Cumartesi, Mayıs 13, 2006

Babalığın Katı Sıvı ve Gaz Halleri

Bir baba, bir bebeğin hayatındaki "esas" rolünü ne zaman oynamaya başlar?

Yok, işin "esas" başlangıcını kastetmiyorum. O, rolün en kolay kısmı. Yukarıdaki soruya yuvarlak bir cevap olarak verilebilecek "babanın kendini baba gibi hissettiği zaman" denen o zaman, ne zaman?

Babaların baba olduklarını hissetmeye başladıkları zaman için, ortalama iki yaş deniyor. İnanılmaz derecede uzun gelen bu zaman diliminde, babalar ne yapıyorlar? Biz babalar, ne yapıyoruz? İki yılın içinde tutumlarımızı pekiştirdiğimiz, karakterimizle ve o zamana değin yaşadıklarımızla uyumlu, çocuğumuzun tarzına yakın bir "stil" geliştirirken hangi yollardan geçiyor, ne hâllere giriyoruz?

Basitleştirmeye katlanabilirseniz, topu topu bir kaç çeşit tutumumuz var: Birisi, durup, beklemek. Ne olduğunu anlamaya çalışarak, ne yapacağımızı belirlemek. Durup, bebekten gelen sinyali dinlediğimizde, ritmimizi ona göre ayarlıyor, o'na göre hareket ediyoruz.

O bakıyorsa, biz de ona bakıyoruz.

Gıdıkladığımızda gülüyorsa, gıdıklıyoruz.

Gıdıklamamızdan ya da kulağına üflememizden rahatsız olduğunu hissettiriyorsa, o hareketimizi kesiyoruz oracıkta. Bu yolla, âdeta, içinde olduğu kaba göre şekil alan bir maddeye dönüşebiliyoruz. Buna "sıvısal" babalık ya da babalığın sıvı hâli denebilir, hâliyle.

Bebeğin tavrı donuk ve durgunsa, biz de öyle oluyoruz, ilk tepki öyle. Sıvısalsak eğer, hemen üstüne gitmek yerine, onun küçük bir sinyalini kollayıp, o anda atlayabiliyoruz. Bu küçük zaman aralıklarını iyi kullanabildiğimiz ölçüde, bebeğin zaman içinde değişiveren ruh hâline uygun adımlar atmayı pek iyi beceriveririz.

Sıvısal olmayan bir baba böyle bir durumla karşılaştığında, ne yapabilir? Babalığın "katı" hâlini yaşıyorsa eğer, bebeğin gülümsemesini bekler ve bebekten beklediği belli adımlar atılmamış olursa, kılını kımıldatmayabilir. Bebecik de köşesinde duran, ne yapacağını bilemez cinstense, "katı" halli baba ile karşılıklı köşelerde öylece dururlar.

Uçucu ve kaçıcı tipte bir babaysa eğer, sinyal-minyal beklemeden bodoslama dalıverir bebeğin dünyasına, kendi canlı ve neşeliyse eğer o gün, bebeğin de otomatik olarak öyle olacağı beklentisiyle âdetâ. Bu tip babalığa da, babalığın "gaz" hâli diyelim. Sıvısal babalığın saydıklarım arasında en makbulü olduğu kanısındayım. Bebekle o meşhur dansı en iyi yapabilenler, bebeğin ihtiyaçlarını yakından gözleyen ve bazı ihtiyaçları doğmadan hissedip proaktif davranan babalar.
Ama hepimizin ayrı, kendine özgü kişilik yapıları var. Bu yapılara denk düşmeyen davranışlara kendimizi ne kadar zorlayabiliriz? Sıvı ya da gaz ya da katı hâlde oluşumuz, babalık öncesindeki/yanındaki stillerimizle yakından ilişkili. Bize babalık ve annelik edenlerin stilleri, onların bize hediyesi genlerimiz, çocuklarımızın anneleri, hepsi bu sıvı/gaz/katı hâllerimizin editörleri...

Kocalığımızın hâlleri ile babalığımızın hâlleri arasında çarpıcı benzerlikler bulursak, şaşırmayalım. Kocalığı gaz hâlinde olup da, babalığı sıvı hâlde olan varsa eğer aramızda, bir dakika, burada bir çelişki var ve neden, diye çıkıverir birisi aradan. Katı hâlden pek bahis yok, dikkat ettiyseniz.

Prof.Dr.Yankı Yazgan

Çocuklarda Anne Babaya Yönelik Şiddet!

Özellikle ergenlik dönemindeki çocukların anne-babaya saldırgan davranması veya şiddet uygulaması oldukça sık görülen ancak hakkında fazla konuşulmayan bir durumdur.

Anne-babaya yönelik şiddet; küfürlü konuşma, korkutma, tehdit etme, anne ya da babaya fiziksel zarar verme (itme, tekmeleme, eşyaları üzerine fırlatma, vurma), eşyalara ve eve zarar verme ya da bıçak vb. silahla tehdit etmeyi içerebilir. Anne-babaya yönelik şiddet ister bir kere yaşanmış olsun, isterse sürekli bir tutum olsun, mutlaka üzerinde durulması gereken bir durumdur. Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm.Dr. Ayten Erdoğan çocukların anne ve babasına karşı neden saldırgan bir tutum sergilediğini anlattı.

Çocuklar anne-babasına neden saldırganlık ve şiddet gösterir?

Çocuklar anne-babaya karşı çeşitli nedenlerle saldırganlık gösterebilir. Bu nedenlerden hiçbiri saldırganlık ve şiddet tutumunun hoş görülmesini gerektirmez, ancak özellikle de ergen çocuğunuzun neden böyle davrandığını anlamanıza yardımcı olabilir:

- Özellikle de öfke duygularını kontrol etmeyi ve doğru bir şekilde ifade etmeyi henüz öğrenememiş olabilir ve bu nedenle de hiçbir öz disiplin uygulamadan hareket edebilir.

- Yetişkinlerin öfkesini kontrol etmeden, birbirlerine şiddet uyguladığını görerek büyümüş olabilirler. Bu durum, bu şekilde davranmanın normal olduğunu düşünmelerine neden olabilir.

- Sorunları çözmek ya da istediklerini elde etmek için başka bir yöntem bilmiyor olabilirler.

- Başka insanlara veya eşyalara değer verme ve saygı göstermeyi yeterince öğrenememiş olabilirler.

- Uyuşturucu veya alkol kullanımı, arkadaşından ayrılmak gibi nedenler de saldırgan tutumu tetikleyebilir.

- Anne-babalarını zayıf ve güçsüz görüyor olabilir, ya da kadınlara bu şekilde davranılması gerektiğini düşünüyor olabilirler.

- Gerçekten zor bir dönemden geçiyor ve stresle baş edemiyor olabilirler.

Anne-babalar ne yapmalı?

Çocuğu tarafından saldırıya uğrayan anne-babalar korkabilir, kendini güçsüz, yalnız, başarısız hissedebilir ve utanma ve suçluluk duygularına kapılabilir ve ailede kontrolü kaybetmiş gibi hissedebilirler. Öncelikle, çocuğunuzla ilişkinizde ne yaşamış olursanız olun, şiddetin hiçbir şekilde mazur görülemeyeceğini asla unutmayın. Kendinize olan güveniniz sarsılmış olsa dahi, bazı zor kararları almak için hazırlıklı olun. Ailenizde belli ölçüde de olsa kontrolü yeniden sağlamanız gerekir. Ergen çocuğunuzun bu davranışını değiştiremeyebilir ya da sona erdiremeyebilirsiniz, ancak yine de önceden belirlediğiniz kararınızı savunmanız gerekir. Özellikle de evde bu ortamdan dolayı korkmuş ve size sığınma ihtiyacı hissedebilecek daha küçük çocuklarınız varsa bunu yapmanız önemlidir. Tartışmaların çoğunlukla hangi konulardan kaynaklandığını düşünün. Hangi konularda taviz verebileceğinizi ve hangi konularda kesinlikle taviz veremeyeceğinizi belirleyin. Tartışma çıktığında neler olduğunu düşünün. Saldırgan davranışın sinyalleri nelerdi? Bu sinyalleri gördüğünüzde mutlaka birbirinizden uzaklaşın. Gerekirse evden çıkın ve şiddete maruz kalmamaları için küçük çocuklarınızı da yanınıza alın. Her ikiniz de sakinleştikten sonra gerekli konuşmaları yapın.

Ne kadar mantıksız gelirse gelsin, konuyu çocuğunuzun gözünden görmeye çalışın. Hangi tutum ve sözlerinizin, istemeseniz de, bu durumun yaşanmasına katkıda bulunuyor olabileceğini belirleyin.

Çocuğunuz bu tutumu yeni sergilemeye başladıysa, son zamanlarda olan bitenleri düşünün. Örneğin, okulda ders veya öğretmenlerle ilgili bir sorun mu yaşıyor? Arkadaşları ile ilgili bir sorunu mu var? Aileniz ya da çocuğunuz son zamanlarda yeni biri ile görüşmeye başladı mı? Bu kişi ile ilişkilerde neler oldu? Ergen çocuğunuz bir depresyon mu geçiriyor?

Çocuğunuzun iyi davranışlarına dikkat edin ve bunları fark ettiğinizi ve takdir ettiğinizi ona belirtin. İzin verdiği ölçüde, onun sevdiği şeyleri yaparak birlikte zaman geçirmeye gayret edin. Ergenlik dönemindeki çocuğunuzun artık “çocuk” olmadığı gerçeğini kabul edin ve buna uygun davranın. Sınırınızın ne olduğunu ve bu sınırı aşarsa ne yapacağınızı net bir şekilde belirleyin ve çocuğunuza da belirtin. Sınırı aşması halinde yapacağınızı söylediğiniz şeyi mutlaka yapın. Örneğin böyle bir durumda ergen çocuğunuzun evden çıkmasını isteyebilir ya da polis çağırabilirsiniz. Tüm bunları yapmak mutlaka ki size çok zor gelecektir. Anlayış göstereceğini bildiğiniz biri ile durumu paylaşabilirsiniz. Sağlam bir tutum belirlemek ve uygulamak ne kadar güç olsa da, bunu yapmanız çok önemlidir. Ergen çocuğunuz da anne ya da babasına saldırgan davrandığında, kendisini ne kadar mazur göstermeye çalışırsa çalışsın (annem beni çok kızdırdı, beni buna zorladı, vb.) kendisi de bu davranışından mutlaka rahatsızlık duyacaktır. Ayrıca bu davranışı hiçbir engelleme görmezse, başka alanlarda da aynı tutumu sergileyebilecektir. Bu da, engellenmemesi ve öfkesini ifade edecek başka yöntemler öğretilmemesi durumunda, hayat boyu sorunlar yaşamasına ve belki de kanunları çiğneyerek ceza almasına dahi neden olabilecektir.

Tüm bunlar işe yaramıyorsa ya da en başından sorunla baş edemeyeceğinizi düşünüyorsanız mutlak surette uzman yardımı almalısınız.

Uzm. Dr Ayten Erdoğan,
Memorial Hastanesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları

Baba'nın İlgisi Zeki Yapıyor

Bırakın "klasik baba" rolünü bir kenara...

Çocuğunuzla oynayın, onunla ilgilenin, yemeğini yedirin... Hem babalığın tadını çıkartın hem de çocuğunuz zeki olsun...

Babalık zor bir iştir. Çocuğuyla doğru bir ilişki kurmak, onunla arakadaş olmak için kendi yolunu bulmaya çalışır babalar...

Ancak bu bir taraftan da zorunluluk. Çocuğun anneye olduğu gibi babaya da ihtiyacı var. Babanın ilgisi, babanın verdiği güven duygusu, o küçük insanları mutlu ve huzurlu kılmak için çok önemli.

Babaların, erken yıllarda gösterdiği olumlu ilgi, çocuğun zihinsel gelişimini olumlu etkiliyor.Kocaeli Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nuray Sungur, kitap okumak, oyun oynamak gibi birçok etkinliğin çocukların özgüvenini artırdığını belirtiyor.
Oysa babasının ilgilenmediği veya baba şefkatinden yoksun kalan yetişkinlerin beyni, normalden yüzde 30 daha küçük oluyor.

Babalar ve Bebekleri

Baba - çocuk arasındaki sağlam ilişki bebeklikten başlar.

Babalar bebeklerine kavuşma heyecanı yanında kimi zaman bebeğin emzirilme durumundan dolayı anneyle bebek daha yakın olacağından, ilişkide dışarıda kalma endişesi taşıyabilir. Bu endişe babanın bebeğin hayatına dâhil olup onunla yakınlik kurabileceği diğer birçok mükemmel yolu fark edememesine de sebep olabilir.

Hâlbuki bebeklerin emzirilmek dışında pek çok ihtiyacı daha vardır. Doyurulması, diğer insanlarla fiziksel teması, rahat ettirilmesi, altının değiştirilmesi ve kocaman dünya ile tanıştırılması!

Baba isterse tüm bu aktivitelere dâhil olabilir ve bebeğin hayatında etkili yerini alabilir.

Yeni bebekler kendilerine dokunulmasından hoşlanırlar. Kalp atışlarını duyacak kadar yakınlıkta olmaktan haz duyar, anne babalarının cildini, kokusunu hissetmeye, seslerini duymaya ve hareketlerini izlemeye bayılırlar. Anne zaten emzirme yoluyla bunları yapar ama baba da başka bir çok yolla bu hazzı bebeğine ve kendine yaşatabilir.

Babasının göğsünde uyumak nerdeyse bütün bebeklerin favorisidir. Anne günün yorgunluğunu üzerinden atmak, biraz yalnız zaman geçirmek istediğinde (bir banyo, biraz okumak ya da sadece biraz kendi kendine kalmak gibi), baba da bütün gün bebekten uzak kalmanın, onu özlemenin acısını çıkarmaya fırsat yaratabilir.

Karnı doymuş ama henüz uykuya hazır olmayan bebeğini kucağında gezdirebilir, bebeğiyle birlikte çevrelerindeki eşyaları, duvardaki bir resmi, saksıdaki bir çiçeği inceleyebilirler ya da sadece bakışıp gülüşerek birbirlerinin varlığının keyfini çıkarabilirler! Eğer bebeğin uykusu gelmişse, baba rahat bir koltuğa oturup, bebeği de göğsüne yerleştirip uykuya geçmesini sağlayabilir.

Bir anne için dinlenme molası sonrasında eşi ve bebeğini huzur içinde uyurken bulmaktan daha güzel bir duygu var mıdır acaba?

Babaların özellikle hoşlandığı bir diğer aktivite de banyo zamanıdır... Bebeğin göbek kordonunun düşmesinden itibaren babalar da bebeği rahatça yıkayabilirler. Bebeğin suyla tanışmasını, ilk tepkilerini ve yavaş yavaş oyun zamanlarına geçişini izlemek en keyifli şeylerden biridir.

Banyo zamanı babayla bebek arasında özel bir ilişkinin gelişmesini sağlar. Bu zorunlu aktivite her ikisi için de eğlenceli ve öğretici olabilir.

Banyo zamanları her gün veya gün aşırı birlikte yalnız vakit geçirmelerine olanak sağlar. Bu da aralarındaki bağı kuvvetlendirmesi nedeniyle baba ve bebek için gerçek bir ödüldür. Paylaşılan özel anlar ilişkiyi geliştirir. Küvet ve duş sistemi varsa, minik bebeği yıkamak baba için çok kolay olacaktır.

Baba bebeği çabucak sabunlar ve durular, sonra da dolu küvetin içinde ikisi de rahat bir şekilde oynarlar. Babasının göğsünde ya da kollarındaki bebek zevk alır, güvendedir ve eğlenir.

Çocuklara okumanın önemi tartışılmaz. Babalar yalnız çocuklara değil, her koşulda bebeklere de bir şeyler okuyabilir. Hatta baba, en minik bebekle bile gazetesini sesli okuyarak haberi paylaşabilir. Bebekler kendilerine konuşulmasını, sürekli aynı sesi duymayı çok severler, anne karnındayken de bu böyledir...

İlk aylarda bebeğinize ne okuduğunuz hiç önemli değildir... Bu okumalar zaman içinde geceleri rutin basit çocuk kitaplarına, hafta sonları gazete eklerindeki karikatürlere ve sonunda okul yılları sırasındaki okumalara evrim gösterecek, gelişecektir. Babasının kucağında kitap okumak, çocuk için yaşam boyu okuma sevgisine özel bir yol oluşturacaktır.

Yeni babalar bebeklerinin ilk yıllarındaki büyüme, gelişme evrelerinde etkin biçimde daha pek çok şekilde rol alabilirler. İste 0–18 ay bebekler için öneriler:

İletişim kurun...

Yenidogan bebeğinize duygularınızı ifade eden (beklentileriniz, hayalleriniz vs. onun doğumu üzerine ) bir mektup yazın.

Bebeğinizle hoş sakinleştirici bir sesle, basit bir dille konuşun.

Bebeğin çıkardığı sesleri, tepkileri dinleyin ve taklit edin. Seslerle karşılıklı gevezelik edin.

Bebeğinizin üzüntü, acı, endişe, korku, acıkma, yorgunluk gibi konularda vücut dilinin farkında olun.

Öğretin...

Bebeğinizin etrafını keşfetmesine imkân izin verin. Güvenli nesneleri kavrayıp tutmaya, çiğnemeye, elleriyle idare etmeye, kullanmaya, tanımaya cesaretlendirerek doğal ortamlarını anlamalarına yârdım edin.

Güvenli şekilde nasıl oyun oynayacağını gösterin, model olun ve öğretin. (Sıcak şeylere dokunmamak, elektrik prizlerine bir şeyler sokmamak, oynayabilecekleri uygun yerler vs)
Bu aylarda öğrenmede taklit etmek, saklamak, oyunları isimlendirmek önemlidir.

Kontrol edin...

Aşı olması gereken zamanları iyi takip edin, bilin.

Dikkatli biçimde gözlemleyerek, güven içinde oynadığından emin olun.

Fiziksel gelişimini gözlemleyerek, yediklerinin besleyiciligini kontrol edin.

Uyurken kontrol edin.

Düşünün, yazın, paylaşın...

Bebeğiniz olmadan önceki duygularınız, taahhütleriniz neydi ve baba olduğunuzdan beri neler değişti, neler fark etti? Ne düşünüyorsunuz, ne hissediyorsunuz?

Ne çeşit bir baba olmak istediğinize dair umutlarınız ve hayalleriniz neler? Bu umut ve hayallerden kaybettiğiniz oldu mu? Niçin?

Takdir ettiğiniz, beğendiğiniz özelliklerde tanıdığınız anne babaları göz önüne getirin, haklarında düşünün. Mesela onlardan ne öğrendiniz? Yaptıkları neleri beğeniyorsunuz?
Babanızla olan anılarınızı düşünün. Bu tecrübelerinizle temelde çocuğunuza nasıl bir baba olmayı arzu ediyorsunuz?

Hangi zamanlarda çocuğunuzla birlikte olmaktan en çok keyif alıyorsunuz? Çocuğunuzla ilişkiniz açısından kendinize dikkat edin, doğru şeyler yaptığınızı düşünüyor musunuz?

Diğerlerinin bir baba olarak sizden neler beklediğine inanıyorsunuz( es, çocuk, akrabalar, arkadaşlar, toplum.) Nasıl farklılıklar gösteriyorlar. Bu beklentileri nasıl karşılıyorsunuz?

Çocuğunuzun sizin hakkında söylemesini istediğiniz şeylere dair bir hikâye yaratın.

Eşinize de yardım edin...

Esiniz ve bebek evdeyken gidip alışverişi yapın.
Ekstra bez, biberon emziği ve ya stok için mama almaya hevesli, istekli olun.

Biriken çamaşırları yıkayıp azaltın, biberonları sterilize edin, bebeğin kirli bezlerini dışarı çıkarın, bebeğinizin sağlıklı, temiz ortamda büyümesi için ön ayak olun.

Kırık oyuncakları, bebek eşyalarını tamir edin.
Doyurulması, bez değişimi, uyku zamanları, hastane kontrolleri, aşıları, keşifsel oyun zamanları için hazırda bulunun.

Bakım yapın...

Günlük rutin olarak yapılan alt değiştirme, banyo, doyurma ve üstünü değiştirme gibi şeylerin zamanlarında dikkatli olun. Bunları yaparken ne yapıyor olduğunuzu ve sonra ne yapacağınız hakkında bebeğinizle konuşun, şarkı söyleyin, oyun oynayın (ce-ee yapın), burnu, gözü ,kulağı hakkında konuşun, çevredeki belirgin nesnelere dikkatini çekin.

Sık sık kitap okuyun. Etkileşim ve konuşma için ortam yaratın.

Hasta olduğunda ilgilenip bakımını yapın.

Planlayın...

Çocuğunuzla ilgili gelecekteki masraflar için finansal plan yapın (okullar, dersler, spor.), yatırım yapın, kenarda para tutun.

Çocuğunuzun büyük anne-babalarıyla ilişkisini geliştirmesini sağlayın.

Paylaşın...

Çocuğunuza sık sık okuyun ve şarkı söyleyin.
Sürekli aklında kalacak tekerlemeli oyunlar öğretin.

Birlikte bir boş araziyi, bir parkı veya bina gibi yeni yapılanan bir oluşumu keşfe gidin.
Birlikte bloklardan, çamurdan, kardan bir şeyler yaratın, inşa edin.

Sağlayın...

Güvenli, yıkanabilir, yutmaya müsait olmayan büyüklükte, onu oynamaya heveslendiren özelliklere sahip (öten, ses çıkaran, müzik yapan, zil çalan oyuncaklar, toplar, legolar, bloklar gibi) oyuncaklar alın.

İçinde tanıdık nesnelerin büyük ve parlak renkli resimlerinin olduğu, kenarları yuvarlatılmış, kalın karton, mukavva gibi kâğıttan sayfaları olan kitaplar alın.

Koruyun...

Araba koltuğunu sağlam, güvenli şekilde monte edin.

Her zaman çocuğunuzu arka koltukta araba koltuğunda emniyet kemeriyle bağlayın.

Elektrik prizlerine taktığınız kapakların, eğer çıkartılırsa yutulamayacak büyüklükte olmasına dikkat edin.

Temizlik malzemelerinin, keskin aletlerin, ilaçların vs. olduğu dolaplarının kapaklarına kilit koyun.

Pencerelerde kordonlu türünden güneş önleyici varsa (jalûzi gibi) boğulma tehlikesine karşı iplerini güvenli yükseklikte tutun.

Evdeki bitkileri çocuğunuzun ulaşamayacağı yerlerde tutun.

Merdiven ağızlarına çocuğun geçmesini önleyecek kapılar takın.

Baba bebek ilişkisi, biraz yaratıcılıkla, denemeyle ve zamanla serpilip gelişecek, cocuklukta, genclikte ve sonrasinda tüm yaşam boyu sürecek sağlam zeminde yerini bulacaktır.

Bir Temel Yaşam Becerisi:Problem Çözme

“Başınızdan geçenler hep hoş şeyler olursa, cesur bir insan olamazsınız.” Mary Tyler Moore

Elbette anne baba olarak, çocuklarımızın, özellikle ilk yaşlarının kontrol edemeyecekleri sorunlarla geçmesini istemeyiz, çünkü hepimiz güven duygusunun ruh sağlığı için ne denli önemli olduğunu biliriz. Fakat, tümüyle sorunsuz geçen bir çocukluk da, onları sorunlu ve adil olmayan bir dünyaya psikolojik olarak hazırlamaz.

Önemli olan, çocukların ruh sağlığına zarar veren ve kendilerine olan güvenlerini yok eden sorunların niteliği ve niceliği değil ,bu sorunların üstesinden nasıl gelindiğidir.

Öyleyse, çocuklarımızın karşılaştığı sorunlarla başa çıkabilmeleri için, onlara yapıcı olarak nasıl yardımcı olabiliriz? En önemli yol, elbette ki problem çözme konusunda çocuklarımıza iyi bir model oluşturmamızdır. Fakat sadece bu da yeterli olmayabilir. Anne babalar olarak çocuklarımızın bu alanda başarılı olmaları için yapacağımız çok önemli başka şeyler de vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1. Pozitif tutumu sürdürmek

Çocuğunuz problem çözme konusunda özgüvenini sık sık kaybediyor ya da siz gereğinden çok endişeleniyor veya aşırı şekilde korumacı davranıyorsanız, bunun üzerinde durmak gerekir.

Aşağıdaki cümleleri tekrar ederek, içinizdeki içgüdüsel anne-babayı pozitif bir yere oturtur ve böylelikle ilk adımı atmış olursunuz:
- Pozitif ve yapıcı şekilde ele alınırsa, çocuklar her duygusal travmayı atlatabilirler.
- Çocuklar, sorunlarını çözerek psikolojik olarak güçlenirler.
- Çocuklar problem çözme yoluyla çok değerli yaşam becerileri edinirler.

2. Yeterince müdahale etme

Bebekliklerinde, doğal olarak çocuklarımızın, elbette sorunlarının neredeyse tüm sorumluluğunu üstleniriz; fakat ileri ergenlik dönemine geldiklerinde, rolümüzün, aşamalı olarak yardım ve destek gerektiğinde, danışılan bir gözlemci durumuna gelmiş olması gerekir. Bu sürecin hızı, her zaman her çocuğun olgunluğuna, yeteneğine ve yüz yüze gelinen sorunun niteliğine göre belirlenmelidir.

Çocuğunuza yardım etmeden önce aşağıdaki soruları kendinize sorabilirsiniz:
- Bu sorunu tamamıyla çocuğumun mu çözmesi gerekiyor, yoksa benim veya bir başkasının, sorunu çözmede üstlenmemiz gereken sorumluluklar var mı?
- Bu sorunu çözmesi için çocuğumun becerisi ve deneyimi yeterli mi?
- Çocuğumun bu sorunla tek başına başa çıkabilmesinde başarı şansı nedir? (Yardımcı olacağını düşünürseniz 1’den 10’a kadar notlandırabilirsiniz.)

3. Destek olma

Her ne kadar arka plana çekilmeye ve çocuğumuzun kendi sorununa kendi çözümlerini getirmesi gerektiğine karar versek de, ona destek olmak gibi çok önemli bir rolümüz de vardır.

Acaba çocuğunuz ilişkinizde onu desteklediğinize, sonuç ne olursa olsun yanında olduğunuza yürekten inanıyor mu? Çocuğunuza desteğinizi açıklıkla ifade edip etmediğinizi şu sorularla test edebilirsiniz:
- Duygularını anlayışla karşıladınız mı? (“Sorunun, seni endişelendirdiğini / ürküttüğünü / heyecanlandırdığını görüyorum.”)
- Gülümsediniz, kucakladınız ya da elini tuttunuz mu?
- Gereksinim duyduğu takdirde, ona zaman ayıracağınızı söylediniz mi?
- Onu önemseyip, günlüğünüze onun bu deneyimi ile ilgili bir şeyler yazıp, ona bunu gösterdiniz mi?

4. Problem çözme stratejileri öğretin

“Strateji” sözcüğünü kullanmasalar da, yetişkinlerin pek çoğunun kullandıkları problem çözme yöntemleri vardır. Bunlara belki “sağduyu”, “oyunun kuralları”, “işin püf noktası” gibi isimler verilir.

Ancak, hepimiz çocuklarımızın bu bilgilerle dünyaya gelmediğini unutuverir ve günlük koşuşturmada denenmiş, sınanmış bu stratejileri çocuklarımıza öğretmeyi atlarız. Bu yüzden, kullandığınız bu stratejilerin neler olduğunu bir oturup düşünün ve bunları çocuklarınıza anlayabilecekleri bir dille anlatın.

