de gebelikte yapılabilecek sporlar arasındadır. Dengeniz açısından dikkatli olmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sörf, binicilik, basketbol, voleybol, futbol, hokey, kar ve su kayağı düşme çarpma ve bebeğin zarar görme riski açısından yapılmaması gereken sporlardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Belirli yükseklikten (genellikle 2000 metre) yukarılara tırmanmak; yüksek kesimlerde oksijen yetersizliği ve dolayısıyla erken doğum açısından riskli olabilir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745795529121806?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/egzersiz-ve-arsz-doum.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745787254581980</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:17:58.903+03:00</atom:updated><title>Bebeklere dekoder</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Köpek havlamalarının ne anlama geldiğini çözen ‘Bowlingual’ cihazını geliştiren Japonlar, şimdi de bebek seslerini deşifre etmek için kolları sıvadı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japon uzmanlar, ebeveynleri çoğu zaman çaresiz bırakan bebek seslerini deşifre etmeye hazırlanıyor. 3 yıl önce köpek havlamalarının ne anlama geldiğini çözen ‘Bowlingual’ cihazını geliştiren Japonlar, şimdi de bebek seslerini deşifre etmek için kolları sıvadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nagasaki Üniversitesi nörobiyoloji profesörlerinden Kazuyuki Shinohara, ‘Biz bebeklerin duygularını okuyabilecek bir alet geliştirmeyi amaçlıyoruz’ dedi. Devlet destekli Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı Shinorasas’ın araştırmasında, anneler ve bebekleri birçok teste tabi tutuyor. Bebeklerin ağlamaları, yüz ifadeleri ve değişen beden ısıları inceleniyor. Shinohara, ‘Biz bebeklerin yüzlerini sayısal olarak okumaya çalışıyoruz’ dedi. Araştırmacılar, bebeklerin ne demek istediklerini anlamak için ağlama seslerindeki frekanslarının yükseklik ya da alçaklığını, bununla istedikleri şey arasında bir bağlantı olup olmadığını da araştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeklerin vücut ısılarını ölçtüklerini de belirten Prof. Shinohara, ‘Bebeklerin vücut ısılarında meydana gelen değişiklik, onların özel bir isteği olduğu anlamına gelir’ dedi. Bu ürün hem tıbbi kuruluşlarda hem de evlerde kullanılacak. Evde kullanılacak versiyonun fiyatı 95 dolardan düşük olacak. Bazı uzmanlar ise, bu yeni teknolojik gelişmeye kuşkuyla bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanların endişesi, bebeklerin bir bilimkurgu dünyasında yetişip daha konuşmayı bile öğrenmeden anne babası gibi canlılar yerine makineler tarafından kuşatılması. Tokyo Ulusal Çocuk Kliniği’nden Psikolog Yuko Iguchi,’ Aileler çocuklarını sadece makineler yardımıyla anlayabilecekse, benim içimde alarm çanları çalmaya başlardı’ dedi. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745787254581980?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/bebeklere-dekoder.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745783745542562</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:17:17.560+03:00</atom:updated><title>Dikkat Bebeğiniz Bir Dahi</title><description>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bebeklerin çok üstün öğrenme becerisine sahip oldukları belirtildi. Gaziantep Üniversitesi Yabancı Diller Araştırma ve Uygulama Merkezi (YADİMER) Başkanı Yrd. Doç. Dr. Semih Summak, Dr. Elçin Summak ile birlikte yürüttükleri “Çoklu Zeka Kuramı” konulu deneysel araştırmanın 3 yıllık ilk aşamasının, bebeklerin öğrenme kapasitesi ile ilgili ilginç sonuçlar verdiğini söyledi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yrd. Doc. Dr. Semih Summak ve Dr. Elçin Summak, 3 yıllık araştırmalarının ilk aşamasında, bebeğin 3 yaşından önce konuşmayla birlikte birkaç dilde okumayı da öğrenebildiklerini belirlediklerini açıkladılar. Beyin ve zeka gelişiminde 0-6 yaş arasının çok kritik bir dönem olduğunu belirten araştırmacılar, bulgularının, ev tabanlı bir okul öncesi eğitim programının geliştirilmesine katkı sağlamak bakımından önemli olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma sürecinde bebeklerin çok üstün öğrenme becerilerine sahip olduklarını gözlemlediklerini belirten Semih Summak, “Bebekler 3 yaşından önce konuşmayla birlikte birkaç dilde okumayı da öğrenebiliyorlar. Tüm sağlıklı bebekler büyük zeka kapasitesiyle dünyaya geliyorlar. Ancak, beyin ve zeka gelişiminde 0-6 yaş arası, çok kritik bir dönem” dedi. Summak, bebeklerin olağanüstü bir öğrenme kapasitesine sahip olduklarını gördüklerini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dikkat aralığı”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bebekler 100’e kadar sayıları tanıyabiliyor ve 20’ye kadar sayabiliyor. Ayrıca, sanılanın aksine, bebeklerin 45-50 dakikaya kadar çıkabilen oldukça uzun bir ‘dikkat aralığına’ sahip olabileceklerini de gözlemledik” diyen Semih Summak, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu tür bir programı tüm gün çalışan anne babalar bile, evde çocuklarına rahatlıkla uygulayabilirler. Çünkü bebekler hiçbir usanma belirtisi göstermeden büyük bir zevkle program etkinliklerine katılıyorlar. Okuma ve matematik bir anlamda hobileri haline geliyor. 3 aylık bebeğin eğitimi, günde 15 saniyelik sürelerle başlayıp 40 dakikaya çıkarılıyor. Programın amacı, nörolojik bağlantıları yoğunlaştırarak bireyin potansiyel beyin/zeka kapasitesini en üst sınıra kadar çıkarabilmek. Programda okuma, müzik, yoga, yüzme, beden eğitimi ve problem çözme gibi etkinlikler araç olarak kullanılıyor. Okuma-anlama, yabancı dil öğrenme, bedensel ve duygusal alanlardaki gelişim, programın yan ürünü olarak ortaya çıkıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma bulgularının, ev tabanlı bir okul öncesi eğitim programının geliştirilmesine katkı sağlamak bakımından önemli olduğunu anlatan Semih Summak, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Böyle bir programın ülke geneline yaygınlaştırılması durumunda ilköğretimin ilk 2 yılına denk bir öğrenme, 6 yaşına kadar evde veya okul öncesi eğitim kurumlarında rahatlıkla sağlanabilir. Benzeri Beyin/Çoklu Zeka Geliştirme çalışmaları Amerika, Japonya, İtalya ve Brezilya’da yıllardır uygulanıyor. Bu ülkeler, bu konuda büyük bir birikim edinmişler. Bundan sonraki hedefimiz, maddi destek bulduğumuz takdirde, daha çok denekle ve Çoklu Zeka Kuramının kabul ettiği tüm zeka alanlarını kapsayacak bir çalışma yapmak olacak.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745783745542562?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/dikkat-bebeiniz-bir-dahi.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745779863747349</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:16:38.726+03:00</atom:updated><title>Çocuk Kazaları</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çevresini merak edip, herşeyi bilip, öğrenmek ve dokunmak isteyen çocukların görünmez kazalar yaşadığını belirten uzmanlar, evde, bahçede, sokakta meydana gelen beklenmeyen kazaların aslında önlebilir olduğunu, basit tedbirlerle çocuklara güvenli ortam sağlanacağını ifade ediyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa Sağlık Müdürlüğü Ruh Sağlığı ve Sosyal Hastalıklar Şubesi Müdürü Doktor Ruhi Berkem, çocukların neyin tehlikeli ve zararlı olduğunu bilmediğini kaydederek, "Bu durumda anne ve babaya düşen görev, tehlikeli durum ve nesneleri önceden düşünüp bunlarlı ilgili tedbir almak ve tehlikeli olabilecek kavramları çocuğa öğretmektir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların evde yanlız başına bırakılmaması gerektiğini, kibrit, çakmak gibi yakıcı maddelerle çocuğun erişebileceği yerlerde elektrik kordonları ve cihaz bulunmaması gerektiğini kaydeden Berkem, "Çocuk anne-babanın hareketlerini izler ve onlar gibi davranmayı öğrenir. Anne-baba evde, sokakta ve trafikte çocuğa iyi örnek olmalı ve çocuğa kazalardan korunmak için nasıl davranması gerektiğini sık sık anlatmalıdır. Kazalar anne-babanın veya çocuğun yorgun, dikkatsiz olduğu veya işleri acele halletmeye çalıştığı durumlarda daha fazla görülmektedir. Çocuğun da, aç veya