ÇOCUKLARIN PROBLEM ÇÖZMEDE KULLANABİLECEKLERİ BEŞ AŞAMALI BİR STRATEJİ:

Bu stratejide çocuğun bir problemi hem kendine güvenerek, hem de başarıyla çözebilmesi için beş önemli aşama vardır:

1. KONUŞMA
“Sorununuzu paylaşırsanız, sorun bir bütün olmaktan çıkıp yarıya iner.”
Çocukların çoğu ya sorunlarını başkalarına hissettirmez ya da farklı biçimlerde dışa vurur. (Örneğin, küçük kardeşini dövmek, yatmak istememek ya da başkalarının eşyalarına zarar vermek vb.) Bu nedenle, atılacak ilk adım, kendilerini üzen ya da endişelendiren konuyu, çok güvendikleri biri ile konuşabilmelerini sağlamaktır. Çoğunlukla bu kişi anne ya da babadır, fakat sorun anne-baba ile ilgili ise sorunu bir başkası ile konuşması için teşvik edilmelidir.

2. DÜŞÜNME
Bu aşamada çocuğa, herhangi bir önlem almadan önce, sorununu tüm ayrıntılarıyla düşünmesi gereği hatırlatılır. Düşüncelerini netleştirmesi ya da yeni fikirler üretmesi için önerilebilecek yöntemler:
- Resim yapmak,
- “İyi” ve kötü” şeyler listesi hazırlamak,
- Sorun hakkında farklı biçimde biten öyküler yazmak,
- Fikir jimnastiği yapmak.

3. HAREKETE GEÇME
“İyi formüle edilen bir problem yarı yarıya çözülmüş demektir.”
Bu aşamada çocuğunuzun aşağıdaki noktalara dikkat ederek hazırlayacağı, uygulamaya yönelik bir eylem planı yapmasına yardım ediniz:
· Uzun süreli hedef – Bu noktada unutmamanız gereken husus, seçilen hedefin başarıya ulaşma olasılığının olması ve sürenin gerçekçi olmasıdır. Bu, istenilen hedefin kısa ve net özetidir.
· Kısa süreli hedefler – Hedeflerin saptanması çok önemlidir; çünkü küçük adımlarla işe başlanırsa, eylem planını sürdürme olasılığı artar. Hedeflerin çok somut olmasına gayret edilmeli ki, başarı gözle görülebilsin.

4. DENETLEME
Çocuğun işine gereğinden fazla karışmanın sonuç üzerinde istenmeyen etkileri olur. Bu nedenle, bir gözden geçirmenin yararlarından söz ettikten sonra, çocuğunuzla oturup ne tür bir kontrol mekanizmasının daha yararlı olacağı konusunda konuşun. Bu konuda bir başkasının yardımını istiyorsa (arkadaşı, öğretmeni yada anne veya babası) eylem planının bir parçası olarak, bu kişiyle sürekli iletişim halinde olasını sağlayın.

Ayrıca, kendi kendine denetlemesi için onu teşvik edin ve bu konuda önerilerde bulunun. (Örneğin, günlüğüne not alabilir, yatak odasının duvarına bir grafik hazırlayıp asabilir vb.)

5. ÖDÜLLENDİRME
Bu aşamada problemini çözebildiği için çocuğun ödüllendirilmesi gerekir. Fakat, bundan daha önemlisi, yavaş ilerleme kaydediyorsa veya başarısız olduysa bile, gösterdiği “çaba” için onu ödüllendirmeyi unutmayın.

Ödüllerinizi hazırlarken, amaca uygun olmalarına dikkat edin ve abartmayın. Pek çok çocuk için anne-babalarıyla geçirecekleri birkaç özel saatin çok büyük önemi vardır. Bir başka ödül, çok istediği bir şeyin satın alınmasına yapacağınız maddi katkı olabilir.

Beş Aşamalı Stratejinin Uygulamasıyla İlgili Birkaç Örnek

Problem1: Yalnızlık ve antisosyalleşme
14 yaşında bir kız çocuğu, en sevdiği arkadaşıyla kavga edip, ondan ayrılmak zorunda kalmıştır ve giderek herkesten uzaklaşmaktadır.
Konuşma
Anne-baba ya da yakın bir arkadaşı konuşmasına yardımcı olup, kızgınlığını dışa vurmasını, hatta ağlamasını sağlayabilir. Çocuk artık hiçbir yere gitmek istemediğini, çünkü arkadaşını yeni arkadaşlarıyla görmekten korktuğunu itiraf eder.
Düşünme
Bu aşamada konuştuğu kişiyle birlikte:
- bu kızla olan arkadaşlığı konusundaki tüm iyi ve kötü şeyleri bir liste haline getirebilir,
- şimdi ne tür bir arkadaşlığa gereksinim duyduğunu düşünebilir,
- okulda ya da çevresinde arkadaşlık etmek istediği başka kişilerin olup olmadığını düşünebilir,
- Arkadaşlık etmek istediği kişilerle nasıl arkadaşlık kurabileceğini düşünebilir.
Harekete geçme
Uzun süreli hedef: Gelecek döneme kadar yeni arkadaşlar edinmek
Kısa süreli hedefler:
- haftada bir kez dışarı çıkmak,
- kendini iyi ifade edebilme konusunda çalışmalar yapmak,
- dönem sonundaki partiye kadar cesaret toplamak.
Denetleme
Bir ay içinde konu ile ilgili tekrar konuşulması ve durumun gözden geçirilmesi.
Ödüllendirme
Dönem sonu partisi için alınacak yeni bir giysi.

Problem 2: Gözlük taktığı için alaya maruz kalma
8 yaşında bir kız çocuğu, gözlük takmaya başladıktan sonra giderek utangaçlaşmış ve dışarıya çıkma konusunda isteksiz davranmaya başlamıştır.
Konuşma
Gözlük takma konusundaki duyguları hakkında konuşurken, gözlüğüyle sınıftaki çocukların sürekli alay ettiği ortay çıkar.
Düşünme
Anne-baba ona şu şekilde yardım edebilir:
- önce kendisiyle alay eden çocukları tek tek hatırlamasını sağlamak ve daha sonra kendisiyle alay etmeyen çocukların sayısının daha fazla olduğuna dikkat çekmek,
- gözlük takan insanların bir listesini yapmak,
- bu insanların, kendileri ile alay edildiği takdirde yanıt olarak neler söyleyebileceğini düşünmek.
Harekete geçme
Uzun süreli hedef: Gözlüğünü yılbaşına kadar aksatmadan takmak ve kendisi ile alay edenleri umursamayacak kadar cesur bir insan olmaya çalışmak.
Kısa süreli hedefler:
- Kendisi ile alay edenlere yanıt vermek için en kısa zamanda çalışmalara başlamak (örn. Anne-babayla alıştırma yapmak),
- gözlükleri olan küçücük bir ayı alıp cebine koymak ve böylelikle daha cesaretli davranışlarda bulunmak (ya da başucuna gözlüklü bir ayı resmi çizmek),
- gelecek hafta içinde daha uzun süre gözlük takmak,
- bir ay içinde alaylarda bir azalma olmazsa, anne ya da babanın alay eden çocukların öğretmenleri ile konuşması.

Denetleme
- Birisi alay ettiği zaman anne ya da babayla konuşulacak,
- Gelecek ay içinde gözlüğü taktığı, fazladan her bir saat için kumbarasına para atılacak.
Ödüllendirme
Bir ay sonra anne ya da baba kumbarasındaki parasını iki katına çıkaracak ve çok istediği özel bir şeyi satın alacak.

Problem 3: Başarısızlık
10 yaşındaki bir erkek çocuğunun karnesi çok kötüdür ve çocuk bu duruma çok üzülmekte ve özgüvenini kaybetmiş gözükmektedir.
Konuşma
Anne-babanın yaptığı konuşma sonucunda kendisini ağabeyinin yanında çok yetersiz gördüğü ortaya çıkar.
Düşünme
Anne- baba bu aşamada şu konularda yardımcı olabilir:
- “En iyi” ve “en kötü” anlarının listesini yapmak
- Başarı konusunda ilk kez kendine güvenini kaybetmeye başladığı anı not etmek. Bunun belli bir olaya bağlı olup olmadığının gözden geçirilmesi (Örneğin, ağabeyinin ortaokula başlaması, annesinin iş değiştirmesi, okulda futbol takımına seçilmemesi vb.)
- Başarılı ve başarısız olduğu dersleri not alıp, başarıların nasıl elde edildiğini ve başarısızlıkların nasıl başarıya dönüştürebileceğini belirlemek,
- Farklı öğretmenlere karşı çocuğun performansına ve duygularına göz atmak
Harekete geçme
Uzun süreli hedef: İlk yazılı ve sözlülere kadar notlarını %5 oranında yükseltmek.
Kısa süreli hedefler:
- Ağabeyiyle yarın konuşup matematik konusunda ondan yardım istemek
- Hafta sonunda yeni bir ev ödevi çizelgesi yapmak
- 6 tane başarısını liste halinde hazırlayıp, yatak odası için bir poster hazırlamak ve daha sonra yeni başarılarını, eskilerinin altına eklemek
- Annenin ya da babanın çocuğun öğretmeni ile görüşmesi
Denetleme
- Her cumartesi kahvaltıdan sonra yaptığı ilerleme hakkında konuşup postere yeni başarılarının eklenmesi
- 4 hafta içinde anne-babanın öğretmenle tekrar görüşmesi
Ödüllendirme
- Ailece (ağabeyin de katılacağı) sevilen bir parka ya da bir futbol maçına gitmek

“Problemler, nasıl başa çıkacağınızı bilirseniz, iyiye kullanabileceğiniz fırsatlardır.”
Henry J. Kaiser

MEF
Reh. ve Psk. Dan. Bir.

Yararlanılan Kaynaklar:
· Gordon, Thomas. Aile İletişim Dili, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1996.
· Lindenfield, Gael. Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme,HYB Yayıncılık , Ankara, 1997.
· Gander, Mary J. et al. Çocuk ve Ergen Gelişimi, İmge Kitabevi, Ankara, 1998.

Cuma, Mayıs 12, 2006

Çocuklara Balık ve Süt

Büyüme çağında bulunan çocuklar, kuş gribi endişesiyle tavuk ve yumurta yiyemediği için risk altında... Çocuklara, protein eksikliğinin giderilmesi için balık ve süt verilmesi önerildi

Kuş gribi nedeniyle tavuk ve yumurta yiyemediği için sağlıklı büyüme açısından risk altında bulunan çocukların, bu ürünlere alternatif olarak balık, süt ve süt ürünlerini tüketmeleri önerildi. Selçuk Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Mustafa Karakaya, tavuk ve yumurtanın hayvansal proteinin karşılanması açısından önemli ürünler olduğunu söyledi.

'Ucuz kaynaklar'
Bu ürünlerin ucuzluğu nedeniyle özellikle orta ve dar gelirli aileler tarafından daha fazla tüketildiğini ifade eden Doç. Karakaya, yumurtanın anne sütünden sonra gelen en önemli besin olduğunu, ancak kuş gribi korkusu nedeniyle artık çocuklardan uzak tutulduğunu belirtti.
Karakaya şöyle konuştu: "Kuş gribi, hayvansal protein eksikliğini ciddi boyuta taşıdı. Et ve yumurtadan uzak büyüyecek çocuğun sağlıklı gelişmesi beklenemez."

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2006/01/23/guncel/gun03.html

Aşırı Kilo Kemiğe Zarar

Aşırı kilolu çocuklar, normal kilolu çocuklara oranla daha fazla kemik kırılması ve eklem sorunlarıyla karşılaşıyor

ABD'de yapılan ve sonuçları Kanada'daki Obezite Konferansı'nda açıklanan bir araştırmada, aşırı kilolu çocuk ve gençlerin, ideal kilolu akranlarından daha fazla kemik kırılmasının yanı sıra kalıcı sakatlıklara yol açan kemik ve eklem anormalliklerine maruz kaldıkları ortaya çıktı.

Obezite uzmanı Dr. Jack Yanovski ve ekibinin, ortalama yaşları 12 olan 227 aşırı kilolu ve 128 normal kilolu çocuk üzerinde yaptığı araştırmada, aşırı kilolu olanların yüzde 13'ünün en az bir kez vücutlarında bir kemiğin kırıldığı belirlendi. Bu oranın normal kilolu çocuklarda yüzde 4 olduğu tespit edildi.

Yanovski, benzer sonuçların kas, kemik veya eklem ağrısı ile özellikle diz ağrısı ve hareket zorluğu gibi sorunlarla karşılaşılmasında da elde edildiğini belirtti. Dr. Yanovski, ''Kas-iskelet sisteminde ağrı ve zayıf hareket, düşük fiziksel aktiviteye yol açabilir, böylece kısır döngü oluşur'' diye konuştu.

Cincinnati Hastanesi Çocuk Ortopedi Cerrahi bölümünden Dr. Junichi Tamai de, çocukların sık sık dizlerinin ağrıdığını söylediklerini, ancak asıl sorunun eklemde yanlış formasyonun oluşmaya başlaması olduğunu, hareketsizliğin bu durumu daha da kötü hale soktuğunu kaydetti.

Aktif çocukların kemiklerinin daha kuvvetli olduğunu, kilo verici egzersizin kemik yoğunluğunu artırdığını belirten Tamai, ''Kilosu fazla çocuklar düştüklerinde kemiklere daha fazla yük biner ve kırılma riski artar'' dedi.

Tamai, ayrıca aşırı kilolu erkek çocuklarında, kas ve kemik gelişimiyle paralel olan testosteron hormonu seviyesinin de düşük olabileceğine işaret etti.

Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/extra/ven...04/acocuk.html

Bebeğinizle Eve Giderken

Ailenize küçücük bir birey daha katıldı, hayırlı olsun. Sakın “Biz bu bebekle ne yaparız” gibi endişelere kapılmayın. Bize kulak verin ve gerisini merak etmeyin. Bu yazıdaki amacımız yeni doğan bir bebeğin temel sağlığı ve huzuru için gerekli birkaç noktaya kısaca değinmektir.

Göbek düşene kadarki ilk 1 hafatlık sürede mutlaka bir antisepitk solüsyonla göbek bakımı yapılmalıdır. Bu amaçla kullanılan bazı ilaçlar ciltte tahriş yapabileceğinden ilacı lütfen sadece göbek kordonuna sürünüz ve cildine fazla bulaştırmayınız. Bir kulak temizleme çubuğu, ilacı göbek kordonuna daha kontollü olarak sürmenize yardımcı olabilir. İlacı sürdükten sonra steril gazlı bezi üzerine sarmak ve sarılı göbeği alt bağlama bezinin dışarısına çıkarmak, göbeğin daha temiz, güvenli ve sağlıklı olarak düşmesini sağlayacaktır. Bu konuda çok net bir bilgi olmamakla birlikte göbek düşmeden bebeği yıkamamanız daha uygun olacaktır. Çünkü ıslanan göbeğin kuruması ve düşmesi gecikebilir. Bunun için göbeğin direk olarak suya girmemesi yeterlidir. Ancak bebeğin başını eğip yıkamak ve vücudunu ıslak sabunlu-duru bezle silmekte bir sakınca yoktur. Bebeğinizi ilk muayenesine götürdüğünüzde yenidoğan tarama testlerinin alınıp alınmadığından emin olunuz (halk arasında zeka testi olarak da anılır). Bu konunun önemine bir sonraki yazımızda değinceğiz.

D vitamini çocuğunuzun kemik gelişimi için oldukça önemlidir. Lütfen doktorunuzun önerisi doğrultusunda 15 günden sonra çocuğunuza D vitamini başlamayı unutmayınız. Serum fizyolojik içeren bir damla bebeğinizin doğal olarak kuruyan ve tıkanan burnunu nemlendirecek ve tıkanıklığını açacaktır, böylece çocuğunuz daha huzurlu olacak ve daha rahat emecektir. Bu tür bir damlayı bebeğinizle eve gittiğiniz ilk günden itibaren kullanmanız uygun olacaktır.

Şimdi size bebeğinizin sağlıklı büyümesi, ve gaz, kabızlık, kusma gibi sindirim şikayetlerinin az olması için 2 altın kuraldan bahsetmek istiyoruz

1.Kural: Bebeğinizi ilk 6 ay mutlaka anne sütü ile besleyin!

Yazın sıcak günleri bile sizi korkutmasın. Bebeğinizin ilk 6 ay kesinlikle suya dahi ihtiyacı yoktur. Sütünüzün zaten yüzde 90-95’i sudan oluşmaktadır. Arada mama veya su, çay gibi diğer sıvıları vermek, bebeğinizin midesinde doygunluk hissi yaratarak, sizi daha seyrek emmesine, bu da dolaylı olarak sütünüzün azalamasına neden olacaktır. Çünkü sütünüz emdikçe artar, sütünüz az diye emzirmekten kaçınırsanız sütünüz daha da azalır.

Bebek her emdiğinde bir sonraki öğünü için göğüslerinizi süt yapımına hazırlar. Özelllikle sezeryan doğumlardan sonra sütünüzün gelmesi daha da gecikebilir. Bu durumda ne yapabileceğinizi doktorunuza danışabilirsiniz. Anne sütü bebek için en kolay sindirilen gıdadır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde gaz, kusma ve kabızlık gibi şikayetler en az düzeyde olacaktır.

Anne sütünün içinde bebeğinizi mikroplardan zatürre, ishal gibi hastalıklardan koruyan çok özel kimyasal maddeler vardır. Bunlar bugün en gelişmiş teknoloji ile üretilen mamada bile taklit edilememiştir. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebeklerin zeka gelişiminin daha hızlı olduğunu, birçok erişkin yaş hastalığına karşı bile koruyucu özelliklerinin olduğunu biliyor muydunuz? İşte tüm bu nedenlerle bebeğinize “ilk 6 ay lütfen sadece anne sütü” veriniz.

2.Kural: Bebeğinizi her beslenme sonrası 15-20 dakika dik pozisyonda ve hareketsiz tutunuz!

Bebeklerin mide kapağı ilk 2-3 ay çok iyi çalışmaz. Bu nedenle bebeklerin beslenme sonrası hemen yatırılması, hele de yatırılıp kaldırılması,altını değiştirmek veya giydirmek-soymak amacıyla evirilip çevrilmesi bebeğin midesinin bulanmasına sütün köpürerek daha çok gaz yapmasına, daha da önemlisi sütün, kapağı açık bir şişeden döküldüğü gibi geri gelmesine neden olur.

Bebeğinizin 2-3 dakikada sesli gaz çıkarmasına aldanmayınız. Bu yüzden “beslenme sonrası bebeğinizi lütfen 15-20 dakika dik ve hareketsiz bir pozisyonda tutunuz”

Tüm bu önlemlere rağmen bebeğinizde ayaklarını karnına çekme, devamlı ağlama, ıkınma-kızarma-huzursuzluk gibi şikayetler oluyorsa, bunlar genellikle gaz sancılarıdır. Bu durumda doktorunuzun önereceği bir ağrı kesici fitil ve gaz damlası gibi ilaçları kullanmanız faydalı olabilir.
Ağrı kesici fitiller ileride ateş ve aşı reaksiyonlarında da işinize yarayacak bir ilaçlardır

Rahminizde kücük bir bebek iken ne hale geldi,yasam cok hizli bir bakmissiniz okula gidiyor.

Gaz sancıları olduktan sonra bebeği kandıracak bazı önlemler:

1.Karına sıcak havlu koymak ve masaj yapmak
2.Ilık duş aldırmak
3.Araba ile gezmeye çıkarmak(en iyi yöntemlerden biri)
4.Bu imkanınız yoksa, evde elektrik süpürgesi-saç kurutma makinesi veya aspiratör gibi gürültü çıkran motorlu bir aleti bebeğinizin yanında çalıştırmak dikkatini dağıtarak rahatlamasını sağlayabilir.

kaynak: http://kadinsagligi.com/v2/index.php...position=86:86

Çocuk Eğitiminde Unutulmaması Gerekenler

Çocuk eğitiminde ödül ve ceza

Çocukların zamanında müdahale edilmeyen hataları devam edebilir veya şekil değiştirebilir. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması, çocuğu olumsuz etkiler.

Anne baba elbette sadece çocuğun olumsuz davranışlarını cezalandırmamalı, bunun yanısıra başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını ödüllendirmeyi de bilmelidir.

Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek, onları hayata iyi şekilde hazırlamak bütün anne babaların temel hedeflerindendir. Anne babanın her davranışının, yorumunun çocuk üzerinde etkisi vardır. Anne-baba ve çocuk arasındaki etkileşim devam eden bir süreçtir. Bu etkileşimin kalitesi çocuğun bütün hayatını etkileyebilir.

Çocuklar hatalı ve yanlış bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı zaman anne babaların tepkisiz kalması, o yanlışın devam etmesine yol açar. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması veya tutarsız bir şekilde cezalandırması çocuktaki sıkıntıyı artırır ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlar. O nedenle bebekken bile anne babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma şekli önemlidir. Çocuğun kişilik gelişiminde , sosyal gelişiminde ciddi etkiler bırakır. Genelde çocukların yaşları ve hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları şu aşamalarda yapılmalıdır:

Cezalandırma nasıl olmalı?

1. Uyarılmalı: Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekildeyse, anne-baba uyarmakla yetinmelidir. Uyarının da bir cezalandırma olduğu unutulmamalıdır. Bu yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde de olabilir. Bu çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir.

2. Konuşulmalı: Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ya da tekrarlayan bir hataysa; çocuk ile yaşına uygun bir şekilde, bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu , davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı konuşulmalıdır. Bu açık olarak sizin tarafınızdan bu davranışın istenmediğinin belirtilmesidir.

3. Cezalar hatırlatılmalı: Yapılan hatanın devamı durumunda, hatanın büyüklüğü ne olursa olsun anne baba tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir ortam oluşturarak , çocuğa yönelik aşırı tepki ve yargılamadan kaçınarak konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı halinde ne türlü cezaları alabileceğini belirtmelidir. Bu noktada çocuğun yaşına göre anne babanın konuşma tarzı ve üslubu çok önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar veriir, ilerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeler.

4. Ceza uygulanmalı: Konuşma ve söylenen cezalandırma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda, anne babanın bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Anne babalar, yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa kesinlikle söylememelidir. Ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zamanlarda hafifletici sebeplere karşılık olarak, cezadan vazgeçebileceklerini önerebilirler. Örneğin, ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa , “odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim” denebilir. Cezalandırmanın şekli çok önemlidir. Çocuk psikiyatristlerinin önerdiği cezalandırma yöntemi, çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması son derece sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedeler ve ortamı daha gergin hale getirir. Erken yatma, odasında yalnız olarak iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılması da uygun olur. Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapılması gerekir.

5. Uzmana başvurmalı: Aldığınız bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen sıkıntılar için anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda davranış bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu, çocukluk çağı depresyonları, uyum güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor olabilir.

Ödüllendirme nasıl olmalı?

Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde çocuğun başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını, ödüllendirmesi önemlidir. Nasıl ki istenmeyen davranışların ve yanlışların kalmaması için cezalandırma yöntemine başvurulur, aynı şekilde ödüllendirme yöntemini de uygun kullanmaları çocuk eğitimi açısından önemlidir.

Çocuğun olumlu davranışlarının tasdiklenmesi bebeklik döneminde başlar. Bir hareket yaptıktan sonra bebek, annenin veya babanın yüzüne bakar ve onlardan tasdik bekler. Eğer o davranış tasdiklenirse (gülümseme, kafa sallama, dokunma, ses ile onaylama, ona bir şey verme vb.) bebeğin o davranışı giderek güçlenir. Ama anne baba tarafından o davranıştan sonra olumsuz bir tavır (görmezden gelme, kaş çatma, ses ile ikaz, el ile engelleme, onu o ortamdan uzaklaştırma vb.) olursa o davranış uzun süre devam etmeden giderek gücünü kaybeder.

Maddi değil, duygusal ödüllendirme

Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli yaş ve ailenin durumuna göre genelde değişiklikler gösterir.Ama şunu hemen belirtelim ki en iyi ödüllendirme maddi ödüllendirme değil, duygusal ödüllendirmedir. kendisine sürekli bir şeyler alınmaya alıştırılan çocuk, gün gelecek en iyi ve en pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının öpmesi, kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona güzel sözler söylemesi şeklindeki ödüllendirme; en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir. Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanısıra imkanları ölçüsünde ek hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Anne babaların, hediyelerdeki maddi büyüklük yerine manevi değeri ön plana çıkarmaları daha doğru olur.

Yaşın önemi

Yaşa göre, ödüllendirme şu şekillerde olmalıdır:

1. Bebeklik döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama, onunla oynama, onu besleme, gezdirme, onunla meşgul olma, onunla konuşma, onu sevdiğini hissettirme vb... Bu davranışların normal zamanda yapılması zaten gereklidir. Ancak ödüllendirilmek istendiğinde özellikle yapılması önemlidir.

2. Okul öncesi dönemde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama, onunla oynama, onunla gezme, birlikte vakit geçirme, söz olarak onaylandığını vurgulama, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme, onun sevildiğini hissettirme, onun gelişim dönemine uygun oyuncak ve hediyeler alma ( bu hediyelerin manevi değeri ön plana çıkarılmalıdır.)

3. Okul döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, onunla oynama, onunla birlikte gezme, birlikte ders çalışma, onaylandığının hissettirilmesi, onun kabiliyetlerini ön plana çıkaracak program ve aktivitelere yönlendirme, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme vb

Anne Karnında Eğitim

Çocuğunuza yabancı dil, ya da sanat eğitimini hamileliğiniz ilk aylarından itibaren verebileceğinizi biliyor muydunuz?

Psikologlar hamileliğin ikinci 3 aylık dönemi olan 3. ve 6. aylar arasında çocuğun zihinsel gelişiminin başladığını ve annenin heyecana bağlı ortamından etkilenen çocuğun, çeşitli uğraşlarından da etkilendiğini belirtiyorlar.

Psikolog Halis Özerk, "Anne karnındaki bebeğin, koşullama yöntemiyle yabancı dile, çeşitli sanatsal etkinliklere, bazı bilimlere yatkınlığı artırılabilir, düzenli uyku alışkanlığı kazandırılabilir. Örneğin, hamileliğin 2. döneminde sürekli yabancı dil konuşan, dinleyen annenin çocuğunun o dile kolayca hakim olabildiği; resime kendisini adayan annenin de çocuğunun resime karşı yetenek kazandığı saptanmış. Ayrıca matematik, fizik gibi bilimlerle ilgilenen annenin de çocuğunun bu bilimlere karşı başarılı olduğu görülmüş" diyor. Özerk doğumdan sonra çocuğun uyku düzeninin ise hamilelik döneminde gürültülü ortamda bulunan, sesli müzik dinleyen anne adaylarının çocuklarında daha iyi olduğunu, çocuğun gürültüden fazlaca etkilenmediğini söylüyor.

Özerk, hamilelik döneminde anneye verilen bu eğitimin doğumdan sonra da desteklenmesi gerektiğini dile getiriyor: "Anne, doğumdan sonra da çocuğunun kazanmak istediği yeteneği devam ettirmelidir. Örneğin, yabancı dil konuşma ve dinlemelerinin devam etmesi gerekir. Bu arada, hamilelik döneminde klâsik müzik ya da Türk sanat müziği dinleyen bir anne adayı, doğum sonrası, çocuğunun uyumasını istediği saatte aynı müziği dinleyerek uyku saatini ayarlayabiliyor."

Özerk, gelişmiş ülkelerde giderek yaygınlaşan koşullama yönteminin Türkiye'de henüz yeterince uygulanmadığını ve bu yöntemin mutlak surette uzman kontrolünde yapılması gerektiğini de ekliyor.

Menopoz da artık ertelenebilecek

Yeni geliştirilen bir gen tedavisi ile kadınlarda 45-55 yaşları arasında ortaya çıkan menopozun ertelenebilmesi olasılığı belirdi.

AMERİKA'nın Boston kentindeki Massachusetts General Hospital'da görevli Dr. Jonathan Tilly ve arkadaşları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde, yumurtalık fonksiyonlarının yavaşlaması sonucunda östrojen ve projesteron hormonlarının azalmasıyla ortaya çıkarak kadınlarda sinir krizi, aşırı asabi ruh hali ve seks isteğinin azalması gibi durumlara yol açan menopozun genetik müdahale yoluyla daha ileriki bir döneme geciktirilmesinin mümkün olduğunu kanıtladı.

Hücre öldüren gen çıkarıldı

Laboratuvarda denek fareler üzerinde yapılan incelemeler, vücudun genetik düğmesinin çevrilmesiyle yumurtalıkların yaşam süresinin uzatılabileceğini gösterdi. Yapılan müdahaleyle yumurtalık hücrelerinin ölümünü hızlandıran bir gen çıkarılıp alındı. Bu genden yoksun bırakılan farelerde ergenlik döneminden sonra üretilen olgunlaşmamış yumurta (folikül) sayısı 3 kat arttı. Böylelikle menopoz döneminin geciktirilmesi mümkün hale geldi.

Erteleme, sağlığa yararlı

Menopoz insanlarla farelerde aynı şekilde ortaya çıkmamasına rağmen bilim adamları, tedavinin insanlar için de umut verici olduğuna inanıyor. Bu arada doğurganlığın artması anlamına gelmeyen yumurtalık işlevlerinin uzatılmasının kadınların genel sağlığı açısından önemli iyileşmeler yaratacağı vurgulanıyor. Yani zamanla kemik erimesi, migren ve bazı kalp hastalıklarına yol açan menopoz ertelenirse kadın sağlığı bundan olumlu etkilenecek. Şimdiye kadar menopoza çare olarak görülen HRT (Hormon Replacement Therapy) bilindiği gibi her bünyede farklı etki yapıyor bazen de olumsuz sonuçlara neden oluyordu.

Egzersiz ve Ağrısız Doğum

Anne adaylarının hamilelikte egzersizlere başlamadan önce mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından egzersize engel olacak bir sağlık probleminin olup olmadığı konusunda kontrolden geçmesi gerekir.

Günümüz toplumunda egzersiz yavaş yavaş günlük hayatın bir parçası olmaya başladı. Sağlıklı genç erişkin kadınlar hamilelik dönemlerini daha sağlıklı geçirmek için hamilelik sürecinin içine egzersizi de katmak istiyor. Anne adaylarının hamilelikte egzersizlere başlamadan önce mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından egzersize engel olacak bir sağlık probleminin olup olmadığı konusunda kontrolden geçmesi gerekir.

Doğru yapılan egzersizin faydaları nelerdir?

- Hamilelikte oluşabilecek bel ağrısı, kabızlık, bacaklarda şişlik (lenfatik ve venöz dolaşımı arttırarak) problemlerini en aza indirir,
- Hamilelikte gelişebilecek şeker hastalığından ( gestasyonel diyabet) korur veya tedavi eder,
- Hamilenin duruşunu geliştirir,
- Moral olarak hamileyi anneliğe hazırlar, doğum korkusunu azaltır,
- Gerginliği azaltır,
- Kas gücünü, elastikiyetini ve dayanıklılığı arttırır,
- Enerjiyi artırır,
- Dengeyi koruyarak düşme riskini azaltır

Hamilelikte ne tip egzersizler yapılır?

Solunum egzersizleri ve gevşeme teknikleri özellikle doğum süreci başladığında annenin sakin kalarak kendisinin ve bebeğinin strese girmeden süreci tamamlamasına yardımcı olur. Doğum sancılarının gelmeye başladığı birinci dönemde gevşeme teknikleri ile anne enerjisini aktif doğum sürecine saklar. Yine ilk dönemde solunum teknikleri ile anne ağrıyı daha az hisseder.
Bu egzersizlerin hamilelik süresince öğrenilmesi daha rahat bir doğum geçirilmesine yardımcı olacaktır.
Kegel egzersizleri; idrar kesesi, rahim ve kalın bağırsağın son bölümünü destekleyen kas grubunu çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları dediğimiz bu kas grubunuz yeteri kadar kuvvetli değilse doğum sonrasında ve bazen gebelik sırasında öksürmekle, hapşırmakla oluşabilen idrar kaçakları olabilmektedir. Kegel egzersizleri pelvik taban kaslarını hissettikten sonra her yerde yapabilecek egzersizlerdir.
Doğum öncesi egzersizler;
Egzersiz ile oksijen ve kan akımı vücudun diğer bölgelerinden çalışan kas grubuna doğru artar. Bundan dolayı hamilelik döneminde kontrolsüz ve aşırı egzersizden kaçınılmalıdır. Yine egzersiz programı düzenlenirken hamilenin daha önce aktif egzersiz yapıp yapmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Erken doğum riski taşıyanlar, vajinal kanaması olanlar ve erken membran rüptürü olanlarda egzersiz kesinlikle sakıncalıdır. Hipertansiyon gibi tıbbi problemleri olan hamileler de egzersize başlamadan önce doktorlarından görüş almalıdırlar.
- Yürüyüş egzersize başlamak için idealdir. Özellikle hamilelik öncesi egzersiz yapmayan kişiler, egzersize yürüyüş ile başlamalıdırlar.
- Yüzme, vücudun tüm kaslarını çalıştırdığı için idealdir. Su vücudu desteklediğinden yaralanma, düşme riski yoktur.
- Bisiklet dayanıklılığı arttırdığı için tercih edilebilir. Ancak bir süre sonra büyüyen karın anne adayını zorlayacaktır. Bundan dolayı yatay egzersiz bisikletleri aynı zamanda beli de desteklediğinden tercih edilmelidir.
- Aerobik egzersizleri kalp ve akciğerleri sağlam tutar. Hamileler için özel aerobik programlarına katılınabilir. Düşük şiddette ve su içi aerobik programları da hamileler için uygun olabilir.

Dikkat edilecek noktalar nelerdir?

Hamileliğin ilerlemesi ile bazı pozisyonlardaki egzersizler anne ve bebeği için sakıncalı olabilir. Hamileler, egzersiz sırasında zıplama, hoplama ve ani yön değiştirmekten sakınmalıdır, bu hareketler anne adaylarının eklemlerinde ve kaslarında zedelenmeye yol açabilir.
Egzersiz sırasında aşırı terleme ve ısınma sıvı kaybına yol açabilir bu durum hem sizin hem bebeğiniz için istenmeyen bir durumdur.

Güvenli ve sağlıklı egzersiz için dikkat edilmesi gerekenler;

- Hamileliğin 1. döneminden sonra (Birinci trimester) sırt üstü yatarak yapılan egzersizlerden kaçınılmalı
- Sıcak ve nemli havalarda, ateşliyken egzersiz yapılmamalı.
- Serin tutacak teri emen havaya uygun spor kıyafetleri ile egzersiz yapılmalı,
- Göğüsleri korumak ve desteklemek için mutlaka sütyen kullanılmalı,
- Aşırı ısınma ve sıvı kaybından korunmak için su içilmeli,
- Anne adayları, hamilelik sürecinde alınması gereken günlük ekstra kaloriyi aldığından emin olmalı.

Egzersizin kesilerek doktorun aranması gerektiği durumlar nelerdir?

- Vajinal kanama,
- Solunum sıkıntısı,
- Göğüs ağrısı,
- Baş ağrısı,
- Kas güçsüzlüğü,
- Bacakta şişlik ve ağrı,
- Rahimde kasılma,
- Bebeğin hareketlerinde azalma,
- Vajenden sıvı gelmesi

GEBELİK VE SPOR

Gebelikte sportif faaliyetler açısından; gebenin kondisyonu ve yapacağı spora aşina olup olmadığı, çarpışma ve kompres yon riskinin olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Her gebe spor açısından bireysel olarak değerlendirilerek sportif faaliyetler gebeliğin 36. haftasına kadar devam ettirilebilir.

Gebelik sırasında yapılacak spor aktivitelerini iki grup altında toplamak mümkündür:

1-Yük bindiren sporlar
a-Jogging
b-Aerobik egzersiz programları

2- Yük bindirmeyen sporlar
a-Bisiklet
b-Yüzme

1a-Daha önce yapılmadıysa başlanılmamalıdır.
-Mesafe 2.5 km altında olmalıdır.
-Çevre ısısı yüksek ise ilk 12 hafta boyunca mesafe arttırılmamalıdır.
-Koşulan zemin mutlaka dikkate alınmalıdır.

b-Gebelikte gözlem altında olmadığı sürece önerilmemektedir.
-Mutlaka doktor kontrolü altında yapılması önerilmektedir.
-Sırtüstü yapılan aktivitelerden kaçınılmalıdır.
-Isınma (15 dakika) ve soğuma (15 dakika) periyotları mutlaka olmalıdır.

2a-Bu programa gebeliğin herhangi bir döneminde başlanabilir.
-Stabil bisikletler düşme riski açısından tercih edilmelidir.
-Bel ve sırtı zorlayabileceğinden sırt dik pozisyonda olmalıdır.

b-Geç gebelik döneminde solunumla ilgili değişiklikler yüzmeyi zorlaştırır
-Suda kalistenik egzersizler uygundur.
-Suyun sıcaklığı 30-35 derece arasında olmalıdır.


GEBELİKTE YAPILACAK SPORLARIN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ

-Yürüme: Gebelik öncesi aktif egzersiz yapmayanlarda sıklıkla önerilir.

-Tenis ve squash: Aktif tenis sporu yapıyorsanız bir probleminiz olmadığı veya kendinizi beklenmeyen derecede yorgun hissetmiyorsanız devam edebilirsiniz. Ancak denge probleminiz olabileceğini,ani ve hızlı hareketlerde zorlanabileceğinizi unutmayın.

-Jogging: Eğer daha önceden bu sporu yapıyorsanız kendinizi iyi hissettiğiniz sürece devam edebilisiniz. Ancak aşırı ısınmadan kaçının ve sıvı almayı ihmal etmeyin.

-Yüzme: Eğer yüzücüyseniz yüzmeye devam edebilirsiniz. Gebelikte yapılabilecek en iyi sporlardandır. Değişik kas grupları çalışırken ve güçlenirken su vücut ağırlığınızı azaltacaktır.

-Dalma: Gebelikte kesinlikle önerilmez.

-Golf ve bowling: Her ikisi de gebelikte yapılabilecek sporlar arasındadır. Dengeniz açısından dikkatli olmalısınız.

-Sörf, binicilik, basketbol, voleybol, futbol, hokey, kar ve su kayağı düşme çarpma ve bebeğin zarar görme riski açısından yapılmaması gereken sporlardandır.

-Belirli yükseklikten (genellikle 2000 metre) yukarılara tırmanmak; yüksek kesimlerde oksijen yetersizliği ve dolayısıyla erken doğum açısından riskli olabilir.

Bebeklere dekoder

Köpek havlamalarının ne anlama geldiğini çözen ‘Bowlingual’ cihazını geliştiren Japonlar, şimdi de bebek seslerini deşifre etmek için kolları sıvadı.

Japon uzmanlar, ebeveynleri çoğu zaman çaresiz bırakan bebek seslerini deşifre etmeye hazırlanıyor. 3 yıl önce köpek havlamalarının ne anlama geldiğini çözen ‘Bowlingual’ cihazını geliştiren Japonlar, şimdi de bebek seslerini deşifre etmek için kolları sıvadılar.

Nagasaki Üniversitesi nörobiyoloji profesörlerinden Kazuyuki Shinohara, ‘Biz bebeklerin duygularını okuyabilecek bir alet geliştirmeyi amaçlıyoruz’ dedi. Devlet destekli Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı Shinorasas’ın araştırmasında, anneler ve bebekleri birçok teste tabi tutuyor. Bebeklerin ağlamaları, yüz ifadeleri ve değişen beden ısıları inceleniyor. Shinohara, ‘Biz bebeklerin yüzlerini sayısal olarak okumaya çalışıyoruz’ dedi. Araştırmacılar, bebeklerin ne demek istediklerini anlamak için ağlama seslerindeki frekanslarının yükseklik ya da alçaklığını, bununla istedikleri şey arasında bir bağlantı olup olmadığını da araştırıyor.

Bebeklerin vücut ısılarını ölçtüklerini de belirten Prof. Shinohara, ‘Bebeklerin vücut ısılarında meydana gelen değişiklik, onların özel bir isteği olduğu anlamına gelir’ dedi. Bu ürün hem tıbbi kuruluşlarda hem de evlerde kullanılacak. Evde kullanılacak versiyonun fiyatı 95 dolardan düşük olacak. Bazı uzmanlar ise, bu yeni teknolojik gelişmeye kuşkuyla bakıyor.

Uzmanların endişesi, bebeklerin bir bilimkurgu dünyasında yetişip daha konuşmayı bile öğrenmeden anne babası gibi canlılar yerine makineler tarafından kuşatılması. Tokyo Ulusal Çocuk Kliniği’nden Psikolog Yuko Iguchi,’ Aileler çocuklarını sadece makineler yardımıyla anlayabilecekse, benim içimde alarm çanları çalmaya başlardı’ dedi.

Dikkat Bebeğiniz Bir Dahi

Bebeklerin çok üstün öğrenme becerisine sahip oldukları belirtildi. Gaziantep Üniversitesi Yabancı Diller Araştırma ve Uygulama Merkezi (YADİMER) Başkanı Yrd. Doç. Dr. Semih Summak, Dr. Elçin Summak ile birlikte yürüttükleri “Çoklu Zeka Kuramı” konulu deneysel araştırmanın 3 yıllık ilk aşamasının, bebeklerin öğrenme kapasitesi ile ilgili ilginç sonuçlar verdiğini söyledi.

Yrd. Doc. Dr. Semih Summak ve Dr. Elçin Summak, 3 yıllık araştırmalarının ilk aşamasında, bebeğin 3 yaşından önce konuşmayla birlikte birkaç dilde okumayı da öğrenebildiklerini belirlediklerini açıkladılar. Beyin ve zeka gelişiminde 0-6 yaş arasının çok kritik bir dönem olduğunu belirten araştırmacılar, bulgularının, ev tabanlı bir okul öncesi eğitim programının geliştirilmesine katkı sağlamak bakımından önemli olduğunu kaydetti.

Araştırma sürecinde bebeklerin çok üstün öğrenme becerilerine sahip olduklarını gözlemlediklerini belirten Semih Summak, “Bebekler 3 yaşından önce konuşmayla birlikte birkaç dilde okumayı da öğrenebiliyorlar. Tüm sağlıklı bebekler büyük zeka kapasitesiyle dünyaya geliyorlar. Ancak, beyin ve zeka gelişiminde 0-6 yaş arası, çok kritik bir dönem” dedi. Summak, bebeklerin olağanüstü bir öğrenme kapasitesine sahip olduklarını gördüklerini kaydetti.

“Dikkat aralığı”

“Bebekler 100’e kadar sayıları tanıyabiliyor ve 20’ye kadar sayabiliyor. Ayrıca, sanılanın aksine, bebeklerin 45-50 dakikaya kadar çıkabilen oldukça uzun bir ‘dikkat aralığına’ sahip olabileceklerini de gözlemledik” diyen Semih Summak, şöyle devam etti:

“Bu tür bir programı tüm gün çalışan anne babalar bile, evde çocuklarına rahatlıkla uygulayabilirler. Çünkü bebekler hiçbir usanma belirtisi göstermeden büyük bir zevkle program etkinliklerine katılıyorlar. Okuma ve matematik bir anlamda hobileri haline geliyor. 3 aylık bebeğin eğitimi, günde 15 saniyelik sürelerle başlayıp 40 dakikaya çıkarılıyor. Programın amacı, nörolojik bağlantıları yoğunlaştırarak bireyin potansiyel beyin/zeka kapasitesini en üst sınıra kadar çıkarabilmek. Programda okuma, müzik, yoga, yüzme, beden eğitimi ve problem çözme gibi etkinlikler araç olarak kullanılıyor. Okuma-anlama, yabancı dil öğrenme, bedensel ve duygusal alanlardaki gelişim, programın yan ürünü olarak ortaya çıkıyor.”

Araştırma bulgularının, ev tabanlı bir okul öncesi eğitim programının geliştirilmesine katkı sağlamak bakımından önemli olduğunu anlatan Semih Summak, şöyle konuştu:

“Böyle bir programın ülke geneline yaygınlaştırılması durumunda ilköğretimin ilk 2 yılına denk bir öğrenme, 6 yaşına kadar evde veya okul öncesi eğitim kurumlarında rahatlıkla sağlanabilir. Benzeri Beyin/Çoklu Zeka Geliştirme çalışmaları Amerika, Japonya, İtalya ve Brezilya’da yıllardır uygulanıyor. Bu ülkeler, bu konuda büyük bir birikim edinmişler. Bundan sonraki hedefimiz, maddi destek bulduğumuz takdirde, daha çok denekle ve Çoklu Zeka Kuramının kabul ettiği tüm zeka alanlarını kapsayacak bir çalışma yapmak olacak.”

Çocuk Kazaları

Çevresini merak edip, herşeyi bilip, öğrenmek ve dokunmak isteyen çocukların görünmez kazalar yaşadığını belirten uzmanlar, evde, bahçede, sokakta meydana gelen beklenmeyen kazaların aslında önlebilir olduğunu, basit tedbirlerle çocuklara güvenli ortam sağlanacağını ifade ediyorlar.

Bursa Sağlık Müdürlüğü Ruh Sağlığı ve Sosyal Hastalıklar Şubesi Müdürü Doktor Ruhi Berkem, çocukların neyin tehlikeli ve zararlı olduğunu bilmediğini kaydederek, "Bu durumda anne ve babaya düşen görev, tehlikeli durum ve nesneleri önceden düşünüp bunlarlı ilgili tedbir almak ve tehlikeli olabilecek kavramları çocuğa öğretmektir" dedi.

Çocukların evde yanlız başına bırakılmaması gerektiğini, kibrit, çakmak gibi yakıcı maddelerle çocuğun erişebileceği yerlerde elektrik kordonları ve cihaz bulunmaması gerektiğini kaydeden Berkem, "Çocuk anne-babanın hareketlerini izler ve onlar gibi davranmayı öğrenir. Anne-baba evde, sokakta ve trafikte çocuğa iyi örnek olmalı ve çocuğa kazalardan korunmak için nasıl davranması gerektiğini sık sık anlatmalıdır. Kazalar anne-babanın veya çocuğun yorgun, dikkatsiz olduğu veya işleri acele halletmeye çalıştığı durumlarda daha fazla görülmektedir. Çocuğun da, aç veya huzursuz olduğu durumlarda daha çok kazaya maruz kaldığı bilinmektedir. Bu gibi durumlarda kaza riskinin fazla olduğunu bilmek ve daha dikkatli davranmak gerekir" diye konuştu.

Ruh Sağlığı ve Sosyal Hastalıklar Şubesi'nin kazalardan korunma uyarıları şöyle sıralanıyor:

"- Anne-baba çocuğu evde tek başına ya da küçük kardeşiyle yalnız bırakmamalıdır.

- Çocuk tanımadık, yabancı biriyle yalnız bırakılmamalıdır.

- Kırılacak eşyalar, makas, bıçak gibi kesici aletler çocuğun ulaşamayacağı yerlerde tutulmalıdır.

- Zehirli olabilecek her ürün (temizlik malzemeleri, ilaç, kozmetik malzemeler vb.) yüksekte duran ve kilitli dolaplarda saklanmalı, tehlikeli olabilecek sular (çamaşır suyu vb.), su şişesi, gazoz şişesi gibi karışabilecek kaplara konmamalıdır.

- Çocuğun erişebileceği yerlerde elektrik kordonları bulunmamasına, tüm prizlerin önünün kapalı olmasına dikkat edilmelidir.

- Kibrit ve çakmak gibi yakıcı aletler çocuğun ulaşamayacağı yerlere konmalıdır.

- Ocakta bulunan tava, çaydanlık gibi eşyalar ocağın arka gözünde ve sapları uzak köşeye dönük olmalıdır.

- Evde soba yanıyorsa etrafı mutlaka korkulukla çevrilmeli, çocuğun takılıp düşebileceği eşyalar sobanın etrafında bulundurulmamalıdır.

- Çocuk banyo yaptırılmadan önce suyun ısısı mutlaka dirsekle kontrol edilmelidir.

- Tüpler mümkünse çocuğun ulaşamayacağı bir dolapta tutulmalıdır.

- Çocuğun yanında ve onunla ilgilenilirken kesinlikle sigara içilmemelidir.

- Çocuğa ilaç içirilirken şeker, tatlı v.s. diyerek kesinlikle kandırılmamalı, içtiğinin ilaç olduğu ve kendi başına almaması gerektiği anlatılmalıdır. İlaç, çocuğun ulaşamayacağı bir yüksekliğe ve kapalı bir yere konulmalıdır.

- Çocuğun ulaşabileceği uzunlukta masa örtüleri kullanmaktan kaçınılmalı, masa örtüsünü çekerek tatsız bir olaya neden olabileceği unutulmamalıdır.

- Çocuğun yatağının çok yumuşak ve cam kenarında olmamasına dikkat edilmelidir.

- Çocuğun karyolasındaki veya beşiğindeki korkuluk aralıklarının çocuğun başının geçemeyeceği kadar dar olmasına özen gösterilmelidir.

- İki yaşından küçük bebeklerde uyurken yastık kullanılmamalıdır.

- Bebek sırt üstü veya yan yatırılmalı, yüzükoyun yatırılmamalıdır.

- Yumuşak tüylü oyuncaklar ve battaniyeler çocuğun yatağına konulmamalıdır.

- Çocuk çok çabuk boğulabilir. Bu yüzden çocuk su dolu kova, havuz, su birikintisi, küvet v.s. gibi yerlerin yanında asla yalnız bırakılmamalıdır.

- Çocuğun hava yolları oldukça dardır. Genellikle cisimleri ağzına alır ya da burnuna sokar. Bu nedenle üzüm, fıstık, çekirdek, leblebi gibi yiyecekler yalnızken verilmemelidir.

- Toplu iğne, düğme, tespih, bozuk para gibi küçük cisimler çocuğun ulaşamayacağı yerlerde bulundurulmalıdır.

- Çocuğa oynaması için nefes almasını önleyerek boğulmasına neden olabilecek naylon torba veya balon gibi malzemeler verilmemelidir.

- Çocuğun oyun oynadığı yerin cama ve balkona yakın olmamasına dikkat edilmelidir.

- Yemek pişirilirken, sıcak şeyler yiyip-içerken çocuk kucağa alınmamalıdır.

- Çocuğun yere takılarak düşme tehlikesine karşı, halının ve kilimin katlanmamasına, kaymamasına dikkat edilmelidir.

- Çocuk düşme tehlikesine karşı yalnız başına yüksek bir yerde bırakılmamalıdır. Altının değiştirildiği yer yüksekte ise, mutlaka bir el çocuğun üstünde tutulmalıdır.

- Yürüteç kullanılıyorsa, zeminin düzgün olmasına, etrafta takılacak bir şey olmamasına dikkat edilmeli ve bebek yürüteçteyken yalnız bırakılmamalıdır.

- Merdiven inişlerinin güvenli ve korunaklı olmasına dikkat edilmelidir.

- Çocuk köpek, kedi gibi hayvanlarla yalnız bırakılmamalıdır.

- Çocuk dışarıda yalnız bırakılmamalı, dışarıdaki oyun alanının güvenli, tehlikelerden uzak olmasına dikkat edilmelidir.

- Çocuğun uzun süre güneşin altında kalmamasına dikkat edilmelidir.

- Çocuğa trafik eğitimi vermeye mümkün olduğunca erken dönemde başlanmalıdır.

- Çocuğun tek başına karşıdan karşıya geçmesine izin verilmemelidir.

- Anne-baba ve çocuk gece yürürken parlak, rahatlıkla görülebilecek renkte giysiler tercih etmelidir.

- Çocuk 10 yaşına kadar arabanın ön koltuğuna oturtulmamalıdır.

- Çocuk arabada arka koltuğa oturtturulmalı, çocukla birlikte bir büyük arka koltuğa oturmalıdır.

- Üç yaş ve altındaki çocuklar arabada arka koltuğa yerleştirilmiş yaşına uygun bebek koltuğuna veya arka koltukta annesinin kucağında oturmalıdır.

- Çocuk arka koltukta otururken, arabanın kapıları mutlaka kilitli tutulmalıdır.

- Araba durduğu zaman çocuk arabadan mutlaka kaldırım tarafındaki kapıdan indirilmelidir.

- Çocuk arabada kısa süreli bile olsa yalnız bırakılmamalıdır.

- Anne ve babanın bazı basit önlemleri alması, bu kazaların önemli bir bölümünün oluşmasını engelleyebilir".

Çocuklarda Şımarıklık

Kendilerinin dünyanın ekseni olduklarını sanan nürotik çocuklar mı yetiştiriyoruz?

Bu durumu ciddiyetle incelememiz için “Şımartılmış Çocuk Sendromu” diyelim. İsteyen "bolca pohpohlanan çocuklar" da diyebilir... Değişmeyen tek yan örnek olarak verdikleri cümlelerin hepimizin kulağına tanıdık gelen hatta günlük yaşamda sık duyulanlar oluşları;

Anne arabada kemersiz yolculuk yapmasına izin verdiği çocuğu için “kemerle bağlanmayı sevmiyor, çığlık atmaya başlıyor, ne yapayım ben de takmıyorum…” diyor.

9 yaşındaki kızları her gece TV önünde alakasız saatlerde resmen baygın uyur kalırken anne ve babası “yatağında yatmayı sevmiyor, korkuyorum diyor, ne yapalım biz de bırakıyoruz…” v.s. diye kendi becerisizliklerini gördükleri halde bahanelere kaçmaya yatkın bir şekilde açıklıyorlar.
“Kıyamıyoruz”, “ama üzülüyor, ağlıyor hatta ağlamaktan katılacak diye korkuyoruz”, “Psikolojisini kötü etkilemek istemiyoruz” diye adlarına mazeret gösterilen çocuklar çok zamanımızda. Neden kaynaklanıyor bu durum diye araştırmaya dalarsak zamanların kısalması, yaşam stresslerinin artması, ilişkilerin zorluğundan tutun ebeveynler arası anlaşmasızlığa kadar bir çoğunu bulmak mümkün.

Ama esas soruna bakıp konuyu dağıtmayalım. Esas sorun ise kucağımıza sağlıkla doğuşlarına rağmen sağlıksız hale getirdiğimiz çocuklar. Durup durduk yerde bir sendrom mu kazandırıyoruz bu çocuklara… Disiplinin çocuğu ezmek ile farkını ve dengesini bilmemek kimin eksikliği ve kim bu eksikliği tamamlamaya uğraşmalı.

Çocuğumuz için sağlıklı gıdaları seçmedeki titizliğimiz sağlıklı öğretilere karşı da uyarılmalı.