huzursuz olduğu durumlarda daha çok kazaya maruz kaldığı bilinmektedir. Bu gibi durumlarda kaza riskinin fazla olduğunu bilmek ve daha dikkatli davranmak gerekir" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruh Sağlığı ve Sosyal Hastalıklar Şubesi'nin kazalardan korunma uyarıları şöyle sıralanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"- Anne-baba çocuğu evde tek başına ya da küçük kardeşiyle yalnız bırakmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk tanımadık, yabancı biriyle yalnız bırakılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kırılacak eşyalar, makas, bıçak gibi kesici aletler çocuğun ulaşamayacağı yerlerde tutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Zehirli olabilecek her ürün (temizlik malzemeleri, ilaç, kozmetik malzemeler vb.) yüksekte duran ve kilitli dolaplarda saklanmalı, tehlikeli olabilecek sular (çamaşır suyu vb.), su şişesi, gazoz şişesi gibi karışabilecek kaplara konmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun erişebileceği yerlerde elektrik kordonları bulunmamasına, tüm prizlerin önünün kapalı olmasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kibrit ve çakmak gibi yakıcı aletler çocuğun ulaşamayacağı yerlere konmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ocakta bulunan tava, çaydanlık gibi eşyalar ocağın arka gözünde ve sapları uzak köşeye dönük olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evde soba yanıyorsa etrafı mutlaka korkulukla çevrilmeli, çocuğun takılıp düşebileceği eşyalar sobanın etrafında bulundurulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk banyo yaptırılmadan önce suyun ısısı mutlaka dirsekle kontrol edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tüpler mümkünse çocuğun ulaşamayacağı bir dolapta tutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun yanında ve onunla ilgilenilirken kesinlikle sigara içilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğa ilaç içirilirken şeker, tatlı v.s. diyerek kesinlikle kandırılmamalı, içtiğinin ilaç olduğu ve kendi başına almaması gerektiği anlatılmalıdır. İlaç, çocuğun ulaşamayacağı bir yüksekliğe ve kapalı bir yere konulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun ulaşabileceği uzunlukta masa örtüleri kullanmaktan kaçınılmalı, masa örtüsünü çekerek tatsız bir olaya neden olabileceği unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun yatağının çok yumuşak ve cam kenarında olmamasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun karyolasındaki veya beşiğindeki korkuluk aralıklarının çocuğun başının geçemeyeceği kadar dar olmasına özen gösterilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İki yaşından küçük bebeklerde uyurken yastık kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebek sırt üstü veya yan yatırılmalı, yüzükoyun yatırılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yumuşak tüylü oyuncaklar ve battaniyeler çocuğun yatağına konulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk çok çabuk boğulabilir. Bu yüzden çocuk su dolu kova, havuz, su birikintisi, küvet v.s. gibi yerlerin yanında asla yalnız bırakılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun hava yolları oldukça dardır. Genellikle cisimleri ağzına alır ya da burnuna sokar. Bu nedenle üzüm, fıstık, çekirdek, leblebi gibi yiyecekler yalnızken verilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Toplu iğne, düğme, tespih, bozuk para gibi küçük cisimler çocuğun ulaşamayacağı yerlerde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğa oynaması için nefes almasını önleyerek boğulmasına neden olabilecek naylon torba veya balon gibi malzemeler verilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun oyun oynadığı yerin cama ve balkona yakın olmamasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yemek pişirilirken, sıcak şeyler yiyip-içerken çocuk kucağa alınmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun yere takılarak düşme tehlikesine karşı, halının ve kilimin katlanmamasına, kaymamasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk düşme tehlikesine karşı yalnız başına yüksek bir yerde bırakılmamalıdır. Altının değiştirildiği yer yüksekte ise, mutlaka bir el çocuğun üstünde tutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yürüteç kullanılıyorsa, zeminin düzgün olmasına, etrafta takılacak bir şey olmamasına dikkat edilmeli ve bebek yürüteçteyken yalnız bırakılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Merdiven inişlerinin güvenli ve korunaklı olmasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk köpek, kedi gibi hayvanlarla yalnız bırakılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk dışarıda yalnız bırakılmamalı, dışarıdaki oyun alanının güvenli, tehlikelerden uzak olmasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun uzun süre güneşin altında kalmamasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğa trafik eğitimi vermeye mümkün olduğunca erken dönemde başlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun tek başına karşıdan karşıya geçmesine izin verilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anne-baba ve çocuk gece yürürken parlak, rahatlıkla görülebilecek renkte giysiler tercih etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk 10 yaşına kadar arabanın ön koltuğuna oturtulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk arabada arka koltuğa oturtturulmalı, çocukla birlikte bir büyük arka koltuğa oturmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Üç yaş ve altındaki çocuklar arabada arka koltuğa yerleştirilmiş yaşına uygun bebek koltuğuna veya arka koltukta annesinin kucağında oturmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk arka koltukta otururken, arabanın kapıları mutlaka kilitli tutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Araba durduğu zaman çocuk arabadan mutlaka kaldırım tarafındaki kapıdan indirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk arabada kısa süreli bile olsa yalnız bırakılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anne ve babanın bazı basit önlemleri alması, bu kazaların önemli bir bölümünün oluşmasını engelleyebilir". &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745779863747349?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ocuk-kazalar.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745776993848187</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:16:10.030+03:00</atom:updated><title>Çocuklarda Şımarıklık</title><description>&lt;span style="font-weight: bold;color:Red;" &gt;Kendilerinin dünyanın ekseni olduklarını sanan nürotik çocuklar mı yetiştiriyoruz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu ciddiyetle incelememiz için “Şımartılmış Çocuk Sendromu” diyelim. İsteyen "bolca pohpohlanan çocuklar" da diyebilir... Değişmeyen tek yan örnek olarak verdikleri cümlelerin hepimizin kulağına tanıdık gelen hatta günlük yaşamda sık duyulanlar oluşları;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne arabada kemersiz yolculuk yapmasına izin verdiği çocuğu için “kemerle bağlanmayı sevmiyor, çığlık atmaya başlıyor, ne yapayım ben de takmıyorum…” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 yaşındaki kızları her gece TV önünde alakasız saatlerde resmen baygın uyur kalırken anne ve babası “yatağında yatmayı sevmiyor, korkuyorum diyor, ne yapalım biz de bırakıyoruz…” v.s. diye kendi becerisizliklerini gördükleri halde bahanelere kaçmaya yatkın bir şekilde açıklıyorlar.&lt;br /&gt;“Kıyamıyoruz”, “ama üzülüyor, ağlıyor hatta ağlamaktan katılacak diye korkuyoruz”, “Psikolojisini kötü etkilemek istemiyoruz” diye adlarına mazeret gösterilen çocuklar çok zamanımızda. Neden kaynaklanıyor bu durum diye araştırmaya dalarsak zamanların kısalması, yaşam stresslerinin artması, ilişkilerin zorluğundan tutun ebeveynler arası anlaşmasızlığa kadar bir çoğunu bulmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama esas soruna bakıp konuyu dağıtmayalım. Esas sorun ise kucağımıza sağlıkla doğuşlarına rağmen sağlıksız hale getirdiğimiz çocuklar. Durup durduk yerde bir sendrom mu kazandırıyoruz bu çocuklara… Disiplinin çocuğu ezmek ile farkını ve dengesini bilmemek kimin eksikliği ve kim bu eksikliği tamamlamaya uğraşmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğumuz için sağlıklı gıdaları seçmedeki titizliğimiz sağlıklı öğretilere karşı da uyarılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anne ve baba çocuklarına bakan terapiste verdikleri bir cevapta farkında olmadan kendi sorunlarını kendileri tanımlıyorlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çocukların sevmedikleri şeyleri yapmalarını istemenin psikolojileri açısından doğru olmadığını sanıyorduk".