Bir anne ve baba çocuklarına bakan terapiste verdikleri bir cevapta farkında olmadan kendi sorunlarını kendileri tanımlıyorlar;

"Çocukların sevmedikleri şeyleri yapmalarını istemenin psikolojileri açısından doğru olmadığını sanıyorduk".

Oysa velilik sorumlulukları içinde -çocukların kendileri istesinler istemesinler- Onlar için iyi olduğuna inanılanların yapılması yok mu? Yemek yemeyi sevmeyen çocuğa sürekli cips yedirir miyiz! Bu çocuk için ne kadar sağlıklı bir veli kararı ve uygulaması olur. Onlar “çocuk” biz “veli” isek onların çocuksu davranışları ne kadar doğalsa bizlerin de velilik sorumluluğuyla davranmamız o kadar doğal olmaz mı?

Kendimize sorup cevabından emin olduğumuz şeyleri her olayla defalarca sorgulamaktan vazgeçip sorun oluşlarıyla sahiplenmezsek çocuklar da doğal olarak bizim “tutarsız” kararlarımızla oynamaya ve değiştirmeye çalışacaklardır.

9 Yaşındaki çocuk için "Her akşam aynı saatlerde yatağına gidip yatmalısın" uyarısı mı yoksa televizyon karşısında gerçekle fantazi karışmılış halde ve fiziken rahatsız şekilde yatmasına izin verilmesi mi doğru bir velilik kararı olur.

Sorgulamalarımız kendi veliliğimizin derinliklerine varmak için gerekli.

Buraya kadar geldiğimizde kuralların katı olması gerekliğiliği söyleniyormuş gibi gelebilir. Mutlaka kuralların da ailecek yakasının bırakıldığı zamanlar yaşanmalı ki çocuklara esneklik katılmalı ama bunları çocukların kurallara tepkilerinin ödülleriymişçesine bakmaları engellenmeli...

Çocukta bu sendromun varlığı nasıl anlaşılır

1- Çocuğa her şey veriliyordur ama çocuk hep doyumsuz ve mutsuzdur.

2- Çocuk erişkinlerin haklarına kendinin de sahip olması gerekliliğine inanır.

3- Çocuk seviliyor, ilgi ve bakım görüyordur ama yine de kronik bir şekilde tatsız, sinirli, huzursuz ve/veya duygusal olarak her an kırılmaya hazır ve kendine güvensizliğini saklayamaz haldedir (ya da halini belli etmemek için çok özgüvenliymiş edasındadır).

4- Kendini dünyanın merkezi diye düşünerek, ve herkesin böyle düşünmesi beklentisiyle yaşar.

5- Davranışlarının sebebi olarak kendini görmez, davranışlarının sonucu ortaya çıkacak sorunları başkalarına mal eder ve bunları başkalarının çözümlemesini bekler.

6- Davranışlarının sonuçlarının başkalarını da etkilediğini görmez. Görse de önemli değildir. Onun dünyasında tek önemli varlık “ben”dir.

7- Duygusal, davranışsal ve psikolojik dengesizlikler (tutarsızlık, aşırılık, taşkınlık) gösterir.

Ailenin çözüme ulaşmasında ilerleyeceği yol hepimiz için aynı olmayabilir. Her aile kendi yapısı içinde çözümlerini aramalıdır. “Ailemiz için önemliler, değerler nelerdir? Bunları aile yaşantımıza, kurallar ve uygulamaları halinde nasıl sokar, nasıl zaman zaman esnetebiliriz” sorularının yanıtlarına bağlı sorumluluklarımızı almakla çocuğu Şımartılmış Çocuk Sendromu'ndan kurtulma yolunda adımlar atılabilir.

Şımartmak bir çocuğu çok sevmek değil, “gereksinim”i olanları çiğneyecek şekilde “istek”lerini sağlamaya çalışmaktır. Bireyselliğini ve bağımsızlığını kazanmasını engellemektir. Bu da maddiyatta bile yapmayacağımız; kendi yatırımlarımızı kendimiz batırmak gibi bir durum değil mi!

Kaynak:E-Kolay

Çocuklarda Cinsel Kimlik

Cinsel kimlik 3-6 yaş arası biçimleniyor

Çocukların ruhsal gelişiminin sağlıklı bir şekilde devam etmesinde, cinsel eğitimin büyük rolü var. Kapalı toplumlarda çocukların sorduğu her soru görmezlikten geliniyor ya da cezalandırılıyor olsa da; uzmanlar net bir şekilde uyarıyor: Çocuğunuzun cinselliğinin farkında olun ve onu cezalandırmak yerine, cinselliğin hayatın doğal bir parçası olarak algılaması için ona yardımcı olun

Çocuklu ailelerde seks hayatı mümkün olduğunca gizemli mi yaşanmalı?

Eşlerin çocuk sahibi olmalarıyla birlikte, yaşamlarında yeni kaygılar gelişebilmekte. Ancak 'çocuk hissedecek' endişesiyle, eşler arası cinsel hayatın bozulması, ister istemez çocuğun yaşamını da olumsuz etkileyecektir. İletişim ve sevgi paylaşımının temelleri, ailede anne-baba ve çocuk arasındaki etkileşimle atılır. Cinselliğin çocuğun önünde yaşanması yanlıştır; ancak dokunma-öpme gibi gözlemlerin çocuğa hiçbir zararı olmadığı gibi faydası vardır. Ortalama 3 yaşına giren çocuğun genital bölgelere ilgi ve cinsel merakı başlamıştır. Kendi cinsiyetini ve cinsiyetler arasındaki farkı anlayan çocuklar karşı cinsten ebeveyne ilgi duymaya başlar ve kendi cinsiyetinden olana öfke ve kıskançlık gösterir. Cinsel isteğinin kabul edilemez olduğunu anladığında, cezalandırılacağı kaygısıyla kendi cinsiyetinden olan ebeveynle özdeşleşmeğe çalışır. Yetişkinler karşısında kendini güçsüz hisseden çocuğa; girişimciliğini ve soru sormasını engelleyen alaycı davranışlar göstermek suçluluk duygusuna yol açar. Maalesef toplumumuzda anne babalar kendi eğitimlerindeki eksiklikler nedeniyle de yaşadıkları cinsel hayatı çocuğun varlığıyla nasıl ayarlayacaklarını belirleyemiyorlar. Çocuğun cinsel ilgi ve uyanışının başlamasıyla birlikte var olan merak daha fazla anne baba ilişkisini gözlemleme gayretini gündeme getirecektir. Ancak 3-5 yaşlarındaki bir çocuğun cinselliği ve cinsel paylaşımı sadece seks figürleri olarak görmesi, onda travmatik birtakım etkiler oluşturabilmektedir. Bu yüzden normalde olması gereken eşler arası cinsel yaşamın çocuğun gözünün önünde yaşanmaması ama sürekli kaçıngan ve birbirine karşı ilgisiz eşlermiş gibi görünmemeleri de önemlidir. Çocuğun anne baba arasındaki sarılma, öpme, sevgi sözcüklerine şahit olması, ileride düzgün bir model oluşturmasına yardımcı olacaktır.

Çocuklar anne babalarının cinsel hayatı olduğunu nasıl kabullenebilir? Bunun için en uygun yaş nedir?

Cinsel uyanışın başladığı 3-6 yaş civarında çocuk karşı cinsten ebeveynine doğal bir ilgi duyar. Ayrıca, olan ebeveynini kıskanabilmektedir. Bu kendi içindeki çatışma hem zamanın etkisi, hem de anne baba arasındaki çocuğa uygulanan dengeli bir yaklaşımla yerini gerçeği kabul etmeye bırakmaktadır. Zaten cinsel bilgileri tam olmayan çocuğun karşı cins ebeveyne ilgisi öncelikle bir aşk gibidir. Cinsel öğeler bunu destekleyici unsurlar içermektedir.

Bu yaşlarda anne babaları ayrı olanlar daha büyük sorunlar mı yaşıyor?

Özellikle bu dönemde çocuğun doğal olan bu savaşımına çeşitli baskı ve cezalarla yaklaşmak ondaki suçluluk kaygılarını artırabilir. Çeşitli sebeplerle bu dönemi atlatamayıp saplanmalar yaşayan çocuklarda, ilerde anne babadan kopamama, eş seçememe, aşırı suçluluk duyguları, cinsel kaçınmalar ve korkular ortaya çıkabiliyor. Ancak bir erkek boşanmış olan annesini eşiymiş gibi hissederken, annenin de tavrı desteklemesi, 6 yaşında bitmesi gereken bu süreci uzatır.

Çocuk anne ya da babasını çıplak görürse ne yapılmalı?

Öncelikle, anne ve babayı çıplak görmenin aile içinde zaman zaman olabileceğini unutmamak gerekiyor. Bunun çocuğa hiçbir zararı yoktur. Ancak tabii ki doğruları ve yanlışları yasaklayıcı olmadan, yumuşak bir şekilde ona hissettirmek önemli. Çıplaklıkla ilgili olarak, çocuğa vücudu öğretmek adına çocuğun yaşını aşacak örneklerden de uzak durulması gerekiyor. Çocuk anne ve babayı çıplak gördüğünde buna ya gülerek, ya utanarak, ama sonuçta ilgiyle bakacaktır. Bunu çocuğu itici ve korkutucu bir tarzda cezalandırmadan kendimizi onun görme alanı dışına çıkartıp kadın erkek vücudunun büyüdükçe değişim göstereceğini ama bunu seyretmenin ya da açıp göstermenin çok hoş olmadığını ona basit kelimelerle ve detaya inmeden anlatmak doğru olacaktır.

Çocukla anne babanın yatağı zaman ayrılmalı? Çocuklara babanın yatağına gelmeleri yasaklanmalı mı?

Her çocuk anne ve babasıyla yatmayı sever. Ancak onun bireysel gelişiminin düzgün olabilmesi ayrı bir yatağının ve odasının olabilmesi önemlidir. Kendi yatağında yatması gerektiği, çocuğa sıcak ve sevecen bir şekilde anlatılmalı, sorumluluk duygusunun gelişmesine yardımcı olunmalıdır. Bugün birçok çift kendi aralarındaki cinsel soğukluğu çocuklarının onlarla birlikte yatma bahanesine sığınarak gizlediği unutulmamalı. özveri ve sabırla çocuğumuza yatağını sevdirebileceğimizi unutmayalım.

Çocuklarla banyo yapmak doğru mu? Kaç yaşına kadar anne ile, baba da oğlu ile aynı anda banyoya girebilir?

Ebeveynlerin çocuklarıyla banyo yapması 5-6 yaşından sonra mayo tarzı giysilerle uygundur. Ayıp kavramını baskı ve korkutucu bir unsur gibi göstermemeli ve çocuğun kendi kararlarını da bu yönde hoşgörü ile kazanmasına zaman tanınmalıdır. Ebeveynlerin birbirlerini de çocuğa korkutucu öğelerle anlatmaları, sadece çocuğu ebeveyne karşı soğutacaktır. Çocuklar doğal dürtüleri gereği karşı cinse ilgi duyduklarında bu duyguları küçümsenip cezalandırılmamalıdır. Çocuğun yaşına uygun olarak yapılan cinsellikle, yaşamla ilgili bilgilendirmeler ve doğru kimlik gelişimi zaten onun bu tecrübeleri zarar görmeden yaşamasını sağlayacaktır. Ancak ergenlikle birlikte, patolojik aşklar ve uygunsuz cinsel tecrübelerle karşılaşmaktayız. Özgür birey olma çabasındaki genç, kendi yaşam enerjisini uygulayacak doğru alanlar bulamadığında aşkı yüceltir. Genç ve ailesi arasındaki iletişim her zaman istenilen sabır, hoşgörü ve doğru şartları içeremeyebilir. Bu durumda psikiyatrik yardım kaçınılmazdır.

Çocuk beş, altı yaşlarında cinselliğini keşfederse ne yapmalı hemen psikoloğa mı gitmeli?

3-5 yaş arası zevkin en büyük kaynağı cinsel organıdır. Küçük yaşta keşfedilen masturbasyonu cezalar ile yasaklamak yerine kendi gizli çekmecesine koyması gerektiği öğretilmelidir.

kaynak:Sabah Gazetesi

Çocuklar Nelerden Korkar?

Çocukların korkuları, yaş dönemlerine göre farklılık gösteriyor. Daha küçük yaşlarda korkuların kaynağı sesken, ilerki yaşlarda somut korkular ortaya çıkıyor.

Çocukların korkuları yaşlarına göre farklılık gösteriyor. Pek çok anne- baba aşağıda okuyacağınız "korkuların" çocuklarında olmasının "normal" olabileceğini unuttuğundan, bu korkuları teker teker hatırlatmak istedik.

2 yaş

En çok seslerle ilgili korkular sözkonusu: Özellikle tren, kamyon, gökgürültüsü, sifonun çekilmesi, elektrik süpürgesinin çıkardığı sesler. Karanlık, büyük eşyalar, koyu renk eşyalar ve şapkalar da korku unsuru bu yaştaki çocuklar için...

2.5 yaş

Oyuncağın veya yatağın yer değiştirmesi, annenin uykuya geçişte yanından ayrılması, birinin yan kapıdan girmesi gibi alışagelmişin dışında yapılan hareketler çocuğu korkutabilir.

3 yaş

En çok görsel korkular; karanlık, hayvan, polis, anne babanın gece sokağa çıkması.

4 yaş

Gene seslerle ilgili korkular, özellikle motor gürültüsü. Ayrıca karanlık, yabani hayvanlar, annenin evden ayrılışı.

5 yaş

Fazla korkulu bir yaş değil. Daha çok görsel korkular var. Ayrıca daha somut korkular, düşme, bir yerini incitme gibi.

6 yaş

Çok korkulu bir yaş. Özellikle seslerle ilgili. Kapı zili, telefon, böcek veya kuş sesi. Hayalet, cadı korkusu, yatak altında birinin saklanabileceği korkusu. Su, ateş, fırtına, anneyi eve gelince bulamama korkusu.

7 yaş

Karanlık, bodrum, tavanarası korkusu. Gölgeleri hayalet, cadı gibi algılama. Okuduklarından, televizyondan, sinemada gördüklerinden fazlasıyla etkilenme, endişelenme.

8- 9 yaş

Endişe ve korkular daha az. Sudan ve karanlıktan daha az korku. Daha gerçekçi korkular var. Mesela bir şeyi yapamamak, okulda başarısızlık gibi kişisel endişeler.

Çocuğunuz korktuğunda neler yapmalısınız?

1. Korkusuna saygı gösterin.

2. Çoğu korkunun geçici olduğunu kendinize hatırlatın.

3. Tekrar ona yardımcı olmaya çalışmadan önce, korktuğu durumdan makul bir süre geri çekilmesine fırsat tanıyın.

4. Korktuğu duruma tekrar alışabilmesi için ufak adımlarla ona yaklaşın (Mesela yükseklikten korkuyorsa, az yüksek yerlere çıkarın. Köpekten korkuyorsa köpek yavrusunu sevdirmekle işe başlayın).

5. Çocuğunuzun nelerden korktuğunu saptamaya çalışın. Saptadığınız şeylerden onu uzak tutmaya çalışın.

6. Çocuğunuzun korkusunun yaş düzeyinde çoğu çocukta görülen korkulardan olup olmadığını test edin. Yaş düzeyinde sıkça görülen bir korkuysa geçeceğini düşünüp olayı hafife alabilirsiniz. Korkusu aşırıysa ve geçmiyorsa bir uzmanla görüşmeniz yerinde olur.

Ebeveynlik Testleri Tehlikeli

Ebeveynlik test sonuçlarının, çocuk, anne ya da bilinen baba ile biyolojik babadan oluşan taraflardan birinin veya birkaçının aileden dışlanmasına, aile birliğinin zedelenmesine neden olabileceği belirtildi. Ebeveynlik test sonuçlarının aile birliğine verebileceği zarar nedeniyle öncelikle babalık testi öneren ve yapan hekimin tarafların görebileceği olası tüm zararları tarafsızca öngörmesi, engellemesi beklendiği vurgulandı. Temel insan haklarından biri olan mahremiyetin korunması için, test materyalinden, sonuç belgesine kadar isim kullanılmaması gerektiği de vurgulandı. Test sonuçlarının yasal zorunluluk dışında taraflardan başka kimseye açıklanmaması önerildi.

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nermin Ersoy, ebeveynlik testlerinin, beklenen yararın ötesinde bireylerin aleyhinde sonuçlar da doğurabileceğini belirtti. Prof. Dr. Ersoy, “Test sonuçları, çocuk, anne ya da bilinen baba ile biyolojik babadan oluşan taraflardan bir veya birkaçının aileden dışlanması, aile birliğinin zedelenmesi, tarafların sosyal olarak damgalanmasına neden olabilir” dedi.

Tarafların sahip oldukları ekonomik ve yasal koşulların test sonuçlarıyla değişebileceğini, yasal hak kaybına uğranabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ersoy, şunları kaydetti:

“Testler, sosyal ve ekonomik zararlardan başka, yaşanabilecek hayal kırıklıkları ve bununla ilişkili olarak karşılıklı güven kaybı ve hatta çocuklarda anne, baba kavramlarının anlamını yitirmesi gibi ciddi psikolojik bozukluklara da yol açabilir. Çocuğun ailesinin parçalanması ya da biyolojik anne-babasının veya sosyal babasının dışlanmasıyla yaşayacağı ekonomik sıkıntı, onun sağlıklı gelişimini de tehlikeye düşürebilmektedir.”

HEKİMLERDEN BEKLENTİLER

Ebeveyn testlerinin doğuracağı tehlike ve zararların en aza indirilmesinde hekimlerin de önemli ödevleri olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Nermin Ersoy, şöyle devam etti:

“Çeşitli tehlikeler ve zararlar içerdiği için öncelikle babalık testi öneren ve yapan hekimden, tarafların görebileceği olası tüm zararları tarafsızca öngörmesi ve engellemesi beklenmektedir. Bu hekimin zarar vermeme ödevinin bir yükümlülüğüdür. Taraflara testten görebilecekleri yarar ile zarar tarafsızca belirtilmeli, özellikle çocukların yararı ön planda olmalıdır. Ebeveyn testlerinde tarafların mahremiyetinin korunması da diğer bir etik konudur. Temel insan haklarından biri olan mahremiyetin korunması için, test materyalinden, sonuç belgesine kadar isim kullanılmamalıdır. Test örnekleri üzerinde verilecek kod numarasının işaret ettiği isim ya da isimler, sadece testi öneren hekim tarafından bilinmelidir. Test sonuçları, yasal zorunluluk dışında taraflardan başka kimseye açıklanmamalıdır.”

Anne Baba Okulu: Çocuklarımız ve Biz

Anne babalar çocuk eğitim tutumlarında değisik faktörlerden etkilenirler. Mesela, geçmiş yaşantılarından, kültürlerinden, kendi kişisel değerlerinden, anne-baba algılarından ve gelecekle ilgili hedeflerinden. Çocuklarımıza öğrettiğimiz her şeyde bizden bir parça vardır.

Anne-baba olmayı yaşayarak öğreniriz. Bazen olması gerekenleri, bazen içimizden geleni bazen de yaşananların sonuçlarını uygularız. Anne baba olarak bilmemiz gereken bazen farkında olmadan çocuklarımıza zarar verecek ortamları istemeden de olsa yaratabildiğimizdir. İnsanın kendi çocuğunu eğitmesi kolay değildir, çünkü çoğunlukla onu kendimizden ayrı düşünmekte zorluk çekeriz.

Bu konuda dikkat etmemiz gereken ilk ve en önemli nokta çocuğumuzun bizden farklı olduğu ve bizden farklı gelişeceğidir. Bunu kabul ettiğimiz zaman hem çocuğumuza hem de kendimize "kendi olmak" hakkını tanımış oluruz. Böyle bir eğitim ortamında çocuk her yönüyle kabul gördüğünü hisseder ve kendini değerli algılar. Başkalarını da olduğu gibi kabul etmeyi öğrenir.

Aileler eğitimde "geliştirmek" yerine "değiştirmek" üzerinde odaklandıkları zaman hep yanlışları ve eksikleri görürler ve bunlarla ilgili düzeltme ve tedbir alma yoluna giderler bu da çocukla aralarında gergin bir ilişkinin oluşmasına neden olur. Oysa çocuğun anlaşıldığını hissetmeye ihtiyacı vardır.

Eğitim; destek olmayı, yol göstermeyi, bilgi vermeyi, model olmayı ve uygun ortamları sağlamayı içermelidir.

Çocuğumuzu eğitirken ona karşı açık olmak, dürüstçe kendimizi ortaya koymak belli rollere sıkışmadan insan olarak var olmak da çocuğumuz için bir eğitimdir. Çünkü o bizim sadece söylediklerimize değil söylediklerimizi nasıl uyguladığımıza da bakar. Bunlar arasında uyuşmazlık gördüğünde bize olan güveni ve inancı sarsılır.

Eğitim süreci içinde zorlandığımız, sıkıntı yasadığımız, hata yaptığımızı fark ettiğimiz anlar olabilir. Duygularımızı doğru ya da yanlış diye ayırmadan kendimize bunları yaşama hakkını vermeli ve paylaşabilmeliyiz. Bu, çocuğumuzun kendine ve hayata olan toleransını arttırır. Duygularımızı paylastığımızda yaşadığımız sıkıntının yükünü hafifletir ve uygun alternatifleri daha rahat görebiliriz. Biz kendimizi açtığımızda çocuklar da duyguları tanıyıp onları nasıl ifade edebileceklerini öğrenirler.

Ayrıca hata yapma, zorlanma gibi durumlarla nasıl başa çıkabileceklerini görebilirler. Onlar da kendilerini ifade etmeye başlarlar. Bu durumda da onlari dinlemek , anlamaya çalışmak bunu yaparken de öğüt vermemek, yargılamamak, kıyaslamamak, hafife almamak, konuyu değiştirmemek yapacaığınız en iyi şey olacaktır. Bunları dikkate aldığınızda çocuğunuzun sizinle daha çok sey paylaştığını göreceksiniz.

Çocuklarımızın bizim doğrularımızı bizim istediğimiz yollarla bulmaları için uğraşmak, sabırsızlanmak, hata yapmalarına firsat vermemek, her şeyi hazır sunmak ve sürekli koruyucu olmak onların hayatı gerçek anlamda yaşamalarına elgel olmaktadır. Oysa onlar bu dünyaya bizim istediğimiz gibi biri olmak için gelmediler. Onlara seçim hakkı tanımazsak kendi başlarına bunu yapmaları gerektiğinde daha büyük zorluk yaşarlar.

İsteğimiz; kendine yetebilen, zorluklarla başa çıkabilen kısacası bu dünyada tek başına var olabilen bir birey yetiştirmekse bu, ancak ona fırsat vermekle mümkün olabilir. Hem ona hem kendinize fırsat verin. Anne baba olmak kusursuz olmak demek değildir.

Çocuklarımızı eğitirken birçok konuda kendimizi de eğitmek durumunda kalırız. Karşılaştığımız zorluklarda kendimizi görür, tanırız. Kendimizi değerlendirir, eleştiririz. Eğer bu sonuçları kendimize yol gösterici olarak kullanabilirsek çocuğumuz ve kendimiz için uygun eğitim ortamlarını daha rahat oluşturabiliriz. Eğer yolumuzu belirlemekte karar veremiyorsak bu konuda bize yol gösterebilecek uzmanlardan yardım almak, ne yapacağını bilememekten daha iyi bir yol olacaktır.

Kaynak: Şebnem KANMAZ / Avrupa Koleji

Kardeş Kıskançlığı ile Nasıl Başedilir?

Kardeş kıskançlığının önlenebilmesi için, hamilelik döneminden başlanarak, çocukları kardeş olgusuna hazırlamak gerekir.

Doğduğu günden itibaren ilgi odağı haline gelen ilk çocuklar, kardeşin gelmesiyle birlikte bu statüyü kaybetme duygusunu yaşayabilirler. Hemen hemen tüm kardeşler arasında varolan bir histir kıskançlık. Birçoğumuz belki de bu duyguya hiç yabancı değiliz. Şimdi bir düşünün, hangimiz küçük kardeşe gösterilen ilgiden sıkılıp saatlerce ağlamadık ki? Ya da yemek saati geldiğinde biberonunu alıp saklamadık? Bazen de sadece ağlasın diye onu korkutup, sonra da kendi ellerimizle emzik götürmedik? Kimi, yaşadığı kıskançlığı çevreye verdiği tepkilerle belli ederken, kimi de içine kapanarak anlatmaya çalışır rahatsızlığını. Ancak kardeşler arasındaki bu duygunun farklı sonuçlar vermesinin tek sorumlusu aslında anne ve babaların hatalı davranışlarıdır.

Kıskançlığın nedenleri

Kıskançlığın temelinde, o ana kadar ilk çocuğa gösterilen ilginin yeni doğan kardeşe yöneltilmesinden meydana gelen rahatsızlık yatıyor. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne ve babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabiliyor.

Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir

Çocuk kız ve doğan kardeş erkek ise, anne - babasının kendi cinsiyetinden hoşnut olmadığını düşünebilir.

Kıskançlığın belirtileri

Çocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibi hisseder kendini. Bu durumda sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içine kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.

Kabus gördüklerini ve sık sık çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine oranla gerileme görülebilir.

Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler.

Evden ayrılmamak için okula gitmeyi reddetmeyle birlikte baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler ile huzursuzluk, isteksizlik belirtileri sık sık gözlenebilir.

Bazı çocuklar kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma gibi davranışlar gösterirken, bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterirler. Bu davranışın altında çoğu zaman ebeveynlerin sevgisini kaybetme korkusu yatar.

Anne - babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama durumu yaşanabilir.

Bunlara dikkat

Kardeşi doğmadan önce ona anlayabileceği bir dilde aileye yeni bir üyenin geleceğini, evdeki ortamın her zamankinden daha heyecanlı ve karışık olabileceğini anlatabilirsiniz.

Çocuğunuza "Sakın endişelenme seni de bebek kadar seveceğiz" gibi sözler söylemeyin. Bu ifade iyi niyetli olsa da, çocuğun ebevynlerinin sevgisi için kardeşiyle yarışmasına yol açabilir.

Hamilelik döneminde babası ya da başka bir aile üyesi büyük çocuğun bakımıyla ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez.

Bebekle ilgili işlerde büyük çocuğunuzdan yardım isteyebilirsiniz. Örneğin; ona isim seçme, biberonunun soğutulması, oyuncak ya da giysi seçimi gibi konularda büyük çocuğun katılımı sağlanabilir.

Her fırsatta çocuğunuzla birebir iletişime geçmeye çalışın. Birlikte ortak faaliyetlerde bulunarak, çocuğa kardeşiyle ve evle ilgili küçük sorumluluklar verin. Böylece ona, onu hala sevdiğinizi hissettirebilirsiniz.

Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratın.

Kardeş kıskançlığı ile nasıl başedilir?

1) Aile birliğini önemseyin ve ortak birşeyler yapabileceğiniz zamanlar yaratmaya özen gösterin.
2) Bireylerin kendi özelliklerini önemseyin. Ayrıca bütün çocuklarınızın kendilerine ait ilgi alanları ve yeteneklerinin olduğunun farkına varın.

3) Çocuğunuzun duygularını tanıyın ve kardeşine karşı olan olumsuz davranışlarını olumluya çevirmeye çalışın.

4) Çocukların arasındaki rekabete çözüm getirmenin ilk adımı, iyi bir dinleyici olmaktır. Ancak bu durumdan oturup dinlemek anlaşılmasın. Tersine, etkin dinleme ve beden dilini beraber kullanmalısınız.

Asla yapmayın!

1) Çocuklarınızdan birini gözbebeği olarak seçmeyin. Siz bunu hissettirmemeye çalışsanız da, diğer çocuğunuz durumu anlayacaktır.

2) Kardeşler arasında asla karşılaştırma yapmayın. Çünkü rekabet; hırs ve kıskançlığı beraberinde getirir.

3) Asla taraf tutmayın ve hakem olmayın. Çünkü haksız olduğu anne ve babası tarafından onaylanan çocuk, değer verilmeme ve sevilmeme gibi duygular yaşayabilir.

4) Her çocuğunuzun aynı olmayacağını bilin. Bu nedenle çocuklarınızın kişilik ve isteklerine uygun davranmaya çalışın.

Ailem ve Ben Dergisi

Evde Bir Anlık Dalgınlığa Gelmeyin

Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda, 112 Acil Sağlık Hizmetleri'ne, 'bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların' yüzde 80,8'inin ev kazalarına bağlı olduğu belirtilerek, yaralanma ve ölümle sonuçlanan ev kazalarına yönelik alınacak önlemlerle, bebek ve çocukların güvenliğinin sağlanacağına dikkat çekildi. Düşmeler, boğulma, zehirlenme, elektrik çarpması, yanık ve yangınlar, ateşli silahla yaralanmanın çocuklar için ev ortamında görülen çok önemli kazalar olduğuna işaret edilen raporda, "Ev ortamı, çocukların sağlıklarını tehdit eden bir çok riski de barındırmaktadır" denildi. Raporda, ailelerin, sandalye ve diğer tüm mobilyaların pencerelerden uzakta olmasına, yüksek binalarda pencerelere parmaklık takılmasına, emekleyen ve yeni yürümeye başlayan bebeklerin merdivenlerden uzak tutulmasına, bebeğin uyuduğu veya bulunduğu yatağın kenarlarının mutlaka korumalı olmasına dikkat etmeleri de istendi. Raporda üç yaş altındaki çocukların, solunum yollarının çok dar olduğu vurgulanırken, kuruyemiş, mısır, şeker ve sosis gibi besinlerin risk taşıdığı kaydedildi. Aile ve bebek bakımını üstlenen kişilere şu uyarılarda bulunuldu: "Toplu iğne, mücevher, düğme, boncuk, tespih gibi küçük cisimleri, çocukların ulaşamayacağı yerlerde bulundurun. Oyuncakların yaşına uygun olmasına dikkat edin. Bebeklerin birkaç santimetre derinliğindeki suda bile boğulabileceğini unutmayın. Bu nedenle içi su dolu küvet, leğen veya kovalar bile bebekler için çok büyük tehlikeler içerebilirler."

ZEHİRLENME VE YANIKLARA DİKKAT

Çocukların maruz kaldığı ev kazalarının yüzde 34,9'unun zehirlenme, yanık ve yangınlar olduğuna işaret edilen raporda; ilaç, kimyasal ve temizlik maddelerin, çocukların ulaşamayacağı yerlerde ve orijinal kaplarında saklanması gerektiği bildirildi. Su, süt, kola ve yoğurt kaplarının, bu maddelerin saklanması amacıyla kullanılmaması gerektiği vurgulanan raporda, bir tehlike kaynağının da elektrik olduğu kaydedildi.

Banyoda tek başına bırakmayın

Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan "Ev Kazaları Raporu"nda, ev ortamının bebek ve çocukların yaralanma ve ölümlerine yol açan riskleri barındırdığı vurgulandı.

Ebeveynler İçin İletişim Önerileri

Çocuklarınız için ulaşılabilir olun,
  • Çocuklarınızın ne zaman konuşmaya daha yatkın olduklarına dikkat edin. Örneğin, yatma zamanı, arabada, yemekten önce vs. O anlarda onlarla konuşmaya açık olun.
  • Konuşmayı siz başlatın. Çocuğunuz yaşamında olanların sizin için önemli olduğunu bilsin.
  • Her hafta en az bir kez, her çocuğunuzla ayrı ayrı, bire bir bir etkinlik için zaman ayırın. Bu zamana başka randevular vermemeye özen gösterin.
  • Çocuğunuzun ilgileri hakkında bilgi edinin. Müzik, spor vs ne ile ilgileniyorsa siz de onun ilgisine saygı duyduğunuzu gösterin.
  • Konuşmaları bir soruşturma haline getirmeyin. Konuşmaya bir soru ile değil, kendi bir düşüncenizle,duygunuzla başlayın.Konuşurken dinlemeyi unutmayın.
  • Çocuğunuz onu endişelendiren, kaygılandıran bir konudan söz etmeye başlıyorsa ne yapıyorsanız bırakın ve dinleyin.
  • Çocuğun söylediklerine ilgi gösterin ama vermek istediği bilgiden fazlasını elde etmek için soruşturma, dedektiflik yapmayın.
  • Sizin için güç de olsa yanıt vermeye başlamadan önce onların bakış açısını dinleyin.
  • Anladığınızdan emin olmak için “Şöyle şöyle diyorsun” diye söylediğini özetle tekrarlayın
  • Sakin bir şekilde yanıtlayın ki çocuğunuz da sizi dinleyebilsin
  • Şiddetli tepkiler duyuyorsanız biraz nefes alıp bunları yumuşatın, öfkeli veya savunmada görünürseniz çocuğunuz sizi duymayacaktır
  • Kendi düşüncenizi, onunkini eleştirmeden açıklayın, farklı düşüncelerde olmanın olabileceğinin altını çizin
  • Doğru olma konusunda tartışmaya girmeyin. “Farklı düşündüğümüzü görüyorum. Benim düşüncem bu....” yoluna gidin
  • Konuşurken ön planda sizin değil çocuğun duyguları olmasına özen gösterin.
Unutmayın
  • Çocuklarınıza sizden ne beklediklerini sorabilirsiniz. Sadece dinleme, öğüt, duygularla başa çıkma, sorun çözme...
  • Çocuklar gözlemle öğrenirler. Sizin öfke ile nasıl baş ettiğiniz, sorunları nasıl çözdüğünüz, zor duygularla nasıl başa çıktığınız söylediklerinizden daha önemli olacaktır.
  • Çocuklarınızla sohbet edin. Ders vermeyin, eleştirmeyin, tehdit etmeyin. Bir dostunuzla sohbette geçerli olan saygı kuralları çocuğunuzla sohbette de geçerlidir.
  • Çocuklar kendi davranışlarının sonuçlarından öğrenirler. Sonuçlar çok tehlikeli değilse, fikrinizi söyleyin ama karışmak, engel olmak zorunda hissetmeyin
  • Çocuklarınız bazen endişelerinin, kaygılarının küçük bir bölümünü size sunarak test yaparlar. Ne dediklerini dikkatle dinleyin, konuşmalarını destekleyin, öykünün gerisi gelebilir.Ebeveynlik işi sabır ve emek yoğundur.
  • Çocuğunuzla aranızda sağlıklı bir ilişkinin temeli konuşmak ve dinlemektir. Ama ebeveynlik güç bir iştir. Özellikle ergen çocuğunuzla iyi bir bağlantı devam ettirmek, başka baskılarla da boğuştuğumuz için zor olabilir. Eğer uzun dönemli sorunlar yaşadığınızı hissetmeye başlarsanız bir psikologdan yardım almaktan kaçınmayın. Başa çıkılmaz gözüken sorunlar bazen oldukça küçük adımlar gerektiriyor olabilir.

Gebelikle İlgili Yanlış İnanışlar

Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Dr. Işık Akın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastanelerinin, bölgedekien yoğun doğum hastanesi olduğunu, ayda ortalama 700 doğum gerçekleştiğini söyledi.

Bölgenin değişik illerinden hasta geldiğini kaydeden Akın, doğum hastalarının önemli bir bölümünü kırsal kesimden gelenlerin oluşturduğunu söyledi.

Gebelikle ilgili bölgede yanlış inanışların sürdüğünü anlatan Akın, bu inanışların, özellikle kadının psikolojisi, gebelik kararı vegebelik sürecinde etkili olduğunu vurguladı.

Akın, bölgede gebelikle ilgili kulaktan dolma, yıllardır süregeleninanışların olduğu, bu inanışların bebeğin cinsiyetine göre de değiştiğini ifade etti.

Gebelikle ilgili yanlış inanışlarda, erkek bebeğe yönelik olumlu düşüncenin kıza göre daha baskın olduğunu kaydeden Akın, şunları söyledi:

''Gebelikte eğer bebek kız ise annenin çirkinleşeceği, erkek ise güzelleşeceği yönündeki inanış sürüyor. Bu yalnızca kırsalda yaşayan ya da eğitim seviyesi düşük insanlarda yaygın olan bir inanış değil, kentlerdeki, eğitim ve kültür seviyesi yüksek kadınlarda da bu tür düşünceler görülüyor. Bunun yanında, 'bebek kız ise gebeliğin zor, erkek ise gebeliğin kolay geçeceği' yönündeki inanış da hakim.''

Akın, söz konusu yanlış inanışlarda bile erkek bebeğin düşüncelerde farklı bir yere konulduğuna dikkat çekti.

GEBE KALIRSAM HASTALIĞIM GEÇER'' İNANIŞI

Akın, bölgede yaygın olan inanışlardan birinin de ''gebeliğin, kadınlarda bazı hastalıkları gidereceği'' yönünde olduğunu söyledi. Rahim ağzı yaraları, düzensiz kanamalar, ur ve kistin gebe kalınınca iyileşeceğine inanıldığını kaydeden Akın, ''Sırf hastalığı geçsin diye gebe kalan kadınlar var'' dedi.

Akın, yanlış inanışlar arasında ''kürtaj olan kadınların bir daha hamile kalamayacağı'', ''bir kez düşük yapan kadının hep düşük yapacağı'', ''annenin midesinin ekşidiğinde çocuğun saçlarının çok olacağı'' gibi inanışların da bulunduğu söyledi.

Bazı kişilerin bu inanışlara kendilerini kaptırdığını vurgulayan Akın, ''Bu nedenle biz, aynı zamanda hastalarımızı bilinçlendirmek için de çaba sarf ediyoruz. Bu tür kulaktan dolma bilgilerin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyoruz'' dedi.

Bebek Odasında Neler Olmalı

Bebeğiniz sizin hayatınızın en önemli parçası haline gelecek çok önemli br canlı. Bu yüzden onun en sağlıklı ortamda büyümesine itina etmeli. İşte bebeğinizin odasını hazırlarken size yardımcı olabilecek küçük bir rehber…

Elbette her anne baba için bebeği her şeyin en iyisini hak ediyor. Ancak sizin de diğer harcamalarınızı da düşünerek bebeğinizin odası için ayırdığınız bir bütçeniz var ve bu bütçeyi aşmamanız gerekiyor. Piyasada ki çeşit çeşit bebek odaları ve aksesuarlar arasından seçim yapmanızın kolay olmayacağını baştan kabullenin.

* Rahatlık ve emniyet bir bebeğin odasında olması gereken en önemli iki özelliktir.
* Bebeğiniz için seçtiğiniz oda çok önemli. Uzmanlara göre ideal bir bebek odasının 12-15 metrekare ve en az bir penceresinin olması gerekiyor. Çünkü içeri güneş girmeyen, hava değişimi olmayan bir oda bebeğinizin sağlığı için uygun değil.
* Eşyaya boğulmuş bir odada, bebeğin görüş, hareket ve oyun alanı kısıtlanır. Bol dantelli, fırfırlı, fiyonklu örtüler, sepetler şık ve gösterişli görünmesine rağmen kıvrımlar arasında toz oluşacağı ve sinek, böcek saklanabileceği için tercih edilmemelidir. Kolay yıkanıp ütülenebilen nevresim takımları seçmek yerinde olacaktır.
* Bebeğinizin odasına halı koymamaya özen gösterin. Çünkü halı odadaki nemi emdiği için alerjik bünyeli bebekler için nefes almayı güçleştirebiliyor. Halı yerine kilim yerleştirirseniz daha sağlıklı olacaktır.
* Odayı boyamanız gerekiyorsa yağlı boya yerine çabuk kuruyan, koku bırakmayan ve bakteri barındırmayan su bazlı boyaları tercih edin. Pastel renklerin aksine kontrast yapan canlı tonlar bebeğin daha çok ilgisini çeker. Eğer duvarlar pastel tonda ise, canlı renklerdeki posterler ve bordürler odayı neşeli hale getirebilir.
* Odanın perdelerinin bebeğin çok erken saatlerde gün ışığı yüzünden uyanmaması için yeteri kadar kalın olmasına özen gösterin.
* Bebeğin odasındaki mobilyaların ağaçtan yapılmış olması sağlıklı bir seçimdir. Fakat toksik olmayan boyaların kullanıldığı mobilyaları tercih etmelisiniz. Mobilyalarda sivri çıkıntılar da olmamalıdır. Mobilya alırken boyutlarının bebeğe büyüdüğünde oyun alanı bırakacak şekilde olmasına dikkat etmelisiniz.
* Bebek odasına en güvenli ışıklandırma tavandan yapılır. Kolayca kordonları çekilecek ve devrilecek abajurlar tehlike oluşturur. Işığı ayarlanabilir bir düğme ile bebeğinizi çok parlak ışıktan koruyabilirsiniz.
* Karyola alırken; keskin, sivri kenarlı olmamasına, yatağın kenarlarının bebeğiniz büyüdüğünde yataktan atlamayacak kadar yüksek (en az 60 cm.), korkuluklardaki çubukların aralıklarının, bebeğin kolu veya bacağının sıkışmaması için 2.5 cm’den dar, bacaklarını dışarı sarkıtmaması için 6 cm’den geniş olmamasına dikkat etmelisiniz.
* Bebeğinizin ağlama seslerini duyabilmek için odasına bebek telsizi koyabilirsiniz. Özellikle geceleri çok işinize yarayacaktır.
* Bebek yorganı çok ağır olmamalıdır. Daha önceden kullanılmış yorganları tercih etmeyin.
Ayrıca makine de yıkanabilir olması, temizlik açısından avantaj sağlar.
Kapı pencere boyamak, genelde erkek işi olarak düşünülür. Merak etmeyin, bu işi erkeklere kaptırmayın, elinize boya fırçasını alın, kolları sıvayın filan demiyeceğiz size. Ama, evinize biraz canlılık getirmek için veya sadece değişiklik olsun diye sizlerin hanım olarak yapabileceğiniz bir kaç tavsiyemiz var. Bunun için de eh, birazcık fırçaya filan ihtiyacınız olabilir belki.

Duvarlarınızı süsleyin

Oturma odanızın veya salonunuzun duvarlarını rengarenk yapraklarla canlandırmak isterseniz, bu projemiz size uygun düşecektir. Şekli hoşunuza giden büyüklü küçüklü bir kaç yaprak toplayın. Odanızın duvarlarına uygun düşecek renk tonlarında bir kaç renk küçük kutu duvar boyası edinin. Küçük bir fırça yardımı ile yaprakların alt taraflarını boyayın (damarları iyice belli olsun diye alt tarafı boyuyoruz). Daha sonra duvara, boyalı tarafı bastırarak yaprağın izinin iyice çıkmasını sağlayın. Göreceğiniz üzere, yaprakları baskı malzemesi olarak kullanıyoruz. Bundan sonrasında zevk size kalmış. İster bütün duvarınızı değişik renklerde ve değişik büyüklüklerde yapraklarla donatırsınız, ister tavana yakın kısımlarda veya pencere altı hizasında bordürler oluşturursunuz. Kolay gelsin.

Aynı işlemi çocuk odaları için de yapabilirsiniz. Çocuk odalarında başkaca kullanabileceğiniz bir yöntem de şablonla baskı yöntemi. Kağıda çocuğuzun da hoşuna gidebilecek bazı şekiller çizin. Mesela yıldızlar, araba veya ev desenleri, harfler, rakamlar, ağaçlar, çiçekler, kız çocukları için kalpler… Şekillerinize detay vermenize gerek yok, zira sadece dış hatlar gerekli. Çizdiğiniz şekilleri kâğıttan keserek oyun. Şeklin kendisini değil de, oyulmuş kağıdı bant yardımı ile duvara yapıştırın. Eski bir bulaşık süngerini boyaya batırıp, duvara yapıştırdığınız oyuk kısma bastırarak, süngeri sürmeden boyayın. Veya fırça ile de boyayabilirsiniz. Yapıştırdığınız kağıdı duvardan çıkarın. Duvarın başka bir yerinde farklı bir boya kullanarak işlemi zevkiniz ölçüsünde devam ettirin.

Aşırı İlgi ve Çocukta Güvensizlik

Özel Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi doktorlarından Psikiyatr Dr. İbrahim Bilgen, çalışan annelerin, suçluluk duygusuna kapılarak ilginin dozunu kaçırmasının, çocukta özgüven kaybına neden olduğunu vurguladı.

Aşırı ilginin çocuğu anne bağımlısı yaptığını ve ondan başka kimseye güvenmemesine yol açtığını vurgulayan Psikiyatr Dr. İbrahim Bilgen, çalışan annelerin çocuklarına karşı gösterdikleri ilginin dozunu çok iyi ayarlamaları
gerektiğini belirtti.

Özellikle son yıllarda ekonomik nedenlerle çalışmak zorunda kalan annelerin sayında artış yaşandığına dikkat çeken Bilgen, “Çocuğuna yeteri kadar ilgi gösteremeyen anne ona karşı kendini suçlu hisseder ve eve gittiğinde fazla ilgi gösterir. Anne, çocuğu sevgisiyle adeta boğarak tüm gün gösteremediği seviyi sergiler. Aşırı ilgi ise ilerleyen dönemlerde çocuğun tamamen annesine bağımlı olmasına yol açar” dedi.

Aşırı ilginin çocuğu anne bağımlısı yaptığını ve ondan başka kimseye güvenmemesine yol açtığını vurgulayan Bilgen, “Evde aşırı sevgi gören çocuk, kreş ya da okulda aynı sevgiyi arar, bulamayınca dabunalıma düşer. Çünkü, öğretmenlerin her çocuğa ayrı ayrı anne sevgisivermesi mümkün değil. Bu nedenle çocuk, kendisini tek seven kişinin annesi olduğunu düşünür, başka insanlara karşı da güvensiz olur” diyekonuştu.

Çocukla haftada bir gün fazla ilgilenip, ardından ilginin kesilmesinin çocuğu daha çok bunalıma ittiğini vurgulayan Bilgen, şunları kaydetti:
“Çocuk, annesiyle geçirdiği koca bir günün ardından okula döndüğünde kendini boşlukta hisseder. Hırçın ve arkadaşlarına karşı daagresif davranışlar sergiler. Her gün en az yarım saat çocukla vakit geçirilmesi, bu süre zarfında da canımlı cicimli sözler yerine çocuğu bir birey olarak görüp sohbet edilmesi çocuğun ruh sağlığına olumlu katkı yapar. Anne çocuğuyla birlikteyken içindeki çocuğu ortaya çıkarmalı, onunla oyunlar oynamalı ancak, hiçbir zaman abartıya kaçmamalıdır.”

OYUNU BOZMAYIN
Bilgen, çocukların odasında oyuncaklarıyla oynarken kendi dünyasına kapandığını, bu sürede çocuğun yanına giden annenin onu oyundan alıkoyup sevgi gösterilerinde bulunmaya çalışmasının da yanlışolduğunu ifade ederek, çocuğun en fazla zevk aldığı oyun sırasında yapılan sevgi gösterisinin olumsuz tepki yaracağını vurguladı.

Aşırı ilginin yanı sıra ilgisizliğin de çocukları bunalıma iteceğine dikkat çeken Bilgen, “Çocuk yok gibi davranmak, onun konuştuklarını dinlememek doğru değil. Bazı aileler de yeterince zamanayıramadıkları çocuklarını hediyelerle mutlu etmeye çalışırlar. Oysa, en pahalı hediye bile aile sevgisinin yerini tutmaz” diye konuştu.

Çocuğunuz Yalan Söylüyorsa Ne Yapmalı?

Boyu masaya bile yetişmeyen küçük oğlunuz dik bir pozisyonda elleri belinde size kafa tutuyor. Bırakın ona söylenenleri dinlemeyi, çileden çıkmanız için ne gerekirse yapıyor.

Siz de karmakarışık duygular içinde sinirinize hakim olmaya çalışıyorsunuz. İyi bir anne, iyi bir baba olamadım, nerede hata yaptım diye kendinizi yargılıyorsunuz. Parmak kadar çocuğa, yapması gerekenleri neden anlatamadığınızı, neden söz geçiremediğinizi sorguluyorsunuz.

Aslında işin gerçeği şu; çocuğunuz kendini artık sizin kadar önemli ve kuvvetli hissediyor. Bir bakıma kendini bu şekilde ıspatlanmış da oluyor. Amacıysa insan yerine konmak, söz hakkına sahip olmak. Ve en önemlisi o, kendi kararlarını kendi vermek istiyor. Sadece anne ve babanın yönlendirmelerine göre yaşamayı tercih etmiyor. Ufacık bir çocuğun aklına nasıl böyle şeyler geliyor diye düşünmeyin. Onlar sadece emirler alıp, başkalarının isteklerine göre hareket etmek istemiyorlar.

Birey olarak kabul görmek istiyor

Günümüzde artık şartlar o kadar değişti ki... Çocuklar sadece cezalandırılmaktan korktukları için değil, anne babalarını sevdikleri ve onları hayal kırıklığına uğratmak istemedikleri için laf dinlemeyi tercih ediyorlar. Azarlanan çocuk çok daha büyük tepkiler verebiliyor.

Çocuk anne babası tarafından sevildiğini ve kendisine saygıyla yaklaşıldığını hissettiğinde, bunun karşılığını da zaten sorunsuz veriyor. Onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyor ve onları onurlandırmak için elinden geleni yapıyor.

Ceza vermek işe yarıyor mu?

Eğer çocuğunuz gerçekten laf dinlemiyorsa, mutlaka onun da kendince sebepleri vardır. Böyle durumlarda anne babanın yapabileceği en büyük hatalardan biri- eskiden olduğu gibi- çocuğu cezlandırmak. Cezalar geçici olarak işe yarasalar da sonradan başka aksaklıklara ve anlaşmazlıklara yol açıyorlar. Hatta çocuğu derinden etkileyerek sonraki davranışlarına yansıyorlar. Bu nedenle anne babanın yapması gereken ilk şey çocuğun derdini dinleyip, bu konuda ona yardım etmek.

Bazı çocuklar küçük yaştan itibaren garip tepkiler veriyorlar. Aileleri ne derse desin, onların ağızlarından çıkan kelime "niçin" veya "hayır" oluyor. Örneğin siz "Acele et okula geç kalıyorsun" diyorsunuz, o "hayır, bugün gitmeyeceğim" diyor. Sebebini sorduğunuzdaysa "Canım istemiyor" yanıtını alıyorsunuz. Böyle durumlar sizi hemen çaresizliğe itmesin! Biraz araştırın ve sebeplerini ortaya çıkarmaya çalışın. Göreceksiniz ki, durum hiç de göründüğü kadar basit değil. Okula gitmemek için bahane uyduran çocuğun, asıl probleminin öğretmeniyle veya sınıf arkadaşlarıyla olması gibi...

Hırçınlığının sebeplerini araştırmalısınız

Bazen olaylara biraz daha objektif bakmak, çocuğun gerçek sorununu ortaya koyabiliyor. Kıskançlık bu gibi durumların öncüsü olarak görülüyor. İkinci bir çocuk dünyaya geldiğinde anne tüm ilgisini bebeğe yöneltiyor. İlk başta hevesle beklediği kardeşin onu tahttan indirmesi ise farklı bir durum yaratıyor. Ve büyük çocuk yeni kardeşi bir rakip gibi görüyor ve ona bu şekilde yaklaşıyor. Annenin bebeğe olan sevgisini kıskanıyor, çünkü altını değiştirmesine, oyun oynamasına ve bazen sabahlara kadar yanında kalmasına tanık oluyor. İlk günlerde bu olayları sadece izlerken, zaman içinde tepki vermeye başlıyor. Anneye içten içe sinirleniyor, anlamsız ve yersiz tepkilerde bulunuyor. Örneğin eşyalara, etrafına zarar veriyor. Anne bebeği sevgiyle kucaklarken, kardeşinin parmağını ısırarak onun ağlamasını sağlıyor. Başlangıçta çoğu anne baba bu davranışların asıl sebebini fark etmiyor, hatta büyük çocuğu yargılama yoluna başvuruyor. Dolayısıyla sorun ya giderek büyüyor veya anlaşılmaz bir çıkmazın içine giriyor.

Sorunun kaynağı kıskançlık olabilir

Kardeşini kıskanan çocuğun saldırıları bazen anne babaya yönelik oluyor. Çünkü onun gözünde eve yeni bebeği getiren sorumlu kişiler anne baba oluyor. Hatta özellikle de anne... Bu nedenle anneler hamilelik döneminde dikkatli olmalı ve çocuklarını yeni gelecek kardeşe hazırlamalılar. Çünkü doğumdan sonra diğer çocukta olumsuz davranışlar görülüyorsa, bunun sebebi çoğunlukla eve gelen yeni kardeş oluyor. Çocuk saldırganlaşabiliyor veya aşırı suskun kalabiliyor.

Yardıma ihtiyacı var

Bazı çocuklar hislerini hiç belli etmiyorlar. Ve aslında içten içe küçük kardeşe karşı bir kıskançlık duyuyorlar. Eğer büyük çocuğunuz kardeşinin altını değiştirmek veya onu kucağına almak istiyorsa buna izin verebilirsiniz. Ama bu tür istekler onun kardeşini kıskanmadığı anlamına gelmiyor. Çünkü ne de olsa yeni kardeş bir bakıma evin kralını tahtından indiriyor ve annenin yoğun ilgisini üstünde topluyor. Kıskançlık bir süre devam etse de zaman içinde anne babanın doğru tutumuyla alevini söndürüyor. Çocuk, kardeş sahibi sahibi olmanın iyi yönlerinin farkına varıyor.

Sevginizi hissettirmelisiniz...

Çocuğunuzun söz dinlemediği dönemlerde yardıma ihtiyacı olduğunu hissetmeli ve onunla dayanışma içine girmelisiniz. Bunu, onu günlük ev işlerine, ortak aktivitelere veya bebek bakımına dahil ederek yapabilirsiniz. Böylelikle çocuğunuz kendisine bir birey olarak değer verildiğini görür ve zamanla hırçınlığından vazgeçer. En önemlisiyse ona sonsuz sevgi vermeniz, sevginizi hissettirmeniz... Kolay gibi görünse de aslında bunu başarmak son derece zor. Çünkü anne baba için kıskançlığından çıldıran bir çocuktan daha dayanılmazı yoktur. Peki bu durumda anne ve baba nasıl davranmalı? Çocuk annenin her hareketini gözlüyor ve çileden çıkmasını adeta dört gözle bekliyor. Her tepkiye daha çok çıldırarak karşılık veriyor. Ve zaman zaman anne sonradan pişman olacağı tavırlar sergiliyor. Bağırıyor veya tokat atıyor. Sonunda çocuk hem istediğini elde ediyor, hem de içler acısı ağlayabiliyor. Ve bunun için nasıl bir sebebi var! Onun istediği gibi hareket ederek, çok daha büyük sorunlara yol açmış oluyorsunuz. Tam aksini yaparak soğukkanlı kalmaya çalışın. Ve kavganın en doruk noktasında çocuğunuzun en az beklediği davranışı yapın. Örneğin bebeğin yanına gidin, onu kucağınıza alın ve "bak ağabeyin hiç de yaramaz bir çocuk değil!" deyin. Bu davranışınız o kavgalı ortama sıcaklık ve sevecenlik katacaktır.