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa velilik sorumlulukları içinde -çocukların kendileri istesinler istemesinler- Onlar için iyi olduğuna inanılanların yapılması yok mu? Yemek yemeyi sevmeyen çocuğa sürekli cips yedirir miyiz! Bu çocuk için ne kadar sağlıklı bir veli kararı ve uygulaması olur. Onlar “çocuk” biz “veli” isek onların çocuksu davranışları ne kadar doğalsa bizlerin de velilik sorumluluğuyla davranmamız o kadar doğal olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimize sorup cevabından emin olduğumuz şeyleri her olayla defalarca sorgulamaktan vazgeçip sorun oluşlarıyla sahiplenmezsek çocuklar da doğal olarak bizim “tutarsız” kararlarımızla oynamaya ve değiştirmeye çalışacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 Yaşındaki çocuk için "Her akşam aynı saatlerde yatağına gidip yatmalısın" uyarısı mı yoksa televizyon karşısında gerçekle fantazi karışmılış halde ve fiziken rahatsız şekilde yatmasına izin verilmesi mi doğru bir velilik kararı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorgulamalarımız kendi veliliğimizin derinliklerine varmak için gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar geldiğimizde kuralların katı olması gerekliğiliği söyleniyormuş gibi gelebilir. Mutlaka kuralların da ailecek yakasının bırakıldığı zamanlar yaşanmalı ki çocuklara esneklik katılmalı ama bunları çocukların kurallara tepkilerinin ödülleriymişçesine bakmaları engellenmeli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Çocukta bu sendromun varlığı nasıl anlaşılır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Çocuğa her şey veriliyordur ama çocuk hep doyumsuz ve mutsuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Çocuk erişkinlerin haklarına kendinin de sahip olması gerekliliğine inanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Çocuk seviliyor, ilgi ve bakım görüyordur ama yine de kronik bir şekilde tatsız, sinirli, huzursuz ve/veya duygusal olarak her an kırılmaya hazır ve kendine güvensizliğini saklayamaz haldedir (ya da halini belli etmemek için çok özgüvenliymiş edasındadır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Kendini dünyanın merkezi diye düşünerek, ve herkesin böyle düşünmesi beklentisiyle yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Davranışlarının sebebi olarak kendini görmez, davranışlarının sonucu ortaya çıkacak sorunları başkalarına mal eder ve bunları başkalarının çözümlemesini bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Davranışlarının sonuçlarının başkalarını da etkilediğini görmez. Görse de önemli değildir. Onun dünyasında tek önemli varlık “ben”dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Duygusal, davranışsal ve psikolojik dengesizlikler (tutarsızlık, aşırılık, taşkınlık) gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailenin çözüme ulaşmasında ilerleyeceği yol hepimiz için aynı olmayabilir. Her aile kendi yapısı içinde çözümlerini aramalıdır. “Ailemiz için önemliler, değerler nelerdir? Bunları aile yaşantımıza, kurallar ve uygulamaları halinde nasıl sokar, nasıl zaman zaman esnetebiliriz” sorularının yanıtlarına bağlı sorumluluklarımızı almakla çocuğu Şımartılmış Çocuk Sendromu'ndan kurtulma yolunda adımlar atılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şımartmak bir çocuğu çok sevmek değil, “gereksinim”i olanları çiğneyecek şekilde “istek”lerini sağlamaya çalışmaktır. Bireyselliğini ve bağımsızlığını kazanmasını engellemektir. Bu da maddiyatta bile yapmayacağımız; kendi yatırımlarımızı kendimiz batırmak gibi bir durum değil mi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Kaynak:E-Kolay &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745776993848187?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ocuklarda-marklk.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745768125534490</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:14:41.340+03:00</atom:updated><title>Çocuklarda Cinsel Kimlik</title><description>&lt;b&gt;Cinsel kimlik 3-6 yaş arası biçimleniyor &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;br /&gt;Çocukların ruhsal gelişiminin sağlıklı bir şekilde devam etmesinde, cinsel eğitimin büyük rolü var. Kapalı toplumlarda çocukların sorduğu her soru görmezlikten geliniyor ya da cezalandırılıyor olsa da; uzmanlar net bir şekilde uyarıyor: Çocuğunuzun cinselliğinin farkında olun ve onu cezalandırmak yerine, cinselliğin hayatın doğal bir parçası olarak algılaması için ona yardımcı olun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çocuklu ailelerde seks hayatı mümkün olduğunca gizemli mi yaşanmalı? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşlerin çocuk sahibi olmalarıyla birlikte, yaşamlarında yeni kaygılar gelişebilmekte. Ancak 'çocuk hissedecek' endişesiyle, eşler arası cinsel hayatın bozulması, ister istemez çocuğun yaşamını da olumsuz etkileyecektir. İletişim ve sevgi paylaşımının temelleri, ailede anne-baba ve çocuk arasındaki etkileşimle atılır. Cinselliğin çocuğun önünde yaşanması yanlıştır; ancak dokunma-öpme gibi gözlemlerin çocuğa hiçbir zararı olmadığı gibi faydası vardır. Ortalama 3 yaşına giren çocuğun genital bölgelere ilgi ve cinsel merakı başlamıştır. Kendi cinsiyetini ve cinsiyetler arasındaki farkı anlayan çocuklar karşı cinsten ebeveyne ilgi duymaya başlar ve kendi cinsiyetinden olana öfke ve kıskançlık gösterir. Cinsel isteğinin kabul edilemez olduğunu anladığında, cezalandırılacağı kaygısıyla kendi cinsiyetinden olan ebeveynle özdeşleşmeğe çalışır. Yetişkinler karşısında kendini güçsüz hisseden çocuğa; girişimciliğini ve soru sormasını engelleyen alaycı davranışlar göstermek suçluluk duygusuna yol açar. Maalesef toplumumuzda anne babalar kendi eğitimlerindeki eksiklikler nedeniyle de yaşadıkları cinsel hayatı çocuğun varlığıyla nasıl ayarlayacaklarını belirleyemiyorlar. Çocuğun cinsel ilgi ve uyanışının başlamasıyla birlikte var olan merak daha fazla anne baba ilişkisini gözlemleme gayretini gündeme getirecektir. Ancak 3-5 yaşlarındaki bir çocuğun cinselliği ve cinsel paylaşımı sadece seks figürleri olarak görmesi, onda travmatik birtakım etkiler oluşturabilmektedir. Bu yüzden normalde olması gereken eşler arası cinsel yaşamın çocuğun gözünün önünde yaşanmaması ama sürekli kaçıngan ve birbirine karşı ilgisiz eşlermiş gibi görünmemeleri de önemlidir. Çocuğun anne baba arasındaki sarılma, öpme, sevgi sözcüklerine şahit olması, ileride düzgün bir model oluşturmasına yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çocuklar anne babalarının cinsel hayatı olduğunu nasıl kabullenebilir? Bunun için en uygun yaş nedir? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel uyanışın başladığı 3-6 yaş civarında çocuk karşı cinsten ebeveynine doğal bir ilgi duyar. Ayrıca, olan ebeveynini kıskanabilmektedir. Bu kendi içindeki çatışma hem zamanın etkisi, hem de anne baba arasındaki çocuğa uygulanan dengeli bir yaklaşımla yerini gerçeği kabul etmeye bırakmaktadır. Zaten cinsel bilgileri tam olmayan çocuğun karşı cins ebeveyne ilgisi öncelikle bir aşk gibidir. Cinsel öğeler bunu destekleyici unsurlar içermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu yaşlarda anne babaları ayrı olanlar daha büyük sorunlar mı yaşıyor?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle bu dönemde çocuğun doğal olan bu savaşımına çeşitli baskı ve cezalarla yaklaşmak ondaki suçluluk kaygılarını artırabilir. Çeşitli sebeplerle bu dönemi atlatamayıp saplanmalar yaşayan çocuklarda, ilerde anne babadan kopamama, eş seçememe, aşırı suçluluk duyguları, cinsel kaçınmalar ve korkular ortaya çıkabiliyor. Ancak bir erkek boşanmış olan annesini eşiymiş gibi hissederken, annenin de tavrı desteklemesi, 6 yaşında bitmesi gereken bu süreci uzatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çocuk anne ya da babasını çıplak görürse ne yapılmalı? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle, anne ve babayı çıplak görmenin aile içinde zaman zaman olabileceğini unutmamak gerekiyor. Bunun çocuğa hiçbir zararı yoktur. Ancak tabii ki doğruları ve yanlışları yasaklayıcı olmadan, yumuşak bir şekilde ona hissettirmek önemli. Çıplaklıkla ilgili olarak, çocuğa vücudu öğretmek adına çocuğun yaşını aşacak örneklerden de uzak durulması gerekiyor. Çocuk anne ve babayı çıplak gördüğünde buna ya gülerek, ya utanarak, ama sonuçta ilgiyle bakacaktır. Bunu çocuğu itici ve korkutucu bir tarzda cezalandırmadan kendimizi onun görme alanı dışına çıkartıp kadın erkek vücudunun büyüdükçe değişim göstereceğini ama bunu seyretmenin ya da açıp göstermenin çok hoş olmadığını ona basit kelimelerle ve detaya inmeden anlatmak doğru olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çocukla anne babanın yatağı zaman ayrılmalı? Çocuklara babanın yatağına gelmeleri yasaklanmalı mı? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her çocuk anne ve babasıyla yatmayı sever. Ancak onun bireysel gelişiminin düzgün olabilmesi ayrı bir yatağının ve odasının olabilmesi önemlidir. Kendi yatağında yatması gerektiği, çocuğa sıcak ve sevecen bir şekilde anlatılmalı, sorumluluk duygusunun gelişmesine yardımcı olunmalıdır. Bugün birçok çift kendi aralarındaki cinsel soğukluğu çocuklarının onlarla birlikte yatma bahanesine sığınarak gizlediği unutulmamalı. özveri ve sabırla çocuğumuza yatağını sevdirebileceğimizi unutmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çocuklarla banyo yapmak doğru mu? Kaç yaşına kadar anne ile, baba da oğlu ile aynı anda banyoya girebilir? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebeveynlerin çocuklarıyla banyo yapması 5-6 yaşından sonra mayo tarzı giysilerle uygundur. Ayıp kavramını baskı ve korkutucu bir unsur gibi göstermemeli ve çocuğun kendi kararlarını da bu yönde hoşgörü ile kazanmasına zaman tanınmalıdır. Ebeveynlerin birbirlerini de çocuğa korkutucu öğelerle anlatmaları, sadece çocuğu ebeveyne karşı soğutacaktır. Çocuklar doğal dürtüleri gereği karşı cinse ilgi duyduklarında bu duyguları küçümsenip cezalandırılmamalıdır. Çocuğun yaşına uygun olarak yapılan cinsellikle, yaşamla ilgili bilgilendirmeler ve doğru kimlik gelişimi zaten onun bu tecrübeleri zarar görmeden yaşamasını sağlayacaktır. Ancak ergenlikle birlikte, patolojik aşklar ve uygunsuz cinsel tecrübelerle karşılaşmaktayız. Özgür birey olma çabasındaki genç, kendi yaşam enerjisini uygulayacak doğru alanlar bulamadığında aşkı yüceltir. Genç ve ailesi arasındaki iletişim her zaman istenilen sabır, hoşgörü ve doğru şartları içeremeyebilir. Bu durumda psikiyatrik yardım kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çocuk beş, altı yaşlarında cinselliğini keşfederse ne yapmalı hemen psikoloğa mı gitmeli?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-5 yaş arası zevkin en büyük kaynağı cinsel organıdır. Küçük yaşta keşfedilen masturbasyonu cezalar ile yasaklamak yerine kendi gizli çekmecesine koyması gerektiği öğretilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                                                                           kaynak:Sabah Gazetesi &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745768125534490?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ocuklarda-cinsel-kimlik.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745763754973053</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:13:57.620+03:00</atom:updated><title>Çocuklar Nelerden Korkar?</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çocukların korkuları, yaş dönemlerine göre farklılık gösteriyor. Daha küçük yaşlarda korkuların kaynağı sesken, ilerki yaşlarda somut korkular ortaya çıkıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Çocukların korkuları yaşlarına göre farklılık gösteriyor. Pek çok anne- baba aşağıda okuyacağınız "korkuların" çocuklarında olmasının "normal" olabileceğini unuttuğundan, bu korkuları teker teker hatırlatmak istedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2 yaş&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok seslerle ilgili korkular sözkonusu: Özellikle tren, kamyon, gökgürültüsü, sifonun çekilmesi, elektrik süpürgesinin çıkardığı sesler. Karanlık, büyük eşyalar, koyu renk eşyalar ve şapkalar da korku unsuru bu yaştaki çocuklar için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2.5 yaş &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncağın veya yatağın yer değiştirmesi, annenin uykuya geçişte yanından ayrılması, birinin yan kapıdan girmesi gibi alışagelmişin dışında yapılan hareketler çocuğu korkutabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3 yaş &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok görsel korkular; karanlık, hayvan, polis, anne babanın gece sokağa çıkması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4 yaş &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene seslerle ilgili korkular, özellikle motor gürültüsü. Ayrıca karanlık, yabani hayvanlar, annenin evden ayrılışı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5 yaş &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla korkulu bir yaş değil. Daha çok görsel korkular var. Ayrıca daha somut korkular, düşme, bir yerini incitme gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6 yaş &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok korkulu bir yaş. Özellikle seslerle ilgili. Kapı zili, telefon, böcek veya kuş sesi. Hayalet, cadı korkusu, yatak altında birinin saklanabileceği korkusu. Su, ateş, fırtına, anneyi eve gelince bulamama korkusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7 yaş &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık, bodrum, tavanarası korkusu. Gölgeleri hayalet, cadı gibi algılama. Okuduklarından, televizyondan, sinemada gördüklerinden fazlasıyla etkilenme, endişelenme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;8- 9 yaş &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endişe ve korkular daha az. Sudan ve karanlıktan daha az korku. Daha gerçekçi korkular var. Mesela bir şeyi yapamamak, okulda başarısızlık gibi kişisel endişeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çocuğunuz korktuğunda neler yapmalısınız? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Korkusuna saygı gösterin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Çoğu korkunun geçici olduğunu kendinize hatırlatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Tekrar ona yardımcı olmaya çalışmadan önce, korktuğu durumdan makul bir süre geri çekilmesine fırsat tanıyın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Korktuğu duruma tekrar alışabilmesi için ufak adımlarla ona yaklaşın (Mesela yükseklikten korkuyorsa, az yüksek yerlere çıkarın. Köpekten korkuyorsa köpek yavrusunu sevdirmekle işe başlayın).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Çocuğunuzun nelerden korktuğunu saptamaya çalışın. Saptadığınız şeylerden onu uzak tutmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Çocuğunuzun korkusunun yaş düzeyinde çoğu çocukta görülen korkulardan olup olmadığını test edin. Yaş düzeyinde sıkça görülen bir korkuysa geçeceğini düşünüp olayı hafife alabilirsiniz. Korkusu aşırıysa ve geçmiyorsa bir uzmanla görüşmeniz yerinde olur. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745763754973053?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ocuklar-nelerden-korkar.