Ona sorumluluk verilmeli

Bebeğe mutfakta mama hazırlarken, küçük yaramazınızın kapıda durduğunu ve garip garip baktığını fark edebilirsiniz. Bu gibi durumlarda ona hemen bir görev vermelisiniz. Örneğin ondan masanın üzerindeki bisküvi paketini açarak size vermesini isteyebilirsiniz. Bunu büyük bir hevesle yaptığını göreceksiniz. Hatta tezgahın yanına bir sandalye çekerek, mamayı nasıl hazırladığınızı izlemesini sağlayın. Böylece çocuğunuz kendini dışlanmış hissetmez ve size düşman olmaktan vazgeçer.

Çocuk ve Bilgisayar

Çocukların bilgisayar kullanımını kontrol altında tutmak, özellikle 'göz sağlığı' açısından büyük önem taşıyor.

Uzmanlar, halk arasında yaygın olan, 'bilgisayar kullanımı gözleri bozuyor' şeklindeki düşüncenin yanlışlığına temas ederek, "Bilgisayar kullanımı, insanların gözlerini bozmaz. Ancak, mevcut olan ve kişinin o ana kadar önemsemediği veya bilmediği bir kırma kusurunun, belirtileriyle ortaya çıkmasına aracılık eder. Çalışma şartları çok aşırıya kaçmadıkça, normal bir göz, bilgisayar karşısında bozulmaz" diyorlar.

Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme kalitesinde bazı problemlerin meydana gelmesinin, göz yorgunluğu hali olarak yorumlandığını kaydeden uzmanlar, sıklıkla görülen belirtileri ise şöyle sıralıyor:

"Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma, bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, yazı karakterlerinin veya grafiklerin etrafında ışık hareleri ya da saçılmalar görmek, ışığa karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı."

Çocuklara sık sık "göz arası" vermelerinin öğretilmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, her bir saatlik bilgisayar kullanımı için gözlerin toplam 15 dakika dinlendirilmesi gerektiğini bildiriyor. Uzmanlar, buna ek olarak, çocukların her on dakikada bir on saniye ara vermelerinin sağlanması gerektiğini de söylüyor.

Gözleri bir noktaya dikerek bakmanın gözleri zorlayabileceğini ifade eden uzmanlar, çocuklara sık sık göz kırpmalarının hatırlatılması önerisinde bulunuyor. Uzmanlar, bilgisayar kullanıcıları, normal olarak göz kırpmaksızın uzun süre sabit gözle ekrana bakma eğilimi gösterdiğinden, göz sulanmasının azaldığını ve batma hissedilebildiğini hatırlatıyor.

Uzmanlar, bilgisayar kullanıcılarının, ekrana göz hizasının yatay düzlemi altında on-yirmi derece açıyla bakması gerektiğini belirterek, şunları kaydediyor: "Çocuğun doğrudan ileri bakmasını sağlayın ve ekran yüksekliğini ve sandalyeyi, çocuğun ekranı görebilmek için gözlerini hafifçe aşağı kaydırmak zorunda kalacağı şekilde ayarlayın."

Statik elektrikten toz birikmesini önlemek için antistatik spreyle ve pamuksuz bezle ekranın düzenli olarak temizlenmesi gerektiğini bildiren uzmanlar, "Çocuğunuz düzenli olarak bilgisayar kullanıyorsa, her yıl göz muayenesine gitmesini sağlayın" diyor.

Uzmanların, bilgisayarın bulunduğu çalışma ortamının nasıl olması gerektiği ile ilgili önerileri ise şöyle: "Çalışma ortamındaki ışık ve parıltılı kaynaklarını ortadan kaldırın. Güneş ışığından gelen dolaysız parıltıya, kullanıcının gözlerine yöneltilmiş aydınlatma cihazlarına ve görüntü ekranındaki herhangi bir yansımadan kaynaklanan dolaylı parıltıya karşı tedbir alın. Kullanılacak ışık kaynağını, arkadan, omuz hizasından monitöre veya çalışma masasına düşecek şekilde ayarlamaya çalışın. Mümkünse masa lambaları yerine tavan aydınlatması kullanın. Bilgisayarın pencerelere göre açısını doğru ayarlayın ve parıltı sürüyorsa perde ya da stor kullanın. Floransan lambaların olduğu odalarda bilgisayar kullanmamaya çalışın ve ışık titreşmesine yol açan öteki bütün kaynakları ortadan kaldırın. Parıltı kalıcı bir sorunsa, ekran filtresi alınıp ekrana takılabilir. Büyük punto kullanın ve dağınık ekran görüntülerinden kaçının."

Hasta Çocuğa Çizdiği Resimden Teşhis

Çocuk nöroloğu Dr. Sabiha Paktuna Keskin, 'Çizdikleri resimlerden gelişimleri ve rahatsızlıkları saptanıyor' dedi

Kocaman gülümseyen bir güneş, kargacık burgacık evler, uzayıp giden yollar, gemi, deniz, çöp adamlar, komik vücutlu insanlar... Hiç düşündünüz mü, çocuklar resimleriyle neyi anlatır? Çocuk nöroloğu Dr. Sabiha Paktuna Keskin, tedavi ettiği çocukların resimlerini inceleyip ilginç tespitlerde bulundu. Şemsiye çizen çocuk korunma ihtiyacı hissediyor; yağmuru çizense hüzün... Keskin'e göre, çocukların hastalıklarının da resimlerinden teşhisi mümkün.
25 yıllık meslek hayatı boyunca tanıştığı, tedavi ettiği çocukların resimlerini inceleyen Keskin, küçük insanların 'resimsel dili'ni çözmeyi başarmış. Keskin, "Çocuklara duygu ve düşüncelerini sorduğunuzda yalan söyleyebilirler ancak çizdikleri resimler onların aynası. Resimlerinden onlara çok daha kolay ulaşabilirsiniz" dedi.

Annelerini çiziyorlar
Keskin, şunları söyledi:
"Çocuk, 3 yaşında sembol çizmeye başlıyor. İlk çizdiği annesi. 4 yaşında çizgiler beden buluyor. Ayrıca kendi cinsiyle özdeşleşmeye çalışıyor. Kızlar kız, erkekler erkek figürü çiziyor. 5 yaşında ise daha detaycı. 6-7 yaşlarında sosyalleştiği için çevresini çiziyor."

RESİMLERDEKİ ŞİFRELER
Yağmur........................Hüzün
Şemsiye.......................Korunma ihtiyacı
Gemi-kayık....................Sıkıntılı
Siyah ve mor.................Sıkıntılı,kederli
Aşırı detay ve dağınıklık...Şizofreni
Şiddet içerikli, karalamalı..Saldırgan
Hayali görüntü...............Panik atak
Muntazam resim ve yazı..Obsesif
Yazılı anlatımda karmaşa..Otistik

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2006/02/16/yasam/yas02.html

unutulmamalıdır ki çocuğunuzun bir sıkıntısı veya sorunu olduğunu düşünüyorsanız bir uzmana başvurmanız gerekir.

Çocuklarda Kafaya Darbe Karakteri Etkiliyor

İngiliz bilim adamlarının araştırmaları, hafif de olsa kafadan alınan darbelerin çocukların karakterini etkilediğini ortaya koydu. İngiltere’nin Warwick Üniversitesi’ne mensup bir grup bilim adamı tarafından yapılan araştırmalar, kafadan alınan darbelerin uzun vadede çocuğun karakteri değiştirebileceğine dikkati çekti.

Sonuçları The Journal of Neurology’de yayımlanan araştırmaya katılan binlerce anne-baba, kafalarından darbe alan çocuklarının karakterlerinde, duygusal tepkilerinde ve toplumsal davranışlarında meydana gelen değişimi anlattı. Anne-babalar, geçirdikleri kazanın ardından duygusal tepkilerinin, davranışlarının ve öğrenme kapasitelerinin yanı sıra çocuklarının kişiliklerinde de değişiklikler meydana geldiğini bildirdi.

Pek çok çocuğun kafasından aldığı darbe ya da yaralanma sonucunda hayati tehlikeyi atlatmasının ardından hastaneden çıktından sonra bir daha hiçbir şekilde takip edilmediğini belirten bilim adamları, geçen 6 yıl boyunca kafasından yaralanan 500 çocuğun durumları üzerinde incelemelerde bulunulduğunu açıkladı. Ailelerden çocuklarındaki değişimi not etmelerini isteyen bilim adamları, sonuçta çok hafif bir yaralanmayla da sonuçlansa kafadan alınan darbenin, en azından kişilik değişimine yol açtığını tespit ettiler.

Bilim adamları, bu tür çocukların yüzde 43’ünün kişilik, öğrenme kapasitesi ve duygusal tepkilerindeyse daha sonra ılımlı da olsa “özürlü” olarak tanımlanmalarına yol açacak düzeyde değişim meydana geldiğini bildirdi.

alıntıdır...

Bebeğinizin Temizliği ve Bakımı

GÖBEK BAKIMI

Göbek kordonu ve çevresini günde 2-3 kere alkol ile temizlemelisiniz.Göbeğin temiz ve kuru kalması gerekmektedir.Göbek bağı kullanmayın.Bebek bezinin göbekle temas etmemesine dikkat edin.

-Bebeğinizin ateşi yükselirse,
-Göbek çevresinde kırmızılık oluşursa,
-Göbekte irin gözlenirse doktorunuza başvurun.

Göbek 10-21 gün içinde düşer.Bu süre içinde bebeğinizi sünger banyosu ile temizleyebilirsiniz.Göbek düştükten sonra küvet banyosu yaptırabilirsiniz.


SÜNGER BANYOSU

Bebeğin soğuktan etkilendiğini hatırlayarak oda ısınının 25°C civarında olmasını sağlayınız ve banyosunu yaptıracağınız yerin cereyandan uzak olması gerektiğini unutmayınız.

Gereken Malzemeler

-Kaynatılmış su dolu küvet (36,5° C - 37° C )
-Maşrapa
-Bebek termometresi
-Bebek şampuanı
-3 adet yumuşak bez veya bir yıkama süngeri ve 2 yumuşak bez
-Pamuk
-2 adet havlu
-Göbek bakımı malzemeleri
-Bebek losyonu
-Bebek saç fırçası
-Bebek bezi
-Bebeğin giysileri

Yıkama Şekli

-İlk önce,ellerinizi iyice yıkayın

-Bebeğinizin giysilerini çıkarın ve onu bir havluya sarın. Beklenmedik sürprizlerden kaçınmak için alt bezini hemen çıkarmayın

-Yüzünü yumuşak ve nemli bir bezle sadece su kullanarak silin

-Her göze ayrı pamuk kullanmak suretiyle,gözleri,burun kenarından göze doğru silip göz kapaklarını temizleyin.Burun ve kulak çevresini ve kulaklarının arkasını temizleyin. Kulak arkalarına ve boyundaki cilt boğumlarına özellikle özen gösterin.Bebeklerin sadece görünen kulak kepçesinin içi temizlenmelidir.Kulak deliğinden içeriye herhangi bir cisim sokmayın

-Bebeğinizi içine sardığınız havluyu açmadan,başını ve boynunu destekleyerek,bebek şampuanını gözlerine kaçırmamaya dikkat ederek, bebeğinizin başını yıkayın. Durulamayı saf su ile yapın.Sonra bebeğinizi sırtüstü yatırın ve başını kurulayın. Saçları için kurutma makinası kullanmayın.Yumuşak bebek fırçasıyla hafifçe fırçalayın.Sıcak tutmak için başını kuru bir havlu ile kapatın.

-Vücuduna sardığınız havluyu açın.Bir miktar bebek sabunu ile ıslattığınız bez ile göbek bağını ıslatmadan vücudunu silip ayrı bir ıslak bezle durulayın.Ve tüm vücudunu kurulayın.Sonra tekrar havluya sarın

-Son olarak,bebeğinizin bezini açıp(kız bebekler için bölgeyi önden arkaya doğru)jenital bölgeyi nemli bir pamukla ya da yumuşak bir yıkama beziyle temizleyin.Bebeğin altını yeniden bezlemeden önce pişik kremi sürün.

-Göbek bakımını da yaptıktan sonra,(Bebeğin cildi kuru olmadıkça losyon kullanmaya gerek yoktur.İstiyorsanız kullanabilirsiniz.) bebeğinizi giydirebilirsiniz.

KÜVET BANYOSU

Bebeğinizi mutlaka karnı açken ya da beslenmeden en az 1.5 saat sonra yıkayın. Çünkü tok karınla yıkadığınızda midesine basınç yapıp kusmasına neden olabilirsiniz.

Gereken Malzemeler

-Bebek termometresi
-Su dolu küvet (36,5° C - 37° C )
-Maşrapa
-Bebek şampuanı
-Yıkama süngeri
-Havlu
-Bebek kremi losyonu
-Bebek saç fırçası
-Bebek bezi
-Bebeğin giysileri
-Tırnak makası

Yıkama Şekli

-Küveti yarısına kadar (37°) sıcak su ile doldurun.

-Bebeğinizi yavaş yavaş alıştırarak suya sokun

-Önce bebeğinizin ön tarafını bebek sabunu kullanarak bebek süngeriyle sabunlayın

-Sırtını sabunlayıp vücudunu su ile durulayın

-Başını nazikçe sabunlayıp kulaklarına su kaçırmamaya dikkat ederek başını durulayın

-Jenital bölge temizliğini en sona bırakın (Kız bebeklerde jenital organların en iç kısmı sabunla yıkanmamalıdır.)

-Bebeğin tüm vücudunu durulayın

-Bebeğinizi havlusuna sarın,kurulayıp saçlarını fırçalayın ve giydirin.El ve ayak tırnaklarını özel bebek makasıyla kesebilirsiniz.

CİLT BAKIMI

Bebeğin cildi kuru ise günde iki kez bebek losyonu sürün. Pudra kullanmaktan kesinlikle kaçının.Giysilerini mutlaka bebeklere özel üretilmiş deterjanlarla yıkayın.

Bebeklerin Gelişim Aşamaları

Bebeğim 1 aylık:

El ve ayaklarını refleks olarak oynatır
Gövdesinden tutularak yüzüstü kaldırılınca baş öne düşer
Yüzüstü yatarken başını çok kısa bir süre kaldırabilir
Havada ayaküstü tutulunca yürüme hareketleri yapar
Parlak nesneleri izler
Açlığını ağlamakla belli eder
Kendisiyle konuşulmasından çok hoşlanır
İşitmesi iyidir, kuvvetli seslere tepki verir
Bol bol ağlar
Yakınlarının göz ve ten temasından hoşlanır(Özellikle annesinin)


Bebeğim 2 aylık:

Yüzüstü yatarken başını yerden 45 derece kaldırabilir
Kucağa alındığında başını yaklaşık 5 sn. dik tutabilir
Çıngırağının sapını tutabilir
Parlak bir nesneyi 90 derece izler
Görsel uyarıları sever
Acıktığı zaman protesto ağlamaları vardır
Ağlama dışında (agu, agu vb.) sesler çıkarır
Görme alanı içinde olan kişiyi gözleriyle izler
Kendi kendne sesli güler
Annesi kendisi ile konuştuğu zaman hareketlerini azaltır ve o tarafa bakar


Bebeğim 3 aylık:

Kucağa alındığında ve yüzüstü yatırıldığında başını kaldırabilir
Elleriyle oynar
Çıngırağını daha uzun süreli kavrayabilir
Parlak bir nesneyi 180 derece izler
El ve ayaklarını keşfeder
Kendine özgü sesler çıkarır
Gülümser,memnuniyetini ifade eder
Annesini tanımaya başlar
Sosyal davranışlar başlamıştır
Yanına gelindiğinde ağlamayı keser
Göz kontaktları kurabilir


Bebeğim 4 aylık:

Yakınındaki nesneleri yakalayabilir
Uzaktaki nesneleri yakalayabilmek için hamleler yapar
Otururken başını düşürmeden tutabilir
Aynadaki görüntüsüne güler
Sese doğru döner
Ses pedesini alçaltıp yükselterek sesler çıkarır
Kendi kendine konuşması artar
Müzikten hoşlanır
Kendisiyle ilgilienilmesinden hoşlanır
Yabancılamaz


Bebeğim 5 aylık:

Uzaktaki nesneleri yakalayabilir
Eline verilen nesnelerle oynar
Yüzüstü yatarken sırtüstüne dönebilir
Yüksek sesle güler
Annesini veya süt şişesini görünce heyecan sesleri çıkartır
İsmi söylendiğinde bakar
Kendisiyle konuşulduğunda ağlamayı keser
Anne ve babasının ağız hareketlerini izler
Çevreden gelen seslere ilgisi artar


Bebeğim 6-7-8-9 aylık:

Destekle oturabilir
Sırtüstünden yüzüstüne dönebilir
Yüzüstü yatarken bacaklarıyla vücuduna yön vererek ileriye veya geriye doğru sürünebilir
Destekle ayakta durabilir
İki eline iki nesne alabilir
Gözünün önünden kaybolan nesneyi birsüre bekler
Oyuncaklarıyla uzun süreli oynayabilir
Oyuncaklarını inceleyip analiz eder
Sesli harfleri sessiz harflerin arkasına yerleştirir(be-ba-bu)
Sesleri ritimleri taklit eder
Aynadaki görüntüyü algılar, güler, sesler çıkarır


Bebeğim 10-11-12 aylık:

Yüzüstü durumdayken yardımsız oturur duruma geçer
Tutunarak kalkar, yardımsız oturamaz
Emekler
Çimdikleyebilir
Kendi kendine bisküvi yiyebilir, kaşığı ağzına götürebilir
Buraya gel gibi bazı sözcükleri anlamaya başlar
Herşeye dokunarak keşfetmeye çalışır
Elindeki nesneyi istendiğinde verir
Tanıdığı biri sorulduğunda onu aramak için başını çevirir
Heceler,dikkati çekmek için bağırır
İşittiği sözcüklere benzer sesler çıkarır
Oyuncağı yere fırlatır
El sallar, baş-baş, gel-gel yapar
İsmini tanır
Hayır sözcüğnü anlar
Yabancıları ayırd eder
Oyun oynamayı sever
Mimik yapmaya başlar


Bebeğim 13-14-15 aylık:

Yürüyebilir
Yürürken bir nesne taşıyabilir
Çorabını ayağından çıkarabilir
Saplı nesneleri iter
Karşılıklı oturarak top yuvarlayabilir
Emekleyerek basamak çıkabilir
Küçük nesneleri dar ağızlı bir kaba atar ve çıkarır
Saklanan nesneyi birden fazla yerde arar
Hatırlar
Özellikleri belirtildiğinde birden çok nesneyi gösterebilir
Toplam sekiz-on sözcük söyler
İsteklerini cümle niteliğinde tek sözcükle ifade eder
Giyinirken kolunu uzatır
Kendi kendine yiyecek alıp yiyebilir
Kitaplara bakmayı sever
Komik şeylere güler


Bebeğim 16-17-18 aylık:

Oyuncağı çekerek ileri geri yürür
Elinden tutarak basamak çıkabilir
Yardımla giysilerini çıkarabilir
İki üç küpü üstüste koyarak kule yapar
Kalem tutarak karalama yapar
Kendisiyle konuşan birinin son sözünü tekrarlar
10-20 Kelime söyleyebilir
Sözel oyunlar oynar
Ev işlerini taklit eder


Bebeğim 1,5-2 yaşında:

Merdiven inip çıkabilir
Koşabilir, zıplayabilir
Kapıları kapatabilir
Topu karşısındakine havadan fırlatabilir
Kitap sayfalarını kontrollü olarak çevirebilir
Şekilleri uygun deliklere yerleştirebilir
İki farklı nesne arasından istenileni seçebilir
Gösterilen resimdeki tanıdık nesnenin adını söyler

Çocuğunuz Yalan Söylemeyi Kimden Öğrendi?

Uzmanlara göre beş yaşına kadar söylenen sözler ‘yalan’ değil. Olsa olsa hayal gücü! Peki ya o yaştan sonra? Çocuğunuz sık sık yalan söylüyorsa, belki de dikkatinizi çekmek istiyordur.

Yeğenimin, babasıyla annesinin kendisini kemerle dövdüğünü anlattığını öğrenince, dehşete düşmüştüm. Bırakın dayak atmayı, ellerini şöyle bir kaldırmışlar mıdır acaba? O zamanlar henüz beş yaşlarında olduğu için hayal gücünün sınırları konusunda daha dikkatli olduk.

İnsan anne baba olunca, yalan meselesine daha fazla takıyor. Özellikle belirli bir yaştan sonra çocuklarının yalan söylemesinden ödü kopuyor. Nehir’in yalan söylememesi karşılığında hayatımdan çeşitli fedakarlıklar yapmaya hazırım.

Ancak, bu mümkün gibi görünmüyor. Anlattıklarının, söylediklerinin hayal gücünün bir ürünü mü yoksa yalan mı olduğunu henüz anlamış değilim. Uzmanlara göre beş yaşından sonra söylenen sözler yalan kategorisine girermiş. Daha küçük yaşta söylediklerine göz yumulabilirmiş. Çocuklar en çok ceza almaktan korktukları konularda yalan söylüyor. Evde dökülen, kırılan şeyler konusunda hiç sesimi yükseltmem. Sonuçta temizlenir ya da yenisi alınır. Bunun için çocuğu paylamaya gerek yok. Bu gibi olaylarda kızmamama rağmen bir dönem Nehir’de garip bir davranış ortaya çıkmıştı. Gözümün önünde meydana gelen olayın sonrasında ‘Ben yapmadım, ben kırmadım, ben dökmedim’ diyordu. Kızım, bir karış boyuyla gözümün içine baka baka yalan söylüyor ve beni inandırmaya çalışıyordu.

Sizi örnek alırlar

Bu işe bir çözüm bulmam gerekiyordu. Nehir’in neden olduğu benzer bir durumda ‘Hadi bana olayın nasıl olduğunu anlat bebeğim’ diyordum. Kızım, anlattığında da ‘Tamam bunlar olabilir, üzülme. Bana yardım et, birlikte temizleyelim’ yanıtını veriyordum. Olayı bir kez daha dramatikleştirmenin bir anlamı yok. Bunu birkaç kez tekrarlayınca, Nehir artık gözümün içine baka baka yalan söylememeye başladı. Artık bir eşyayı kırdığında veya döktüğünde direkt yanıma gelip, kendisinin yaptığını söylüyor. Bu sorunu böylece halletmiş olduk.

Bazen tembih ettiğim konularda yalan söylüyor ama beceremiyor. En azından yalan söylemeyi beceremeyen bir çocuk, yalan söylemeyi profesyonelce söyleyen çocuktan daha iyidir.

Çocuklar dikkat çekmek için de yalan söylüyor. Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabiliyorlar. Hayali yalan söyleyen çocuklar, gerçeği iyi değerlendiremedikleri için uydurabiliyorlar. Yetişkinler de bunları yalan olarak görüyor. Çocuklar her yaptıklarında anne babayı örnek alır. Yalan konusu da bunlara dahildir. Anne veya babasının yalan söylediğine tanık olan çocuk, yalan söylemeyi öğreniyor.

Bu nedenle bir yere gitmemek için bahane uyduracaksam bunu asla Nehir’in yanında yapmıyorum. Mesela telefonun diğer ucundaki kişiye, ‘Şimdi biz de dışarı çıkıyoruz, sonra görüşürüz’ dediğimde hemen ‘Nereye gidiyoruz?’ diye soruyor. ‘Yok gitmiyoruz’ dersem yandım. Hemen ‘Demek yalan söyledin’ diye beni köşeye sıkıştırıyor. Yalan söylemeyin, söyleyecekseniz bunu çocuğunuzun yanında yapmayın. Sonra ‘Bu çocuk yalan söylemeyi kimden öğrendi?’ diye dizlerinize vurursunuz.

Övgüyü bol kullanın

Ailesi ya da arkadaşları tarafından sık sık eleştirilen çocukların kendini korumak için yalan söylediğini unutmayın. Mükemmelliğe zorlanan çocuk, mükemmel olamadığını görürse, açığını yalanla kapatabiliyor.

Nehir de bazen güzel olduğunu söylediğimiz bir resmi kendisinin yaptığını iddia ediyor. Demek ki, arada bir havadan övgü sözcükleri sallamam gerekiyor.

Yalan söyleyen çocuğa aşırı tepki göstermemek gerekir. Yumuşak ve hoşgörülü olmak zordur ama çocuğunuz öfkenizden korunmak için yalan söylemeye devam edebilir. En önemli konulardan biri de annelerin babalarına karşı çocuklarını yalan aracı olarak kullanmalarıdır. Bu tür davranış neredeyse Türk aile geleneğinin bir parçası haline gelmiştir. ‘Bu yaptığımızı baban duymasın’ demeyen anne var mıdır bilmiyorum.

Çocukların güvenini sarsmamak gerekir.

Yalan söylemek öğrenilen bir davranıştır. Çocuğunuz yalan söylüyorsa bunu ya sizden ya da ailenin diğer üyelerinden öğrenmiştir. Ceza verecekseniz, önce kendinizi cezalandırın.

Aşırı baskıdan kaçının

Çocuğunuz yalan söylüyorsa, vereceğiniz tepki onu daha fazla yalan söylemeye itebilir, kendini suçlu hissedebilir ya da size ve kendine olan güvenini kaybedebilir.

Yalan söyleyen çocuğa nasıl tepki vermeli

Kendinize ait cezalandırma şeklini seçin

Ona fazla ahlak dersi vermeyin, aksi halde kendisini çok suçlu hissedebilir

Yalan söyleyen bir çocuk zaten kendisini hep küçük düşmüş hisseder, buna siz bir ekleme yapmayın

Olayları dramatikleştirmeyin. Çocuğun yalan söylemesi, onun gelecekte yoldan çıkmış bir yalancı olacağı anlamına gelmez

Çocuklardan başaramayacakları şeyler beklemeyin. Bu durumda da yalan söyleyebilir

Fazla baskıdan kaçının ve koyduğunuz kurallarla çocuğun yaşamını fazla sınırlamayın

Yalan söylemeyi ve hikayeler uydurmayı bırakmıyorsa, çocuğunuzu bir uzmana götürün.

Disleksi ya da Öğrenme Bozukluğu

DİSLEKSİ NEDİR?

Disleksi dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur.

İlkokula başlayan disleksili çocuklarda eğitim alabilecek zihinsel gelişim henüz tamamlanmadıgı için okuyamazlar, yazamazlar ve matematiksel işlemleri kavramada zorluk çekerler. Ancak bu onların zeka düzeylerinde bir sorun olduğunu göstermez.

Hatta zeka düzeyi çok yüksek çocuklarda da görülmektedir. Fakat bazen hastalık farkedilmeyebilir.Disleksililer zeka düzeyleri düşük olmadığı gibi özel yeteneklere de sahip olabilirler. Buna önemli kanıt disleksili olduğu bilinen bilim adamları ve sanatçılardır: Albert Eistein, Leonardo da Vinci, Tom Crouse, gibi.


Disleksi’li çocuklarda dikkat bozukluğu da görülür. Bu nedenle bu çocuklara bir uzman tarafından sistemli bir dikkat eğitimi verilmelidir.Sözel, işitsel, görsel eğitim metodları seçilmelidir. Sınav sorularını çabuk okuyamazlar ve cevapları yazamazlar. Bu nedenle bu çocuklara sözlü sınav yapılması daha etkin olur. Çoktan seçmeli sınavlarda (test) daha başarılı olurlar.