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745751100294375</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:11:51.096+03:00</atom:updated><title>Ebeveynlik Testleri Tehlikeli</title><description>Ebeveynlik test sonuçlarının, çocuk, anne ya da bilinen baba ile biyolojik babadan oluşan taraflardan birinin veya birkaçının aileden dışlanmasına, aile birliğinin zedelenmesine neden olabileceği belirtildi. Ebeveynlik test sonuçlarının aile birliğine verebileceği zarar nedeniyle öncelikle babalık testi öneren ve yapan hekimin tarafların görebileceği olası tüm zararları tarafsızca öngörmesi, engellemesi beklendiği vurgulandı. Temel insan haklarından biri olan mahremiyetin korunması için, test materyalinden, sonuç belgesine kadar isim kullanılmaması gerektiği de vurgulandı. Test sonuçlarının yasal zorunluluk dışında taraflardan başka kimseye açıklanmaması önerildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nermin Ersoy, ebeveynlik testlerinin, beklenen yararın ötesinde bireylerin aleyhinde sonuçlar da doğurabileceğini belirtti. Prof. Dr. Ersoy, “Test sonuçları, çocuk, anne ya da bilinen baba ile biyolojik babadan oluşan taraflardan bir veya birkaçının aileden dışlanması, aile birliğinin zedelenmesi, tarafların sosyal olarak damgalanmasına neden olabilir” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarafların sahip oldukları ekonomik ve yasal koşulların test sonuçlarıyla değişebileceğini, yasal hak kaybına uğranabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ersoy, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Testler, sosyal ve ekonomik zararlardan başka, yaşanabilecek hayal kırıklıkları ve bununla ilişkili olarak karşılıklı güven kaybı ve hatta çocuklarda anne, baba kavramlarının anlamını yitirmesi gibi ciddi psikolojik bozukluklara da yol açabilir. Çocuğun ailesinin parçalanması ya da biyolojik anne-babasının veya sosyal babasının dışlanmasıyla yaşayacağı ekonomik sıkıntı, onun sağlıklı gelişimini de tehlikeye düşürebilmektedir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; HEKİMLERDEN BEKLENTİLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebeveyn testlerinin doğuracağı tehlike ve zararların en aza indirilmesinde hekimlerin de önemli ödevleri olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Nermin Ersoy, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çeşitli tehlikeler ve zararlar içerdiği için öncelikle babalık testi öneren ve yapan hekimden, tarafların görebileceği olası tüm zararları tarafsızca öngörmesi ve engellemesi beklenmektedir. Bu hekimin zarar vermeme ödevinin bir yükümlülüğüdür. Taraflara testten görebilecekleri yarar ile zarar tarafsızca belirtilmeli, özellikle çocukların yararı ön planda olmalıdır. Ebeveyn testlerinde tarafların mahremiyetinin korunması da diğer bir etik konudur. Temel insan haklarından biri olan mahremiyetin korunması için, test materyalinden, sonuç belgesine kadar isim kullanılmamalıdır. Test örnekleri üzerinde verilecek kod numarasının işaret ettiği isim ya da isimler, sadece testi öneren hekim tarafından bilinmelidir. Test sonuçları, yasal zorunluluk dışında taraflardan başka kimseye açıklanmamalıdır.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745751100294375?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ebeveynlik-testleri-tehlikeli.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745746602452900</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:11:06.100+03:00</atom:updated><title>Anne Baba Okulu: Çocuklarımız ve Biz</title><description>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anne babalar çocuk eğitim tutumlarında değisik faktörlerden etkilenirler. Mesela, geçmiş yaşantılarından, kültürlerinden, kendi kişisel değerlerinden, anne-baba algılarından ve gelecekle ilgili hedeflerinden. Çocuklarımıza öğrettiğimiz her şeyde bizden bir parça vardır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne-baba olmayı yaşayarak öğreniriz. Bazen olması gerekenleri, bazen içimizden geleni bazen de yaşananların sonuçlarını uygularız. Anne baba olarak bilmemiz gereken bazen farkında olmadan çocuklarımıza zarar verecek ortamları istemeden de olsa yaratabildiğimizdir. İnsanın kendi çocuğunu eğitmesi kolay değildir, çünkü çoğunlukla onu kendimizden ayrı düşünmekte zorluk çekeriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda dikkat etmemiz gereken ilk ve en önemli nokta çocuğumuzun bizden farklı olduğu ve bizden farklı gelişeceğidir. Bunu kabul ettiğimiz zaman hem çocuğumuza hem de kendimize "kendi olmak" hakkını tanımış oluruz. Böyle bir eğitim ortamında çocuk her yönüyle kabul gördüğünü hisseder ve kendini değerli algılar. Başkalarını da olduğu gibi kabul etmeyi öğrenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileler eğitimde "geliştirmek" yerine "değiştirmek" üzerinde odaklandıkları zaman hep yanlışları ve eksikleri görürler ve bunlarla ilgili düzeltme ve tedbir alma yoluna giderler bu da çocukla aralarında gergin bir ilişkinin oluşmasına neden olur. Oysa çocuğun anlaşıldığını hissetmeye ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim; destek olmayı, yol göstermeyi, bilgi vermeyi, model olmayı ve uygun ortamları sağlamayı içermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğumuzu eğitirken ona karşı açık olmak, dürüstçe kendimizi ortaya koymak belli rollere sıkışmadan insan olarak var olmak da çocuğumuz için bir eğitimdir. Çünkü o bizim sadece söylediklerimize değil söylediklerimizi nasıl uyguladığımıza da bakar. Bunlar arasında uyuşmazlık gördüğünde bize olan güveni ve inancı sarsılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim süreci içinde zorlandığımız, sıkıntı yasadığımız, hata yaptığımızı fark ettiğimiz anlar olabilir. Duygularımızı doğru ya da yanlış diye ayırmadan kendimize bunları yaşama hakkını vermeli ve paylaşabilmeliyiz. Bu, çocuğumuzun kendine ve hayata olan toleransını arttırır. Duygularımızı paylastığımızda yaşadığımız sıkıntının yükünü hafifletir ve uygun alternatifleri daha rahat görebiliriz. Biz kendimizi açtığımızda çocuklar da duyguları tanıyıp onları nasıl ifade edebileceklerini öğrenirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca hata yapma, zorlanma gibi durumlarla nasıl başa çıkabileceklerini görebilirler. Onlar da kendilerini ifade etmeye başlarlar. Bu durumda da onlari dinlemek , anlamaya çalışmak bunu yaparken de öğüt vermemek, yargılamamak, kıyaslamamak, hafife almamak, konuyu değiştirmemek yapacaığınız en iyi şey olacaktır. Bunları dikkate aldığınızda çocuğunuzun sizinle daha çok sey paylaştığını göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımızın bizim doğrularımızı bizim istediğimiz yollarla bulmaları için uğraşmak, sabırsızlanmak, hata yapmalarına firsat vermemek, her şeyi hazır sunmak ve sürekli koruyucu olmak onların hayatı gerçek anlamda yaşamalarına elgel olmaktadır. Oysa onlar bu dünyaya bizim istediğimiz gibi biri olmak için gelmediler. Onlara seçim hakkı tanımazsak kendi başlarına bunu yapmaları gerektiğinde daha büyük zorluk yaşarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsteğimiz; kendine yetebilen, zorluklarla başa çıkabilen kısacası bu dünyada tek başına var olabilen bir birey yetiştirmekse bu, ancak ona fırsat vermekle mümkün olabilir. Hem ona hem kendinize fırsat verin. Anne baba olmak kusursuz olmak demek değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımızı eğitirken birçok konuda kendimizi de eğitmek durumunda kalırız. Karşılaştığımız zorluklarda kendimizi görür, tanırız. Kendimizi değerlendirir, eleştiririz. Eğer bu sonuçları kendimize yol gösterici olarak kullanabilirsek çocuğumuz ve kendimiz için uygun eğitim ortamlarını daha rahat oluşturabiliriz. Eğer yolumuzu belirlemekte karar veremiyorsak bu konuda bize yol gösterebilecek uzmanlardan yardım almak, ne yapacağını bilememekten daha iyi bir yol olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Kaynak: Şebnem KANMAZ / Avrupa Koleji &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745746602452900?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/anne-baba-okulu-ocuklarmz-ve-biz.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745741109084578</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:10:11.180+03:00</atom:updated><title>Kardeş Kıskançlığı ile Nasıl Başedilir?</title><description>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kardeş kıskançlığının önlenebilmesi için, hamilelik döneminden başlanarak, çocukları kardeş olgusuna hazırlamak gerekir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğduğu günden itibaren ilgi odağı haline gelen ilk çocuklar, kardeşin gelmesiyle birlikte bu statüyü kaybetme duygusunu yaşayabilirler. Hemen hemen tüm kardeşler arasında varolan bir histir kıskançlık. Birçoğumuz belki de bu duyguya hiç yabancı değiliz. Şimdi bir düşünün, hangimiz küçük kardeşe gösterilen ilgiden sıkılıp saatlerce ağlamadık ki? Ya da yemek saati geldiğinde biberonunu alıp saklamadık? Bazen de sadece ağlasın diye onu korkutup, sonra da kendi ellerimizle emzik götürmedik? Kimi, yaşadığı kıskançlığı çevreye verdiği tepkilerle belli ederken, kimi de içine kapanarak anlatmaya çalışır rahatsızlığını. Ancak kardeşler arasındaki bu duygunun farklı sonuçlar vermesinin tek sorumlusu aslında anne ve babaların hatalı davranışlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kıskançlığın nedenleri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıskançlığın temelinde, o ana kadar ilk çocuğa gösterilen ilginin yeni doğan kardeşe yöneltilmesinden meydana gelen rahatsızlık yatıyor. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne ve babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk kız ve doğan kardeş erkek ise, anne - babasının kendi cinsiyetinden hoşnut olmadığını düşünebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kıskançlığın belirtileri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibi hisseder kendini. Bu durumda sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içine kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabus gördüklerini ve sık sık çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine oranla gerileme görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evden ayrılmamak için okula gitmeyi reddetmeyle birlikte baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler ile huzursuzluk, isteksizlik belirtileri sık sık gözlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı çocuklar kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma gibi davranışlar gösterirken, bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterirler. Bu davranışın altında çoğu zaman ebeveynlerin sevgisini kaybetme korkusu yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne - babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama durumu yaşanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bunlara dikkat&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşi doğmadan önce ona anlayabileceği bir dilde aileye yeni bir üyenin geleceğini, evdeki ortamın her zamankinden daha heyecanlı ve karışık olabileceğini anlatabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuza "Sakın endişelenme seni de bebek kadar seveceğiz" gibi sözler söylemeyin. Bu ifade iyi niyetli olsa da, çocuğun ebevynlerinin sevgisi için kardeşiyle yarışmasına yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelik döneminde babası ya da başka bir aile üyesi büyük çocuğun bakımıyla ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekle ilgili işlerde büyük çocuğunuzdan yardım isteyebilirsiniz. Örneğin; ona isim seçme, biberonunun soğutulması, oyuncak ya da giysi seçimi gibi konularda büyük çocuğun katılımı sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her fırsatta çocuğunuzla birebir iletişime geçmeye çalışın. Birlikte ortak faaliyetlerde bulunarak, çocuğa kardeşiyle ve evle ilgili küçük sorumluluklar verin. Böylece ona, onu hala sevdiğinizi hissettirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kardeş kıskançlığı ile nasıl başedilir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Aile birliğini önemseyin ve ortak birşeyler yapabileceğiniz zamanlar yaratmaya özen gösterin.&lt;br /&gt;2) Bireylerin kendi özelliklerini önemseyin. Ayrıca bütün çocuklarınızın kendilerine ait ilgi alanları ve yeteneklerinin olduğunun farkına varın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Çocuğunuzun duygularını tanıyın ve kardeşine karşı olan olumsuz davranışlarını olumluya çevirmeye çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Çocukların arasındaki rekabete çözüm getirmenin ilk adımı, iyi bir dinleyici olmaktır. Ancak bu durumdan oturup dinlemek anlaşılmasın. Tersine, etkin dinleme ve beden dilini beraber kullanmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Asla yapmayın!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Çocuklarınızdan birini gözbebeği olarak seçmeyin. Siz bunu hissettirmemeye çalışsanız da, diğer çocuğunuz durumu anlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Kardeşler arasında asla karşılaştırma yapmayın. Çünkü rekabet; hırs ve kıskançlığı beraberinde getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Asla taraf tutmayın ve hakem olmayın. Çünkü haksız olduğu anne ve babası tarafından onaylanan çocuk, değer verilmeme ve sevilmeme gibi duygular yaşayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Her çocuğunuzun aynı olmayacağını bilin. Bu nedenle çocuklarınızın kişilik ve isteklerine uygun davranmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Ailem ve Ben Dergisi &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745741109084578?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/karde-kskanl-ile-nasl-baedilir.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745736873177164</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:09:28.806+03:00</atom:updated><title>Evde Bir Anlık Dalgınlığa Gelmeyin</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda, 112 Acil Sağlık Hizmetleri'ne, 'bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların' yüzde 80,8'inin ev kazalarına bağlı olduğu belirtilerek, yaralanma ve ölümle sonuçlanan ev kazalarına yönelik alınacak önlemlerle, bebek ve çocukların güvenliğinin sağlanacağına dikkat çekildi. Düşmeler, boğulma, zehirlenme, elektrik çarpması, yanık ve yangınlar, ateşli silahla yaralanmanın çocuklar için ev ortamında görülen çok önemli kazalar olduğuna işaret edilen raporda, "Ev ortamı, çocukların sağlıklarını tehdit eden bir çok riski de barındırmaktadır" denildi. Raporda, ailelerin, sandalye ve diğer tüm mobilyaların pencerelerden uzakta olmasına, yüksek binalarda pencerelere parmaklık takılmasına, emekleyen ve yeni yürümeye başlayan bebeklerin merdivenlerden uzak tutulmasına, bebeğin uyuduğu veya bulunduğu yatağın kenarlarının mutlaka korumalı olmasına dikkat etmeleri de istendi. Raporda üç yaş altındaki çocukların, solunum yollarının çok dar olduğu vurgulanırken, kuruyemiş, mısır, şeker ve sosis gibi besinlerin risk taşıdığı kaydedildi. Aile ve bebek bakımını üstlenen kişilere şu uyarılarda bulunuldu: "Toplu iğne, mücevher, düğme, boncuk, tespih gibi küçük cisimleri, çocukların ulaşamayacağı yerlerde bulundurun. Oyuncakların yaşına uygun olmasına dikkat edin. Bebeklerin birkaç santimetre derinliğindeki suda bile boğulabileceğini unutmayın. Bu nedenle içi su dolu küvet, leğen veya kovalar bile bebekler için çok büyük tehlikeler içerebilirler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; ZEHİRLENME VE YANIKLARA DİKKAT &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların maruz kaldığı ev kazalarının yüzde 34,9'unun zehirlenme, yanık ve yangınlar olduğuna işaret edilen raporda; ilaç, kimyasal ve temizlik maddelerin, çocukların ulaşamayacağı yerlerde ve orijinal kaplarında saklanması gerektiği bildirildi. Su, süt, kola ve yoğurt kaplarının, bu maddelerin saklanması amacıyla kullanılmaması gerektiği vurgulanan raporda, bir tehlike kaynağının da elektrik olduğu kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyoda tek başına bırakmayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan "Ev Kazaları Raporu"nda, ev ortamının bebek ve çocukların yaralanma ve ölümlerine yol açan riskleri barındırdığı vurgulandı. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745736873177164?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/evde-bir-anlk-dalgnla-gelmeyin.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745726863127328</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:07:48.700+03:00</atom:updated><title>Ebeveynler  İçin İletişim Önerileri</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Çocuklarınız için ulaşılabilir olun&lt;/b&gt;,&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;Çocuklarınızın ne zaman konuşmaya daha yatkın olduklarına dikkat edin. Örneğin, yatma zamanı, arabada, yemekten önce vs. O anlarda onlarla konuşmaya açık olun.