DİSLEKSİ TÜRLERİ

Disleksi doğuştan gelen gelişimsel ve travmaya bağlı disleksi olarak ikiye ayrılır. Doğuştan gelen disleksi doğum öncesi ,doğum sırasında ve doğum sonrası komplikasyonlara bağlı olarak üçe ayrılır.

Doğum öncesi disleksiye, yetersiz ve dengesiz beslenme, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve bilinçsiz ilaç kullanımı etken olabilir.Uzun ve zor doğum plesenta anomalileri doğum sırasında oluşan disleksiye ,doğumdan sonra bebeğin nefes almasındaki gecikme ve geçirdiği ateşli hastalıklar da doğum sonrası oluşan disleksi sebeplerindendir. Kalıtsal etmenlere bağlı olarakda disleksi ortaya çıkabilir.


Beyin Kelimeleri Nasıl Okur ?

Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal beyinlerin sağ beyin yarım küresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçüktür. Normal bir bireyde beyinin işleyiş şekli şöyledir :



Ses birimi üretimi :

Beyinin bu bölümü sesli veya sessiz olarak kelimeleri seslendirmeye yardımcı olur. Bu bölüm ayrıca kelimeleri oluşturan küçük sesleri analiz eder. Bu bölüm daha çok yeni okumaya başlayanlarda daha aktiftir.

Kelime çözümleyiciler :

Beyinin bu bölümü daha çok yazılı kelimelerin analizini yapar. Bu bölümde kelimeyi oluşturan hece, ses ve harfler uygun bir şekilde seslendirilir.

Otomatik Dedektör bulucu :

Beyinin bu bölümünün görevi kelimelerin otomatik olarak tanınmasını sağlamaktadır. Otomatik bulucu aktive edilir ve okuyucu hızlı bir şekilde kelimeyi algılar.

Bu durum disleksilerde daha farklıdır. Sağ beyin yarımküresinin, sol beyin yarımküresine eşit büyüklükte ya da sol beyin yarım küresinin daha küçük olduğunu ortaya koyar. Disleksilerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor.

Disleksi okuma sorunu, yazmada meydana gelen ve matematiksel işlemlerde meydana gelen işlemler olarak ayrılır ve farklı adlar alır.

Okuma sorunları
Yazma sorunu
Matematiksel işlemlerden kaynaklanan sorunlar

Disleksi üzerine ilk çalışan nörologlardan Samuel T. ORTON disleksinin sık karşılaşılan özelliklerini şöyle belirlemiştir.

*Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk.
*b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi.
*Okurken kelime atlamak.
*Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.
*Yazı yazmada zorluk.
*Gecikmiş ya da yetersiz konuşma.
*Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk.
*Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.
*Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik

Erken tanı bu çocukların gelecekte alacakları eğitimin tespiti açısından çok önemlidir.Bu konuda çocuğa yardımcı ve destek olunmalıdır.

Bu da veli-öğretmen-psikolog işbirliği ile olmalıdır.

Bebek Sallamanın amacı ve Önemi

Bir haftalık bebekler günün yaklaşık yüzde 80'ini kısa aralıklarla uyuyarak geçirirler. Bir aylık olduklarında, uyku zamanları günde 3 ila 4 kestirmeye ve 5-6 saatlik kesintisiz bir gece uykusuna dönüşerek gittikçe azalır.

Bebeklerin geceleri uykudan uyanmaları annelerin en çok zorlandıkları hususlardan biridir. Günümüzde uzmanlar 'bebek ağladığında karnının tok, altının kuru olduğundan ve sancısının olmadığından eminseniz, yattığı odanın kapısını kapatıp yanından kararlı bir şekilde uzaklasın, bir süre sonra sesi kesilip uyuyacaktır' diyorlar.

Annelerin çocuklarını kitaplara bakarak büyütmeye çalıştıkları 20. yüzyılın son çeyreğinden önce doğan bebekler annelerinin kucaklarında, ayaklarında veya bir beşikte sallanıp uyutularak büyüdüler.

Bebeklerin sallanarak uyutulmalarına, bilim adamları 'vestibular uyan' adını veriyorlar. Gerçi anneler binlerce yıldır bebeklerini sallıyorlar ama konu araştırmacıların daha yeni ilgisini çekiyor. Anneler sallamanın bebeği sakinleştirdiğinden ve uyuttuğundan eminler ancak uzmanlar bunun ayrıca bebeğin gelişimine de çok faydalı olduğu hususunda dikkati çekiyorlar.

İç kulak, işitme ve denge organlarını içeren iki bölümden oluşur, işitmede hiçbir rol oynamayan ikinci bölüm yalnızca dengeyle ilgilidir. İçi sıvı dolu yarım daire biçiminde üç kanaldan oluşan bu bölüme 'vestibular labirent' denilir.

Buradaki hücreler, başın en küçük hareketi ile çalkalanan iç-kulak sıvısının çırpıntılarıyla uyarılarak başın açısal hareketini anında beyne iletirler. Görme duyusunun da yardımıyla dengenin sağlanmasına yardımcı olurlar. Çok hızla dönüp aniden durduğumuz zaman, iç kulak kanallarındaki sıvı hala dönmekte olduğundan baş dönmesi denilen durum meydana gelir.

Vücut sallanırken gözler sabit bir noktaya baktığında onlardan beyine hareket olmadığı sinyali gider. Bu iki sinyal arasındaki fark, araba tutmasında olduğu gibi bir çeşit baş dönmesi yaratır ve uyku getirir. Uykunun gelmesi vücut ihtiyacı olarak değil tamamen beyinde oluşur. Devamlı hareket halinde olan, başka şeyle meşgul olan bebeğin sallanarak uyutulması zordur.

Araştırmalar içkulak vestibular sistemi düzenli olarak uyarılan bebeklerin daha hızlı geliştiklerini, daha erken oturup, ayakta durabildiklerini gösterdiler. Salıncakta, kucakta veya ayakta sallanan bebeklerdeki reflekslerin uyarı almayan bebeklerden daha hızlı gelişmeleri araştırmacıları bir başka yöne, önemli bir çocuk sorununa yöneltti.

Hiperaktif denilen aşırı hareketli, sürekli hayal gören ve yeteneklerini geliştiremeyen çocukların vestibular sistemlerinde bazı bozukluklara rastlandı. Yapılan çalışmalar, mongoloid olan veya beyin felci geçirmiş olan çocukların vestibular uyarı ile daha iyi gelişebildiklerini gösterdiler.

Araştırmacıların daha yeni farkına vardıkları bebekleri sallayarak büyütmenin faydalarını anneler insanlığın ilk günlerinden itibaren annelik içgüdüleri ile hissetmişlerdi. Tabii burada bebeğin annesinin kucağında sallanırken, onun sesi ve kokusu ile duyduğu mutluluğun etkisini de unutmamak gerekir.

Çocuğunuz Gece Korkuyorsa...

Çocuğunuz sık sık geceleri uykusundan ağlayarak uyanıyorsa panik yapmayın, çözümü var! Onu rahatlatmanın yollarını bilirseniz, her ikiniz de geceleri mışıl mışıl uyuyabilirsiniz.

Gecenin bir saatinde açlıktan ağlayan bebeğinizi doyurmak için uykunuzun bölündüğü geceler tam unutulmaya başlanmıştı ki, şimdi de ortaya kabuslar çıktı. Kabuslar her ne kadar rahatsızlık verici olsa da normal kabul edilmeli. "Bebeğim ve Biz" dergisinin bu ayki sayısında yer alan habere göre kabuslar, çocuk gelişimindeki pek çok şey gibi birden bire ortaya çıkıyor. Bazı uzmanlara göre 2-3 yaş civarındaki çocukların gelişen kelime hazineleri, rüyalarını daha iyi anlamalarına ve onlardan korkmalarına yol açabiliyor.

Beynin aktif dönemi

Aslında 2-3 yaş civarındaki çocukların yetişkinlere oranla daha çok kabus görmelerinin biyolojik bir sebebi de var. 2-3 yaş grubu çocuklar, uykularının yüzde 40'lık bir bölümünü REM (rapid eye movement-hızlı göz hareketleri) aşamasında geçirirler. Bu aşama sırasında çocuk uyusa bile beyni son derece aktiftir. Zaten kötü rüyalar da genellikle bu dönemde görülür. Çocuk büyüdükçe uykunun REM aşaması kısalır.

*Çağrısına kulak verin:
REM uykunun yaşandığı gece saat 02.00-07.00 arasında çocuğunuz sizi yanına çağırarak canavarlarla veya örümceklerle ilgili rüyalarını anlatabilir. Bazı taktiklerle çocuğunuzu uykuya kolayca döndürebilirsiniz.

* Rüyasını anlatmasına izin verin:
Önce ondan rüyasını anlatmasını isteyin. Dinledikten sonra onu teskin edin. Çocuğunuz anlattıktan sonra kendini daha iyi hissedecektir.

* Gerçek kontrolü yapın:
Çocuğunuz rüyasının gerçek olmadığını anlamakta zorluk çekebilir. Bunun için gece lambasını yakıp ona etrafta canavar olmadığını gösterin. Bir süre elinizi tutmasına izin verin.

* Yanında olun:
Kısa bir süre için sarılıp yanında yatın. Ancak bunu alışkanlık haline getirmeyin, sizi hep yanında ister.

Çocuğunuz Nöbet Geçiriyor Olabilir

Sevgili Arkadaşlar, evli olup 3 yaşın altında çocuğu olanlar, evlenmiş çocuk sahibi olmak isteyen genç arkadaşlar, lütfen dikkatli olun. Benin iki yaşında kızım var ve bir hafta öncesine kadar hiç birşeyi yok derken Epileptik Absence nöbetleri geçirdiğini öğrendik. (Epileptik Absence) Dalgınlık Nöbeti deniyormuş ve Epilepsinin başlangıcıymış. Sevindirici olan erken teşhiş ve nöbetlerin en az sayıda kontrol altına alındığında, %80 iyileşme oranına sahip olmasıymış. Tavsiyem; 3 yaş altı çocuğu olanlar ve çocuk sahibi olmak isteyen tüm anne baba adayları, lütfen dikkatli olun, çocuğunuzun Dalma sayılarına sıklıklarına dikkat edin. Anormallik olduğunu hissettiğiniz anda en yakın sağlık kuruluşuna başvurun yoksa benim gibi aniden şoka uğrarsınız.

Epileptik Absences Hakkına Detaylı bilgi:
http://desitin.de/index.php/file/dow...f93769c205dd37

alıntıdır...

Doğum Sonrası Depresyon

Uzmanlar doğum sonrası depersyonun "annelik hüznü" ile karıştırılmaması gerektiğini belirtiyor.

Çevresel faktörler ve doğum sonrası vücutta oluşan hormonal değişiklikler, kadınlarda bazı psikolojik sorunların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Aileye katılacak yeni bireyin getireceği ek sorumluluklar gibi çevresel faktörlerin yanında, oluşan hormonal değişiklikler, kadınlarda doğum sonrası depresyona neden olabiliyor.
Depresyonun genellikle doğumdan sonraki ilk haftalarda etkili olduğunu anlatan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Selçuk Kırlı, doğum sonrası depresyonunun aileye karşı sevgisizlik, sıkıntı, hayattan zevk alamama, çocuğu reddetme, hatta intihara kadar gidebilecek ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade etti.

Doğum sonrası depresyonunun, doğum yapan her kadında normal olarak görülen ''annelik hüznü'' ile karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Kırlı, şunları söyledi:

''Depresyon kişinin ilk doğumundan sonra oluştuysa, diğer doğumlarda da oluşabilir. Bu nedenle sonraki doğumlarda hazırlıklı olmak için hekimle temasta olmak gerek. Aileler, depresyonu (annelik hüznü) ile karıştırıyor ve önemsemiyorlar. (Kendiliğinden geçer) diye doktora başvurma gereği bile duymuyorlar. Oysaki bu çok yanlış davranış. Doğum sonrası depresyonu kendiliğinden geçmez. Depresyonlar da diğer hastalıklar gibi kabul edilip, mutlaka bir uzman nezaretinde tedavi edilmelidir.''

Doğum sonrası depresyonun, ilaç tedavisiyle genellikle 6 ayda yapılabildiğini anlatan Prof. Dr. Kırlı, tedavinin kişinin durumuna bağlı olarak 2 yıla kadar da uzayabildiğini sözlerine ekledi.

Kışın doğan bebekler yazın doğan bebeklere göre daha akıllı...

Kışın doğan bebekler yazın doğan bebeklere göre daha akıllı...

ABD’li bilimadamları yedi yıl boyunca 21 bin bebeği gözlemleyerek bu ilginç sonuca ulaştı. Ayrıca, kışın doğan bebeklerin daha uzun ve daha iri oldukları da belirlendi.

Şimdiye kadar yapılan en kapsamlı bebek araştırmasının sonuçları önümüzdeki günlerde açıklanacak. Harvard Üniversitesi bilimadamları öncülüğünde yapılan araştırmada 21 bin kız ve erkek bebek inceleme altına alındı. Araştırma, dünyaya gelen bebeklerin mevsimlere göre farklılıklarını ortaya koyuyor.

Yedi yıllık bir süreyi kapsayan araştırmaya göre, kış-ilkbahar döneminde doğan bebekler, diğer mevsimlerde dünyaya gelen bebeklere göre daha akıllı, daha iri ve daha başarılı...

Araştırmacılar, mevsimler ve güneş ışığının, hamile annenin hormonlarıyla vücut ısısına etki ettiğini belirledi. Zira bu etkenler, bebeğin karakteristik özelliklerini de değiştiriyor.

Kışın doğan bebekler, yazın doğanlara göre daha akıllı

Bilim adamları, yedi yıllık süreç içinde bebekleri doğumlarından hemen sonra, sekiz aylıkken, dört yaşındayken ve en son yedi yaşındayken birtakım fiziksel ve ruhsal testlere tabi tuttu.

Ve yedi yıllık sürenin sonunda kışın doğan bebeklerin, yazın doğan bebeklere göre, yaklaşık 2 milimetre daha uzun boylu, 210 gram daha ağır olduğu, zeka testlerinde de daha yüksek skorlara sahip oldukları belirlendi.

Ailenin Tek Çocuğu Olmak

Son yıllarda tek çocuklu ailelerin sayısında artış gözlenmektedir. Peki tek çocuk olmanın avantajları, dezavantajları nelerdir?

Kardeşi olmayan tek çocukların dezavantajlı olduğunu düşünenlerin yanında, bunun pek önemli olmadığını ve tek çocuk olmanın anne-babanın daha fazla ilgi göstermesi ve zaman ayırması gibi bir çok başka avantajları olduğunu düşünenler var.

Tek çocuk sahibi olmak anne-babanın seçimi olabileceği gibi, eşlerden birinin vefatı gibi elde olmayan şartların bir sonucu da olabilir. Tek çocuk olmanın avantaj ve dezavantajları konusunda pek çok tartışma olmasına rağmen, aslında her iki görüşün de tamamıyla haklı olduğunu gösteren bir kanıt mevcut değildir.

Tek çocuklarla ilgili yaygın inanışlar

Tek çocuklarla ilgili yaygın inanışlardan biri, şımarık ve bencil olacakları ve başka çocuklarla bir araya geldiklerinde kendilerini savunmayı bilemeyeceklerdir. Ancak bu görüşü destekleyen hiçbir kanıt olmadığı gibi, güncel araştırmalar tek çocuklarla, kardeşleri olan çocuklar arasında bu açılardan çok az farklar olduğunu ortaya koymaktadır.

Tek çocuklarla ilgili bazı araştırmalar

Son yıllarda tek çocuklu ailelerin sayısının hızla artmasıyla birlikte, tek çocukları, kardeşi olan çocuklarla veya çok çocuklu ailelerin en büyük çocukları ile kıyaslayan bir çok araştırma yapılmıştır.

Bu araştırmalar, tek çocukların akademik başarı motivasyonun yüksek, özgüvenlerinin güçlü olduğunu ve anne-babaları ile ilişkilerinin daha iyi olduğunu ortaya koymuştur.

Tek çocukların paylaşma, popülerlik, liderlik, bağımsızlık ve kaygı düzeyleri açısından da geniş aile çocukları ile benzerlik gösterdiği görülmüştür.

Yine araştırmalar tek çocukların sözel gelişim açısından daha ileri olabileceğini, eğitim hayatında daha başarılı olabileceğini ve kendi işini kendi yapmayı ve yalnız başına birşeyler yapmaktan hoşlanmayı öğrenebildiklerini göstermiştir.

Araştırmalar tek çocuk olmanın olumsuz yönünün ise, tek çocukların başka çocuklarla bağlantı kurmakta ve saldırganlıklarını kontrol etmekte zaman zaman zorlanmaları olduğunu göstermiştir.

Öte yandan, yalnızlık ve sessizlikten zevk almaları, kalabalık evlerdeki karmaşadan uzak bir ortamda yaşamaları, kitap okumak gibi tek başına yapabilecekleri aktivitelere yönelmeleri ve anne-babanın ilgisinin bölünmemesi de tek çocukların avantajları olarak görülmüştür.

Ancak bu araştırmalara bakarak her bir çocuğun nasıl bir karaktere sahip olacağını söylemek olanaksızdır. Çocukların mizaçları büyük farklılıklar gösterir (örneğin bazıları utangaçtır, bazıları kendine güvenlidir). Ayrıca bazı evler kalabalık olmadığı halde gürültülü olabileceği gibi, kalabalık bazı evler de son derece sakin olabilir.

Aile ortamı tek ya da çok çocuk olmasından daha önemli

Bazı aile ortamları çocukları diğer şeylerden çok daha fazla etkiler.

İstismar ve kavgaların olduğu bir aile ortamında kardeşlerinden destek ve rahatlama bulamayan tek çocuk yetişkinlerin tehditkar davranışları karşısında daha zayıf ve etkiye açık bir durumda kalır.

Anne-babanın birbiri ile geçinemediği ailelerde çocuk taraf tutmaya zorlanabilir ve bu da çocuk açısından zor bir durumdur.

Aile ortamında sorunların yaşanıyor olması halinde tek çocukların dışarıdan destek alabilmesi özellikle önemli olur.

Aile içi ilişkilerin iyi olması halinde tek çocuk, sorumluluk alan büyük çocuk ile evin en küçüğü olan bebeğin rolü gibi farklı rolleri kendi ruh durumuna göre seçebilir.

Anne babanın ayrılması durumunda çocuk bir ebeveynin ailesinde tek çocuk olurken, diğer ebeveynin ailesinde kız ve erkek kardeşleri olabilir. Bu durum çocuk için her iki dünyanın da iyi yönlerini yaşamak anlamına gelebileceği gibi bir aileden diğerine geçişte uyum sağlaması için daha fazla destek gösterilmesini de gerektirebilir.

Ne yapabilirsiniz?

Çocukların okula başlamadan önce başka çocuklarla paylaşmayı ve etkileşimde bulunmayı öğrenmeleri önemlidir. Bu açıdan:

- Kreş veya ana sınıfına devam etmesi faydalı olur.

- Çocuğunuzun “ev ortamında” etkileşimde bulunmayı öğrenmesi için başka çocukları evinize davet edebilirsiniz.

- Çocuğunuz başkaları ile baş etmekte zorlanıyorsa, önce tek bir çocukla ilişkisini teşvik edip, daha sonra bu ilişkiyi başka çocukları da kapsayacak şekilde genişletmeyi düşünebilirsiniz. Çocuğunuza başka çocuklarla bağlantı kurmak için yöntemler bulmasında yardımcı olmalısınız.

- Tatil için çocuğunuzun arkadaşlıklar kurabileceği yerleri tercih edin. Ayrıca çocukları olan başka ailelerle bir araya gelerek ortak tatil planlayabilirsiniz.

- Bazı çocuklar kitap okuma ya da resim yapmak gibi tek başına aktivitelerden hoşlanabilirler. Bazıları ise doğal yapısı gereği daha sosyal bir yapıya sahip olabilir ve başka çocuklarla daha sık temas kurmasını sağlamanız gerekebilir.

Tek çocuk anne-babalarının mutlu orta yolu bulması

Tek çocuk anne babalarının sergilediği iki aşırı uçta yer alan tutumların arasında sağlıklı ve mutlu bir orta yol bulunabilir.

Örneğin anne babanın yaşamının tek odak noktasının tek çocuk olması bir aşırı uçta ve tek çocuğun anne-babasının geç saatlere kadar çalışan, yoğun sosyal yaşamları olan ve hiç evde bulunamayan kişiler olması diğer aşırı uçta yer alır.

Sağlıklı ve mutlu orta yol ise anne-babanın kendi hayatını da yaşadığı, sadece çocuğa yaslanmadığı, ancak çocuk ile kaliteli zaman geçirdiği ve mutlu bir ilişki kurduğu dengeli bir yapıdır.

Bazı sorunlar ve öneriler

Tek çocukların anne-babaları çocuklarından ayrılmakta ve çocuk büyüdükçe yaşına uygun bağımsızlığı tanımakta zorlanabilirler. Bu durumun farkında olabilmek için çocuğunuza yakın yaşta çocukları olan ailelerle kendinizi kıyaslayabilirsiniz. Ayrıca, kendinize ait, özel ilgi alanlarınızın olmasını da mutlaka sağlayın.

Bunun yanında, çocuğa daha iyi olanaklar ve fırsatlar sunabilmek amacıyla tek çocuk sahibi olmaya karar veren anne babalar çocuğa aşırı beklenti yüklemekten kaçınmalıdırlar. Bu durum siz farkında olmadan da yaşanabilir.

Çocuğunuzun kendisini olduğu gibi sevdiğinizi ve değer verdiğinizi anladığından emin olun ve mantıken başarabileceğinden daha fazlasını beklediğiniz hissine kapılmamasını sağlayın. Bu gibi durumlarda çocuğunuz için gerçekçi olanı değerlendirmek amacıyla öğretmenlerinden de fikir alabilirsiniz.

Unutmayın

Tek çocuk olmak bir dezavantaj değil bir realitedir. Tek çocuk olan bazı çocuklar çok mutlu olabilir, bazıları sorunlar yaşayabilir ama unutmayın ki aynı şey geniş ailelerde yetişen çocuklar için de geçerlidir. Kimin mutlu, kimin mutsuz olacağını önceden bilmek olanaksızdır.

Paylaşma, şefkat ve başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarlılık gibi özellikler kaç kardeşe sahip olduğuna değil, sizin ona öğrettiklerinize bağlıdır. Ayrıca günümüzde ekonomik durum, zaman sıkıntısı, anne-babanın her ikisinin de çalışması ve ileri yaşlarda aile kuranların sayısının artması çocuğunuzun “bağlantı kurabileceği” çok sayıda tek çocukla bir arada olacağı, yani sosyal ortamlarda “tek kalmayacağı” anlamına da gelir.

Tek çocuk anne-babası olarak aşırı korumacılıktan ve çocuğun yaşamının her alanına müdahale etmekten kaçının.

Çocuğunuzun tek çocuk olmasını takıntı haline getirmeyin. Özellikle kalabalık ailelerde yetişen anne-babaların, çocuklarının kardeşi olmamasını sürekli gündem konusu etmeleri, çocuğun kendini bir eksiklik duygusu yaşamak zorunda hissetmesine yol açabilir.

Hiç kimsenin tek çocuk kararınızdan dolayı kendinizi suçlu hissettirmesine izin vermeyin. Rahatlayın ve “eşsiz” çocuğunuzun keyfini çıkarın.

Gebelik Beslenme Klavuzu

Gebelik, insan yaşamında beslenmenin en önemli devrelerden biridir. Gebelik dönemindeki beslenme şekli, anne ve doğacak bebeğin sağlığını büyük ölçüde etkiler. Bu gerçek, halk arasında gebe annenin, iki kişilik yemesi gerektiği fikrini doğurmuştur.Oysa gebelikte fazla beslenme de, yetersiz beslenme kadar anne ve bebek sağlığına zarar verir.

Kadın Doğum Doktorları ve Beslenme Uzmanları, gebelikte annenin her ay ortalama 1 kg. ağırlık kazanmasını önermektedirler.

Önerilen bu ağırlık artışının, beslenme ilkelerine uygun bir biçimde sağlanması gerekir. Yiyecekler, türlerine göre vücutta çeşitli görevler yaparlar. Benzer görevleri yapan yiyecekler bir araya getirilerek aşağıdaki gruplar oluşturulmuştur. Yiyeceklerinizi bu gruplardan seçip, doktorunuzca önerilen miktarlarda yiyerek, yeterli ve dengeli bir şekilde beslenebilirsiniz.

Yiyecek grupları:

1-Et, yumurta, peynir, kuru baklagil grubu
Bu yiyecekler beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimini, kan yapımını ve büyümeyi sağlarlar.

2- Süt ve Yoğurt Grubu :
Bu yiyecekler, büyüme ve gelişme için özellikle kemik ve diş gelişiminde gereklidirler

3-Sebze ve Meyve Grubu :
Bu yiyecekler, büyüme ve gelişme için gerekli vitaminleri; özellikle C vitamini içerirler. Ayrıca posa bıraktıkları için, gebelikte çok sık görülen kabızlığın giderilmesinde de yardımcı olurlar.

4- Tahıl Grubu
Bu yiyecekler daha çok enerji sağlarlar. Büyüme ve gelişmeye de yardımcı olurlar.

Kaynak:Hacettepe Üniversitesi Hastanesi
Beslenme ve Diyetetik Bölümü

Küçük Yaşlarda Beslenme Alışkanlığı

Çocuğunuzu küçük yaşlardan itibaren bilinçli beslenmeye alıştırın:

- Öğün aralarında abur cuburla karnını doyurmasına izin vermeyin. Meyve, yoğurt veya tereyağlı, reçelli ekmek yedirin.

- Süt, yoğurt ve peyniri günlük beslenme programından eksik etmeyin. Çok değerli kalsiyum kaynağı olan süt ve sütlü ürünler düzenli olarak alındığında, olası osteoporoz riskini en aza indirger.

- Bol demir içeren besinleri yedirin. Büyüme çağındaki çocukları anemi riskinden uzaklaştırmak için et, kuru baklagil ve yumurtayı günlük beslenme programında dönüşümlü olarak kullanın.

- Tüm sebzeleri hafta boyunca değişimli olarak yedirin. Sevmediği sebzeyi ise makarna, pilav eşliğinde veya çorba içinde yedirin.

- Çok tatlı ya da çok tuzlu besinlere alıştırmayın, aksi halde çocuk büyüdükçe bu yanlış damak alışkanlığı da giderek büyüyecektir.

- Patates kızartması ya da gazozlu içecekler gibi yiyecekleri sofradan uzak tutun.

- Çocuğunuz sağlıklı ise, kilo ve boy açısından normal bir gelişme içindeyse az ya da çok yemesi konusunda endişelenmeyin.

- Sevmediği meyveleri dekoratif bir şekilde doğrayıp ona sunun. Yemek saatini zevkli bir alışkanlık haline getirin.

Çocuklarda Cinsel Eğitim

Büyüme çağında bulunan çocuklar, kuş gribi endişesiyle tavuk ve yumurta yiyemediği için risk altında... Çocuklara, protein eksikliğinin giderilmesi için balık ve süt verilmesi önerildi

Kuş gribi nedeniyle tavuk ve yumurta yiyemediği için sağlıklı büyüme açısından risk altında bulunan çocukların, bu ürünlere alternatif olarak balık, süt ve süt ürünlerini tüketmeleri önerildi. Selçuk Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Mustafa Karakaya, tavuk ve yumurtanın hayvansal proteinin karşılanması açısından önemli ürünler olduğunu söyledi.

'Ucuz kaynaklar'
Bu ürünlerin ucuzluğu nedeniyle özellikle orta ve dar gelirli aileler tarafından daha fazla tüketildiğini ifade eden Doç. Karakaya, yumurtanın anne sütünden sonra gelen en önemli besin olduğunu, ancak kuş gribi korkusu nedeniyle artık çocuklardan uzak tutulduğunu belirtti.
Karakaya şöyle konuştu: "Kuş gribi, hayvansal protein eksikliğini ciddi boyuta taşıdı. Et ve yumurtadan uzak büyüyecek çocuğun sağlıklı gelişmesi beklenemez."

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2006/01/23/guncel/gun03.html
Çocukların cinsellikle ilgili soruları pek çok aileye zorlu anlar yaşatır. Ancak bunun doğal ve sağlıklı bir merak olduğunu kabul etmek, doğru ses tonu ve kelimelerle soruları basitçe yanıtlamak çocukların meraklarını tatmin etmeye yetiyor.

Çocuk büyütmenin kolay olduğunu herhalde kimse iddia edemez. Çocuklar büyürken zaman zaman zorlu anlarla karşılaşılır. “Eyvah, çocuğum büyüyor”, dedirten anlardan biri de şüphesiz çocukların cinselliklerini keşfetmeleriyle başlıyor, çünkü bu keşfin ardından sorular geliyor: “Ben nasıl doğdum?”, “Kızlar neden ayakta çişlerini yapamıyor”, “Neden benim pipim var da senin yok anne”... Bu soru listesi daha çok uzayabilir ve daha rahatsız bir hal alabilir. İşte tam bu noktada durun ve derin bir nefes alın! Çocukların cinselliği keşfi diğer keşiflerinden çok farklı değil. Mevsimlerin değişmesi, kedilerin neden konuşamadıkları ne kadar ilgilerini çekiyorsa, farklı farklı cinsiyetlerin olmasını keşfetmeleri de bir o kadar ilgilerini çekiyor, sadece merak ediyorlar ki bu da çok normal. Ancak cinselliğe bakışlarının sağlıklı olabilmesi ailelerinden ve dışarıdan gelen tepkilere göre belirleniyor.

Cinselliğin Keşfi
Çocukların cinsel konulara ilgi duymaya başlaması bir anda olmuyor. Adım adım gelişiyor, ancak genellikle iki üç yaş civarında bu konuya ilgi göstermeye başlıyorlar. Bu dönemde, ilk aşama çocuğun kendi cinsiyetinin bilincine varması. Hemen ardından da karşı cinsi tanımak istiyor ve kendisi ile karşı cins arasındaki farklılıkları inceliyor. İkinci aşamada çocuklar cinsel kimliklerine sahip çıkmaya başlıyor. Kız çocukların sürekli elbise ve etek giyme konusundaki ısrarları, erkek çocukların külotlu çorap giymeye karşı dirençleri cinsel kimlik davranışlarının belirgin örneklerini oluşturuyor. Çocuk gelişimindeki diğer her konuda olduğu gibi, cinsiyetin keşfedilmesi ve cinselliğe ilgide de çocuklar bireysel farklılıklar gösteriyor, kimi çocuk iki yaşında bu konulara ilgi duymaya başlarken, kimisi dört yaşına doğru ilgi duymaya başlıyor. Çocuğunuzun cinsiyetini keşfetmeye başladığı dönemi davranışlarından olduğu kadar, sorduğu sorulardan da anlayabiliriz. Cinsel organıyla oynamaya başlaması, çıplak dolaşmakta ısrar etmesi, yaşıtı arkadaşlarının veya anne babanın cinsel organını görmeyi talep etmesi, cinsiyet farklılığını öne çıkaran oyunlara ilgi göstermesi, kendi kendini uyarmaya başlaması ve karşı cinsi tanımak, karşı cinsle kendi cinsi arasındaki farklılıkları ve insanların nasıl ürediğini öğrenmek amacıyla sorular sorması, çocuğun cinsiyetini ve cinselliği keşfinin göstergeleri.. Bu noktada anne babalar kendi eğitimlerine, sosyo-kültürel düzeylerine, aile yapılarına, ahlaki değerlerine ve inançlarına göre çocuğun sorularını yanıtlamaya başlıyor.

Çocuğun cinsel eğitimi
"Aileler bu noktada tıkanabiliyor, çünkü uygun cevabı vermek gerekiyor, gelecekteki hayatını yanlış etkilememiş olmaktan çekiniyorlar. Genelde ilk soru kendisiyle ilgili oluyor ve daha sonrasında sizi merak ediyor ve görmek istiyor, peki ne yapmak lazım?" Amerikan Hastanesi ve Persona Danışmanlık çocuk psikiyatristlerinden Güzide Soyak tüm anne ve babaların kaygısını ortaya koyan bu kilit soru için danışılan uzmanlardan biri. Gerçekte çocukların merakı ne kadar masumane olursa olsun, anne babaların çocukla ilişkilerinde en çok zorlandığı alanlardan birinin bu olduğunu söyleyen Güzide Soyak, “çünkü bizim kuşağımız ayıplarla ve yasaklarla çok daha örülüydü. Bu yüzden bu soruları yanlış yanıtlama kaygısını daha yoğun yaşıyoruz,” diyor. Güzide Soyak’ın anlattığına göre anne babaların başvurabileceği bir sürü kitap var, ancak bunlar daha çok gelişimi anlatıyor, oysa ailelerin kendi içlerinde yaşadıkları çok özel şeyler de olabiliyor. Çocuk babayı çıplak görmüş olabiliyor ya da bu konuda talebi olabiliyor. Çocuk “benimki böyle, seninkini göster” diyor. Ya da istemeden, ama biraz daha sıkıntılı şeylere maruz kalmış olabiliyorlar, anne babanın cinsel ilişkisine tanık olabiliyorlar. Ya da çocuktan bu konu hakkında çok soru geliyor.

Ancak öncelikle şunu belirtmek gerekir. Çocuğunuz size cinsellikle ilgili sorulara başladığında kafasında sizin sahip olduğunuz önyargılara sahip değil. Bunu oluşturacak sizlerin çocuklara yaklaşımınız oluyor. Bu nedenle kendi cinsiyetinin bilincine varmaya ve cinsel konulara ilgi duymaya başlayan çocukların anne babalarının ve çocuğun ilişkide olduğu diğer büyüklerin çocuğa verdiği mesajlar çok önemli. Mesajların sadece sözlü olmadığını unutmamak gerek, ailelerin sadece sözlerine değil, davranışlarına, mimiklerine ve ses tonlarına da dikkat etmeleri gerekiyor. “İfade çok önemli. Açıklamaları her zamanki ses tonunuzla vermeli ve doğru kelimeleri seçmelisiniz,” diyen Güzide Soyak, “öyle yapılmaz”, "nasıl gösterirsin" gibi sert tepkiler verdiğinizde, çocuğun tepkinizi okuyarak yanlış mesajlar alabileceğini söylüyor: "Cinsellik onun için anlamlı bir şey değil, o sadece merak ediyor, tıpkı diğer her şeyi merak ettiği gibi. Sadece cinsellikle ilgili değil, bütün ilişkiyi böyle yapılandırmak gerekiyor. İlişkinizle ilgili birtakım kuralları oluştururken de uyulması gereken temel prensipler bunlar. Doğru ses tonu, doğru kelimeler. İlişkiniz iyiyse, zaten çocuk da bunu kurcalama gereği duymaz. Aldığı cevaptan tatmin olur."

Çocuklarda mastürbasyon
Çocukların cinsel organları ile oynayarak kendilerini uyarmaları günümüzde normal karşılanıyor. Ancak yine de aileleri tedirgin eden ve ne yapacaklarını tam olarak bilemedikleri bir alan. Güzide Soyak'a göre merak eden ve keşfeden bütün çocuklar mastürbasyon yapıyor, ancak anne çocuk ilişkisi iyi değilse, çok yoğun olarak yaşanabiliyor. Bu noktada müdahale edilmesi gereken mastürbasyondan önce ilişkinin kendisi. Özellikle evin içinin gergin olduğu, anne çocuk ilişkisinin çatışmalı olduğu durumlarda, özellikle bu tarz merakları olduğunda sert tepki görüyorsa, cezalandırılma, ayırma, eleştirilme, ayıplama gibi uyarılar almaya başlıyorsa mastürbasyon artıyor. İlişki üzerinden tepki çektiği zaman, her ne kadar tatsız bir ilişki tarzı bile olsa, annenin kızacağını bile bile yapmaya devam ediyor, çünkü annenin ilgisini üzerinde tutmuş oluyor. Bu hareketler devam ettiğinde, anne çok huzursuz oluyor, çünkü sınır tam oluşmadığı için çocuk bunu her yerde yapmaya devam ediyor. O noktada kendi odasının, özel bir yerinin olduğunu, bunu herkesin arasında yaptığında hoş durmadığını anlatmak gerekiyor. En önemlisi de ilişkiyi tamir etmek gerekiyor: "Çocuklar durup dururken çok yoğun mastürbasyon yapmaz. Her çocuk mastürbasyon dozunu çok yüksek yaşamıyor."

Çocuğun cinsiyetini keşfetmeye başladığı dönem, davranışlarından olduğu kadar, sorduğu sorulardan da anlaşılabilir. Bu noktada anne babalar eğitimlerine, sosyo-kültürel düzeylerine, ahlaki değerlerine ve inançlarına göre soruları yanıtlamaya çalışır.


Güzide Soyak, özellikle kız çocuklarında bebeklikten itibaren bebeklik mastürbasyonu denen duruma da dikkat çekerek, bunun tahrişten kaynaklanabileceğini söylüyor. Böyle durumlarda ilk önce çocuk doktoruna danışmakta fayda olduğunu söyleyen Soyak, "öncelikle o bölgede bir kızarıklık, tahriş olup olmadığına bakmak gerekiyor. Sadece medikal destek alıp hiçbir sorunu kalmayan çocuklar görüyoruz," diyor.

Yanıtı başka yerde aramasın
Çocukların gelişimlerin tamamlayabilmeleri için sorulan tüm soruların cevaplandırılması gerekiyor. Çocuklar hayatı tanımaya başlamalarıyla beraber ilgi alanları da genişliyor ve özellikle ülkemizde pek çok ailenin çocuklarıyla konuşmaktan kaçındığı cinsel sorular başlıyor. Çocukların gelişimini en iyi şekilde tamamlamaları ve sağlıklı bir cinsel hayata sahip birer yetişkin olabilmeleri için gerekli cinsel eğitimi almaları gerekiyor. Anne ya da babasına cinsellik hakkında sorular yönelten çocuk gerekli cevapları alamadığında ya da ters bir tepkiyle karşılaştığında, merakını değişik yollarla gidermeye çalışabiliyor. Bunu önlemek için de gerek ailenin gerekse okulun çocuğu tatmin edici, ancak ihtiyacından fazlasını içermeyen açıklamalarına ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız.

Amerikan Hastanesi ve Persona Danışmanlık’tan Çocuk Psikiyatrı Güzide Soyak sorularımızı yanıtladı:

"Çocuğun sınırlarını öğrenmesi şart"

Çocuğun cinselliğini keşfi nasıl başlıyor?
Daha çok 2-3 yaş arası çocukların bu konuya ilgi göstermeye başladığı yaşlar. Ama değişim adım adım oluyor. Özellikle bu dönemde okul öncesi eğitime başlayan çocuklar, buradaki işler içinde herkesin cinsiyetleri arasında farklılıklar olabileceğini, bunun doğal ve normal olduğunu öğrenmeye başlıyor. Çocuklarda henüz bu konuda sınırlar tam olarak oluşmadığı için bu konuda akıllarına takılan ne varsa sormak, bazen de başkalarının cinsel organlarına dokunmak isteyebiliyorlar. Asıl sıkıntı da burada başlıyor. Ailelerde bir noktada tıkanabiliyor, çünkü uygun cevabı vermek gerekiyor. Bu soruyla bize gelen ailelere diyoruz ki, buradaki esas sorun sınır sorunu, yani kendisi ve başkaları arasında bir sınırın ve mahremiyetin oluşturulması gerekiyor. Çünkü iki üç yaşında çocuklar başlarına gelebileceklerden çok haberdar değil. O dönemde hala yıkanması, tuvalet temizliğiyle ilgili anneden babadan yardım istemek durumundalar. Bir yetişkine ihtiyaçları var. Sonuçta dokunmak onlar için normal. Dolayısıyla anne ve babasının cinsel organını görmek istediğinde, buna izin verirseniz ona “bu aslında herkese yapılabilir ve herkesten talep edilebilir” mesajını vermiş olursunuz. Oradaki esas sorun görmesi ya da görmemesi değil. Bu çocuk yarın öbür gün bir başka yetişkinden de bunu talep edebilir, yani sınırını oluşturamayabilir. İkincisi bir başka yetişkin onu bu konuda istismar ettiğinde çocuk bunu anlamayabilir.

Peki böyle bir durumda ne yapmak gerekiyor?
Bu talepte bir yanlışlık yok, tabii ki görmek isteyebilir, o zaman ona “tamam haklısın, ama beni çıplak görmenden hoşlanmıyorum, biz yetişkinler vücutlarımıza pek birbirimize göstermeyiz, cinsel organlarımızı birbirimize göstermeyiz, bu çok normal bir şey değildir” dememiz gerekir. Bu merakı keşfettiğiniz anda, çocuklar için hazırlanmış çok iyi malzemeler, yayınlar var, uzmanların hazırladığı bu yayınlarla tanıtmaya başladığınız takdirde, çocuk bu sorunun üzerinde çok fazla durmaz. Aslında özellikle cinsellikle ilgili konularda, sorularda nasıl cevap verebileceğimizi tam bilemiyoruz ve bazen o sorunun karşılığını bir yetişkin düzeyinde vermeye çalışıyoruz. Çocukların çok da öyle cevaplara ihtiyacı olmuyor. Onlar sadece görmek istiyor. Oradaki amaçta görmekten ziyade kendi sınırını oluşturmak. Siz göstermediğinizde ona başka bir şey öğretiyorsunuz ve diyorsunuz ki “bak herkesin sınırı vardır” ve “bu herkesten istenecek bir şey değildir”, “sen de kendini kapatıp gezmelisin, tuvaletten normal tuvaletini yapıp ondan sonra toparlanıp yerine dönmen gerek” demeliyiz. Özellikle bizde anneler, kız ya da erkek hiç fark etmiyor, tuvalet ve bireysel temizliğine gereksiz bir yardımda bulunuyorlar. Bu çocuğun sınırlarını oluşturması açısından son derece yanlış bir davranış. İki üç yaşından itibaren çocuklar bütün temizliklerini yapabilecek düzeye gelebiliyorlar. O arada öğretilmesi gerekenler temizliğini tam olarak sağlaması kadar, külotunu kaldırması, elbisesini derli toplu hale getirmesi de olmalı. Çıplaklık halinin toplum içinde kabul edilen, tercih edilen bir şey olmadığını ona uygun dille anlatmak gerek.

Anlaşılan sosyal sınırları çizmek bu eğitimin önemli bir parçası
Kesinlikle. Ev içinde bir başkasını çıplak görmek konusunda sınırı olmayan birisinin günlük yaşamda sınırlar konusunda zorluk yaşayacağını düşünüyorum. Her girdiğiniz düzen içinde, her türlü hayatın içinde belli birtakım sınırları oluşturmak zorundayız. Özellikler gelişim açısından bakıldığında sınırların zamanında oluşturuluyor olması, çocuğun bu toplum içinde var olurken, diğer kuralları da öğrenirken rahat olmasını sağlar.

"Ben nasıl dünyaya geldim" sorusunu nasıl yanıtlayacağız?
Bu nesil çocuklar artık bu soruyu sormuyorlar. Son üç dört yıldır sorulan bir soru değil. Artık eğitim kurumları bunu çok güzel hallediyor. Ailelere çok fazla iş kalmadı. Sadece uygun olmayan pozisyonları görürlerse, televizyonda mesela dozu aşmış bir cinselliği, hakikaten cinsel ilişkiyi gösteren bir sahne görürse o zaman kafasında sorular oluşuyor. Zaten biliyor penisin, vajinanın ne olduğunu. Bilmedikleri o ilişkinin o kadar sert yaşandığı, çünkü onlara sevmek diye anlatılıyor. Anaokulları, okul öncesi eğitim kurumları iki yaşından itibaren kızla erkek arasındaki cinsiyet ayrımından başlayarak, üremeyi anlatıyorlar. Ama sadece insanların üremesini değil, çiçeğinkini de, bitkininkini de... Bütün canlıların üreme sistemini biliyorlar.

Anne ve Baba Arasındaki Sorunların Çocuğa Etkisi

Anne-babanın aralarındaki bazı tartışmaların çocuğa zararı yoktur. Ancak tartışmaların boyutları önemlidir. İnsanlar anlaşmazlıklarını tartışarak çözümlerler. Bu da çok doğaldır. Fakat tartışmalar; tartışmaktan öte, küfür, vurma, kırma, döğüşme şekline dönüşürse çocuğun dengesini zedeleyebilir. Çocuğa pek bir yarar sağlamayacağı gibi kızgınlık, öfke türü duygularını bastırması, kontrol etmesi gerektiği zamanlarda kötü bir örnek teşkil edecektir. Çocuğun; kendini koruyan, bakımını sağlayan kişilerin kontrolünü kaybettiğini görmesi, güvenini yitirmesine ve endişe duymasına sebep olacaktır. Bu tür örnekler ile karşılaşan çocukta; panik, korku, bazen de kabuslara rastlanabilir.


"Hiçbir Şey Yok" Demeyin

Bu tür davranışlar ile karşılaşan çocuğa "hiçbir şey yok" demek, açıklama yapmamak, belli etmemeye çalışmak çocuğu sakinleştirmeyecek, bilakis açıklama yapmadığınız için düşündüğü, hayal edeceği şeyler belki de daha kötü olacaktır. Diğer bir yönde anlaşmazlıklarınızı onun anlayacağı, ancak gerçekleri söyleyerek anlatmadığınızda ikiliklerle dolu bir dünyada yaşamaya yönelecektir. Tartışmalardan öteye giden anlaşmazlıklar sonucu "evi ayırma boyutuna gelindiğinde" çocuğunuza aranızdaki anlaşmazlığın ciddi olduğunu belirtmeniz gerekir. Sakladığınız takdirde daha sonra yapılan açıklamaları anlamakta güçlük çekecektir.


Bozulan Evliliği İyi Göstermek Güvensizlik Doğurur

Bozulan evlilikleri, iyi-olumlu gibi göstermeniz ileride çocuğunuzun karşılaşacağı olaylara karşı güvensiz olmasına neden olabilir. Diyelimki; eşinizden belli bir süre anlaşmazlıklarınızı gidermek veya düşünmek için bir süre ayrı yaşamaya karar verdiniz. Sadece bunun sizin ve eşiniz arasında bir anlaşmazlık olduğunu bazı kararlar almak için zamana ihtiyacınız olduğunu, ayrı yaşarken bu anlaşmazlıklarınızı çözmeye çalışacağınızı belki tekrar mutlu bir aile olabileceğinizi söyleyin. Bu anlaşmazlıkların sebebinin kendisinin olmadığını vurgulayın.

Çiftler arasındaki ayrılıklar bazen de hastalık veya alkolizm ile ilgili konularda olabilir. Çocuğunuza yapacağınız açıklama, eşinizin hastalığı ile ilgili olarak elinizden geleni yaptığınız, bir doktora başvurduğunuz ve ona doktorların yardım edeceği şeklinde olursa daha iyi anlamasını sağlar. Ancak; eşiniz tedavi olmayı reddediyorsa ve siz de yapacak başka birşey kalmadığını düşünüyor ve ayrılmaya karar verdiyseniz, çocuğunuzun sizi anlaması biraz daha zor olacaktır.

Çoçuğunuzun, hasta olarak kabul ettiğiniz eşinize hiçbir yardım yapmadan terkettiğiniz endişesine kapılmaması için defalarca da olsa sebeplerini anlatmalısınız.

Çocukların endişeleri bugüne kadar ona bakmış olan anne-babasının ayrılığı ile ona kimin bakacağı, ihtiyaçlarını kimin karşılayacağı endişesidir. Çocuğunuz boşanma kararınız karşısında direnecek kabul etmek istemeyecektir. Her ikiniz de onu sevdiğinizi, her ikinizin de ayrı evlerde olacağı, ikiniz ile de ayrı ayrı da olsa birlikte olacağını açıklayın.


Üzülmesin Diye Söylenen Yalanlar Yarar Değil Zarar Verir

Boşanmanız sonucunda büyük üzüntü duyacağı bir gerçektir. Çocuğunuz ayrılmanıza sebep her ne olursa olsun suçlayıcı bir tavır alacaktır. İnsanlar sevdikleri kişileri yitirdiklerinde veya ayrıldıklarında taraflardan biri ne kadar ilişkide yıpratıcı olurlar ise olsunlar hep iyi yönler ve anılar hatırlanır. Çocuğunuz eski eşinizden bahsettiğinde gerçekçi olun. Ancak; abartarak kötülemeyin. Tüm canlılar gibi yeni ortamlara, olaylara yaşayarak alışacaklardır. Siz de çocuğunuza destek vererek, ancak anne-baba ayrılığını size ve çevresine koz olarak kullanmasına izin vermeyip, beraber yaşayarak yeni duruma ve ortama uyum sağlamasına çalışın.

Gerçekler doğru şekilde söylendiğinde faydalı, üzülmesin diye söylenen yalanlar ise, çocuğunuz için unutmayın ki zararlı olacaktır.


Boşanma ve Çocuk üzerindeki etkileri...

Boşanma kararı, süreci ve sonrası ebeveynler kadar çocuklar için de zor bir süreçtir. En sorunsuz boşanma vakalarında bile çocuklar anne-baba ayrılığından etkilenirler. Boşanmak ve ebeveynlerin ayrı evlerde yaşamaya başlamaları bir bitişin ama aynı zamanda bir başlangıcın da göstergesidir. Bu yeni yaşama alışma sürecinde dengeler değişecektir. Önemli olan ise iki ayrı ev arasında ortak dengeyi kurmayı başarmaktır, ki bu hiç de kolay değildir.

Çocukta; annesi babası ayrılınca ilk sarsılan duygu “güven”dir. Çocuğun, annesi babasıyla yaşarken oluşan “ güven duygusu ” bu ayrılıkla sarsılır. Elbette bütün etkiler için çocuğun yaşı, gelişim derecesi, o yaşa gelinceye kadar yaşadıkları, içinde bulunduğu kişilik durumu önem taşıyacaktır. Etkilenmenin biçimini, derecesini, buna karşılık olan tepkileri değiştirecektir. Bağımlı çocuklar daha derin etkilenmeler yaşarken, bağımsız yetişmiş çocuklar daha az, daha farklı ama etkileneceklerdir. Bunu unutmayalım. Anne babaları ayrılan çocuklar, ne denli karşıt düşüncelere, karşıt duygulara sahip olurlarsa olsunlar “onların yeniden birleşmelerini ” ister. Çünkü gereksinimleri budur. Onlar yitirdikleri güven duygusunu ararlar.

Anne babası ayrılan çocuk, birini ya da her ikisini birden suçlama eğilimdedir. Bu duygu çocuğun kendisine de yönelebilir.

Boşanma, çocukların kolay kavrayıp benimseyecekleri bir durum değildir. Hele okul öncesi yaşlarda büsbütün anlaşılmazdır. Çocuk anne-babaya yapışabilir, yani onlardan ayrılma korkusu ile davranabilir. Uyku, yemek, tuvalet problemleri görülebilir. Okul çocukları, anne-baba ayrılığını ayıp bir olay gibi saklama eğilimindedir. Öfkeli ve saldırgan davranışlar sergileyebilir, dikkati dağılabilir, notlar düşebilir, içe kapanabilir. Bu davranış biçimleri, çocuğun gelişim süreçleriyle birlikte farklılaşır.

Çocuklarda anne-baba ayrılığına bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal belirtiler çok çeşitlidir. Huysuzluk, hırçınlık, tedirginlik, içe kapanma, karamsarlık, depresyon ve saldırgan davranışlar en sık gözlenen belirtilerdir. Uyumsuzluk belirtileri; çocuğun yaşına, boşanmadan önceki örselenmesine ve boşanma sonrası dönemde, ana-babayla ilişkilerinin niteliğine göre değişir. Bu belirtilerin kalıcı olması da yine çok çeşitli etkenlere bağlıdır.

Her boşanmada, çocukların belli ölçüde örselendikleri göz önüne alınırsa, bunu en aza indirmek, ana-babanın yanlış tutumlardan kaçınmalarıyla sağlanabilir.

Bu nedenle, boşanması kesinleşmiş eşlerin şunları dikkate almasında fayda vardır:
  • Çocuğa boşanmanın ne demek olduğunu açık ve yalın bir dille anlatın. Bunu, eşinizi kötülemeden ve suçlamadan yapın. Geçinemediğinizi, bir arada mutlu olmadığınız, çabaladığınız halde anlaşmazlıkları gideremediğinizi belirtin.
  • Boşanmanın onu bir süre mutsuz, sinirli, hırçın yapabileceğini, bu tür duygularını saklamamasını, paylaşmasının onu rahatlatacağını söyleyin.
  • Boşanmada onun bir suçu olmadığını, onunla ilgisi bulunmadığını belirtin. Anne baba olarak sevginizin süreceğini, boşanmayla, anne ve babadan birini yitirmeyeceğini vurgulayın.
  • Çocuğu, eşinizle olan çatışmanızın dışında tutmaya çalışın. Onu kazanma yarışına girmeyin. Çocuğunuzu barışmak için aracı yapmayın.
  • Duygularınıza yenilip, çocuğu yan tutmaya zorlamayın. Size yaranmak için, eşinizi kötülemesine izin vermeyin.
  • Eski eşinizden öç almak için, çocuğu ondan yoksun bırakmayın. Bu durumda, asıl cezalanan eski eşiniz değil, çocuğunuzdur.
  • Çocuk, anne ve baba arasında top gibi gidip gelmemelidir. Bir evi, asıl evi olarak benimsemelidir. Çocukta sarsılan güven duygusu, ayrı yaşayan anne ve babayı sık görmesiyle değil düzenli aralarla ve sürekli görmesiyle onarılabilir.
  • Çocuğu, acıma duygularıyla ya da şımartarak eğitmeyin. Boşanma aşamasından sonra anne baba ayrı evlerde ve ayrı düzenlerde yaşasalar da çocuğun ortak bir tutum altında eğitilmesi gerekmektedir. Bunun için anne ve babanın evinde aynı kurallar olmalı, çocuğun eğitimi konusunda alınan kararlarda, kuralların uygulanmasında anne ya da baba birbirlerini sabote etmemeliler.
  • Ebeveynler çocuğun tedirgin ve güvensiz olduğunu düşünerek, aşırı tepkilerden kaçınmalıdır. Hele ki çocuk anne ya da babasına gönderilmemekle korkutulmamalıdır.
  • Çocukta gördüğünüz olumsuz davranışları, eski eşinize benzetmekten kaçının.
  • “Ne olacak babasının oğlu, babandan ne hayır gördüm ki senden göreyim! ”
    gibi ağır sözler kullanmayın.
Hazırlayan: Banu ÖZKAN