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Konuşmayı siz başlatın. Çocuğunuz yaşamında olanların sizin için önemli olduğunu bilsin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Her hafta en az bir kez, her çocuğunuzla ayrı ayrı, bire bir bir etkinlik için zaman ayırın. Bu zamana başka randevular vermemeye özen gösterin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çocuğunuzun ilgileri hakkında bilgi edinin. Müzik, spor vs ne ile ilgileniyorsa siz de onun ilgisine saygı duyduğunuzu gösterin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Konuşmaları bir soruşturma haline getirmeyin. Konuşmaya bir soru ile değil, kendi bir düşüncenizle,duygunuzla başlayın.Konuşurken dinlemeyi unutmayın.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çocuğunuz onu endişelendiren, kaygılandıran bir konudan söz etmeye başlıyorsa ne yapıyorsanız bırakın ve dinleyin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çocuğun söylediklerine ilgi gösterin ama vermek istediği bilgiden fazlasını elde etmek için soruşturma, dedektiflik yapmayın.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sizin için güç de olsa yanıt vermeye başlamadan önce onların bakış açısını dinleyin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anladığınızdan emin olmak için “Şöyle şöyle diyorsun” diye söylediğini özetle tekrarlayın&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sakin bir şekilde yanıtlayın ki çocuğunuz da sizi dinleyebilsin&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şiddetli tepkiler duyuyorsanız biraz nefes alıp bunları yumuşatın, öfkeli veya savunmada görünürseniz çocuğunuz sizi duymayacaktır&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kendi düşüncenizi, onunkini eleştirmeden açıklayın, farklı düşüncelerde olmanın olabileceğinin altını çizin&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Doğru olma konusunda tartışmaya girmeyin. “Farklı düşündüğümüzü görüyorum. Benim düşüncem bu....” yoluna gidin&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Konuşurken ön planda sizin değil çocuğun duyguları olmasına özen gösterin.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;b&gt;Unutmayın&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;Çocuklarınıza sizden ne beklediklerini sorabilirsiniz. Sadece dinleme, öğüt, duygularla başa çıkma, sorun çözme...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çocuklar gözlemle öğrenirler. Sizin öfke ile nasıl baş ettiğiniz, sorunları nasıl çözdüğünüz, zor duygularla nasıl başa çıktığınız söylediklerinizden daha önemli olacaktır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çocuklarınızla sohbet edin. Ders vermeyin, eleştirmeyin, tehdit etmeyin. Bir dostunuzla sohbette geçerli olan saygı kuralları çocuğunuzla sohbette de geçerlidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çocuklar kendi davranışlarının sonuçlarından öğrenirler. Sonuçlar çok tehlikeli değilse, fikrinizi söyleyin ama karışmak, engel olmak zorunda hissetmeyin&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çocuklarınız bazen endişelerinin, kaygılarının küçük bir bölümünü size sunarak test yaparlar. Ne dediklerini dikkatle dinleyin, konuşmalarını destekleyin, öykünün gerisi gelebilir.Ebeveynlik işi sabır ve emek yoğundur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çocuğunuzla aranızda sağlıklı bir ilişkinin temeli konuşmak ve dinlemektir. Ama ebeveynlik güç bir iştir. Özellikle ergen çocuğunuzla iyi bir bağlantı devam ettirmek, başka baskılarla da boğuştuğumuz için zor olabilir. Eğer uzun dönemli sorunlar yaşadığınızı hissetmeye başlarsanız bir psikologdan yardım almaktan kaçınmayın. Başa çıkılmaz gözüken sorunlar bazen oldukça küçük adımlar gerektiriyor olabilir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745726863127328?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ebeveynler-iin-iletiim-nerileri.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745721558739719</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:06:55.660+03:00</atom:updated><title>Gebelikle İlgili Yanlış İnanışlar</title><description>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Dr. Işık Akın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastanelerinin, bölgedekien yoğun doğum hastanesi olduğunu, ayda ortalama 700 doğum gerçekleştiğini söyledi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgenin değişik illerinden hasta geldiğini kaydeden Akın, doğum hastalarının önemli bir bölümünü kırsal kesimden gelenlerin oluşturduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelikle ilgili bölgede yanlış inanışların sürdüğünü anlatan Akın, bu inanışların, özellikle kadının psikolojisi, gebelik kararı vegebelik sürecinde etkili olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın, bölgede gebelikle ilgili kulaktan dolma, yıllardır süregeleninanışların olduğu, bu inanışların bebeğin cinsiyetine göre de değiştiğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelikle ilgili yanlış inanışlarda, erkek bebeğe yönelik olumlu düşüncenin kıza göre daha baskın olduğunu kaydeden Akın, şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Gebelikte eğer bebek kız ise annenin çirkinleşeceği, erkek ise güzelleşeceği yönündeki inanış sürüyor. Bu yalnızca kırsalda yaşayan ya da eğitim seviyesi düşük insanlarda yaygın olan bir inanış değil, kentlerdeki, eğitim ve kültür seviyesi yüksek kadınlarda da bu tür düşünceler görülüyor. Bunun yanında, 'bebek kız ise gebeliğin zor, erkek ise gebeliğin kolay geçeceği' yönündeki inanış da hakim.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın, söz konusu yanlış inanışlarda bile erkek bebeğin düşüncelerde farklı bir yere konulduğuna dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;GEBE KALIRSAM HASTALIĞIM GEÇER'' İNANIŞI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın, bölgede yaygın olan inanışlardan birinin de ''gebeliğin, kadınlarda bazı hastalıkları gidereceği'' yönünde olduğunu söyledi. Rahim ağzı yaraları, düzensiz kanamalar, ur ve kistin gebe kalınınca iyileşeceğine inanıldığını kaydeden Akın, ''Sırf hastalığı geçsin diye gebe kalan kadınlar var'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın, yanlış inanışlar arasında ''kürtaj olan kadınların bir daha hamile kalamayacağı'', ''bir kez düşük yapan kadının hep düşük yapacağı'', ''annenin midesinin ekşidiğinde çocuğun saçlarının çok olacağı'' gibi inanışların da bulunduğu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kişilerin bu inanışlara kendilerini kaptırdığını vurgulayan Akın, ''Bu nedenle biz, aynı zamanda hastalarımızı bilinçlendirmek için de çaba sarf ediyoruz. Bu tür kulaktan dolma bilgilerin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyoruz'' dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745721558739719?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/gebelikle-ilgili-yanl-inanlar.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745713793378397</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:05:38.020+03:00</atom:updated><title>Bebek Odasında Neler Olmalı</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bebeğiniz sizin hayatınızın en önemli parçası haline gelecek çok önemli br canlı. Bu yüzden onun en sağlıklı ortamda büyümesine itina etmeli. İşte bebeğinizin odasını hazırlarken size yardımcı olabilecek küçük bir rehber… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Elbette her anne baba için bebeği her şeyin en iyisini hak ediyor. Ancak sizin de diğer harcamalarınızı da düşünerek bebeğinizin odası için ayırdığınız bir bütçeniz var ve bu bütçeyi aşmamanız gerekiyor. Piyasada ki çeşit çeşit bebek odaları ve aksesuarlar arasından seçim yapmanızın kolay olmayacağını baştan kabullenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Rahatlık ve emniyet bir bebeğin odasında olması gereken en önemli iki özelliktir.&lt;br /&gt;* Bebeğiniz için seçtiğiniz oda çok önemli. Uzmanlara göre ideal bir bebek odasının 12-15 metrekare ve en az bir penceresinin olması gerekiyor. Çünkü içeri güneş girmeyen, hava değişimi olmayan bir oda bebeğinizin sağlığı için uygun değil.&lt;br /&gt;* Eşyaya boğulmuş bir odada, bebeğin görüş, hareket ve oyun alanı kısıtlanır. Bol dantelli, fırfırlı, fiyonklu örtüler, sepetler şık ve gösterişli görünmesine rağmen kıvrımlar arasında toz oluşacağı ve sinek, böcek saklanabileceği için tercih edilmemelidir. Kolay yıkanıp ütülenebilen nevresim takımları seçmek yerinde olacaktır.&lt;br /&gt;* Bebeğinizin odasına halı koymamaya özen gösterin. Çünkü halı odadaki nemi emdiği için alerjik bünyeli bebekler için nefes almayı güçleştirebiliyor. Halı yerine kilim yerleştirirseniz daha sağlıklı olacaktır.&lt;br /&gt;* Odayı boyamanız gerekiyorsa yağlı boya yerine çabuk kuruyan, koku bırakmayan ve bakteri barındırmayan su bazlı boyaları tercih edin. Pastel renklerin aksine kontrast yapan canlı tonlar bebeğin daha çok ilgisini çeker. Eğer duvarlar pastel tonda ise, canlı renklerdeki posterler ve bordürler odayı neşeli hale getirebilir.&lt;br /&gt;* Odanın perdelerinin bebeğin çok erken saatlerde gün ışığı yüzünden uyanmaması için yeteri kadar kalın olmasına özen gösterin.&lt;br /&gt;* Bebeğin odasındaki mobilyaların ağaçtan yapılmış olması sağlıklı bir seçimdir. Fakat toksik olmayan boyaların kullanıldığı mobilyaları tercih etmelisiniz. Mobilyalarda sivri çıkıntılar da olmamalıdır. Mobilya alırken boyutlarının bebeğe büyüdüğünde oyun alanı bırakacak şekilde olmasına dikkat etmelisiniz.&lt;br /&gt;* Bebek odasına en güvenli ışıklandırma tavandan yapılır. Kolayca kordonları çekilecek ve devrilecek abajurlar tehlike oluşturur. Işığı ayarlanabilir bir düğme ile bebeğinizi çok parlak ışıktan koruyabilirsiniz.&lt;br /&gt;* Karyola alırken; keskin, sivri kenarlı olmamasına, yatağın kenarlarının bebeğiniz büyüdüğünde yataktan atlamayacak kadar yüksek (en az 60 cm.), korkuluklardaki çubukların aralıklarının, bebeğin kolu veya bacağının sıkışmaması için 2.5 cm’den dar, bacaklarını dışarı sarkıtmaması için 6 cm’den geniş olmamasına dikkat etmelisiniz.&lt;br /&gt;* Bebeğinizin ağlama seslerini duyabilmek için odasına bebek telsizi koyabilirsiniz. Özellikle geceleri çok işinize yarayacaktır.&lt;br /&gt;* Bebek yorganı çok ağır olmamalıdır. Daha önceden kullanılmış yorganları tercih etmeyin.&lt;br /&gt;Ayrıca makine de yıkanabilir olması, temizlik açısından avantaj sağlar.&lt;br /&gt;Kapı pencere boyamak, genelde erkek işi olarak düşünülür. Merak etmeyin, bu işi erkeklere kaptırmayın, elinize boya fırçasını alın, kolları sıvayın filan demiyeceğiz size. Ama, evinize biraz canlılık getirmek için veya sadece değişiklik olsun diye sizlerin hanım olarak yapabileceğiniz bir kaç tavsiyemiz var. Bunun için de eh, birazcık fırçaya filan ihtiyacınız olabilir belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Duvarlarınızı süsleyin &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturma odanızın veya salonunuzun duvarlarını rengarenk yapraklarla canlandırmak isterseniz, bu projemiz size uygun düşecektir. Şekli hoşunuza giden büyüklü küçüklü bir kaç yaprak toplayın. Odanızın duvarlarına uygun düşecek renk tonlarında bir kaç renk küçük kutu duvar boyası edinin. Küçük bir fırça yardımı ile yaprakların alt taraflarını boyayın (damarları iyice belli olsun diye alt tarafı boyuyoruz). Daha sonra duvara, boyalı tarafı bastırarak yaprağın izinin iyice çıkmasını sağlayın. Göreceğiniz üzere, yaprakları baskı malzemesi olarak kullanıyoruz. Bundan sonrasında zevk size kalmış. İster bütün duvarınızı değişik renklerde ve değişik büyüklüklerde yapraklarla donatırsınız, ister tavana yakın kısımlarda veya pencere altı hizasında bordürler oluşturursunuz. Kolay gelsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı işlemi çocuk odaları için de yapabilirsiniz. Çocuk odalarında başkaca kullanabileceğiniz bir yöntem de şablonla baskı yöntemi. Kağıda çocuğuzun da hoşuna gidebilecek bazı şekiller çizin. Mesela yıldızlar, araba veya ev desenleri, harfler, rakamlar, ağaçlar, çiçekler, kız çocukları için kalpler… Şekillerinize detay vermenize gerek yok, zira sadece dış hatlar gerekli. Çizdiğiniz şekilleri kâğıttan keserek oyun. Şeklin kendisini değil de, oyulmuş kağıdı bant yardımı ile duvara yapıştırın. Eski bir bulaşık süngerini boyaya batırıp, duvara yapıştırdığınız oyuk kısma bastırarak, süngeri sürmeden boyayın. Veya fırça ile de boyayabilirsiniz. Yapıştırdığınız kağıdı duvardan çıkarın. Duvarın başka bir yerinde farklı bir boya kullanarak işlemi zevkiniz ölçüsünde devam ettirin. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745713793378397?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/bebek-odasnda-neler-olmal.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-27997109.post-114745706390664677</guid><pubDate>Fri, 12 May 2006 18:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-05-12T21:04:23.976+03:00</atom:updated><title>Aşırı İlgi ve Çocukta Güvensizlik</title><description>Özel Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi doktorlarından Psikiyatr Dr. İbrahim Bilgen, çalışan annelerin, suçluluk duygusuna kapılarak ilginin dozunu kaçırmasının, çocukta özgüven kaybına neden olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı ilginin çocuğu anne bağımlısı yaptığını ve ondan başka kimseye güvenmemesine yol açtığını vurgulayan Psikiyatr Dr. İbrahim Bilgen, çalışan annelerin çocuklarına karşı gösterdikleri ilginin dozunu çok iyi ayarlamaları&lt;br /&gt;gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle son yıllarda ekonomik nedenlerle çalışmak zorunda kalan annelerin sayında artış yaşandığına dikkat çeken Bilgen, “Çocuğuna yeteri kadar ilgi gösteremeyen anne ona karşı kendini suçlu hisseder ve eve gittiğinde fazla ilgi gösterir. Anne, çocuğu sevgisiyle adeta boğarak tüm gün gösteremediği seviyi sergiler. Aşırı ilgi ise ilerleyen dönemlerde çocuğun tamamen annesine bağımlı olmasına yol açar” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı ilginin çocuğu anne bağımlısı yaptığını ve ondan başka kimseye güvenmemesine yol açtığını vurgulayan Bilgen, “Evde aşırı sevgi gören çocuk, kreş ya da okulda aynı sevgiyi arar, bulamayınca dabunalıma düşer. Çünkü, öğretmenlerin her çocuğa ayrı ayrı anne sevgisivermesi mümkün değil. Bu nedenle çocuk, kendisini tek seven kişinin annesi olduğunu düşünür, başka insanlara karşı da güvensiz olur” diyekonuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukla haftada bir gün fazla ilgilenip, ardından ilginin kesilmesinin çocuğu daha çok bunalıma ittiğini vurgulayan Bilgen, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;“Çocuk, annesiyle geçirdiği koca bir günün ardından okula döndüğünde kendini boşlukta hisseder. Hırçın ve arkadaşlarına karşı daagresif davranışlar sergiler. Her gün en az yarım saat çocukla vakit geçirilmesi, bu süre zarfında da canımlı cicimli sözler yerine çocuğu bir birey olarak görüp sohbet edilmesi çocuğun ruh sağlığına olumlu katkı yapar. Anne çocuğuyla birlikteyken içindeki çocuğu ortaya çıkarmalı, onunla oyunlar oynamalı ancak, hiçbir zaman abartıya kaçmamalıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; OYUNU BOZMAYIN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bilgen, çocukların odasında oyuncaklarıyla oynarken kendi dünyasına kapandığını, bu sürede çocuğun yanına giden annenin onu oyundan alıkoyup sevgi gösterilerinde bulunmaya çalışmasının da yanlışolduğunu ifade ederek, çocuğun en fazla zevk aldığı oyun sırasında yapılan sevgi gösterisinin olumsuz tepki yaracağını vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı ilginin yanı sıra ilgisizliğin de çocukları bunalıma iteceğine dikkat çeken Bilgen, “Çocuk yok gibi davranmak, onun konuştuklarını dinlememek doğru değil. Bazı aileler de yeterince zamanayıramadıkları çocuklarını hediyelerle mutlu etmeye çalışırlar. Oysa, en pahalı hediye bile aile sevgisinin yerini tutmaz” diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27997109-114745706390664677?l=cocukgelisimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://cocukgelisimi.blogspot.com/2006/05/ar-ilgi-ve-ocukta-gvensizlik.html</link><author>noreply@blogger.com (Seo Monster)</author></item></channel></rss>